gdh'de ara...

Anglosakson İttifakı neden savaş istiyor? Ukrayna üzerinden "Ordo Ab Chao" stratejisi

1. resim

Ukrayna ve Rusya arasındaki gerginlik karşılıklı askeri adımlarla her geçen gün daha da artarken, neredeyse bütün uluslararası ilişkiler uzmanlarının ve askeri uzmanların dikkatini çeken bir durum var. Rusya'nın neredeyse her kademesinden gelen "Ukrayna'yı kuşatma planımız yok" açıklamasına rağmen özellikle ABD ve İngiltere'nin üst düzey isimlerinden ve basınından gelen üst perde savaş iddiaları!

Peki Rusya'nın 'Savaş planımız yok" açıklamalarına rağmen, özellikle ABD ve İngiltere neden bu iddiasında ısrarcı? ABD ve İngitere bir savaş mı istiyor? Ve Rusya'nın bir işgal planı yoksa neden sınırında büyük ölçekte askeri yığınak yapıyor?

Öncelikle bu soruların cevabını verebilmek için 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Batı insiyatifi ve çıkarları doğrultusunda kurulan yaklaşık 100 yıllık dünya düzeninin geldiği noktaya bakmak gerekiyor.

2. Dünya Savaşı sonrası SSBC'nin yıkılması ile birlikte kurulan düzende, dünya ABD'nin öncülük ettiği tek kutuplu bir düzene girerken, Doğu'nun kaynaklarının ve insiyatifinin adeta Batılı ülkelerin emrine verildiği bir sistemin temelleri atıldı.

Bu sistem, süreç içerisinde kurulan ve tamamen Batı'ya hizmet eden BM, Dünya Bankası, DSÖ ve AİHM gibi çeşitli kurumlarla da, sözde insan hakları, demokrasi gibi kavramlar üzerinden desteklendi ve resmileştirildi.

Ve kurulan bu sistemin çok uzun bir süre başarılı olduğuna dünya şahitlik etti. Afrika'nın yeraltı kaynaklarından Ortadoğu'nun petrolüne kadar zenginlikler doğrudan yahut dolaylı olarak Batı'ya akarken aynı zamanda Ortadoğu'da oluşturulan kaos ortamları ile sözde terör örgütleri ve dikta yönetimleri bahane edilerek yapılan silah satışları sayesinde ülkelerin diğer gelirleri de ABD ve Batı ülkelerine akmaya devam etti.

Gelinen noktada ise bu düzen büyük bir sekteye uğramış durumda.

ABD'nin Çin'e karşı kaybetmeye başladığı ekonomi mücadelesi, Rusya'ya karşı kaybetmeye başladığı etki alanı mücadelesi, Batı'nın sömürü düzeni kurduğu ve kendisini ayakta tutan gelirlerini sağladığı Afrika ve Ortadoğu gibi bölgelerdeki ülkelerin artık bu sisteme başkaldıran politikaları ile birlikte Batı'nın kurduğu ve yaklaşık bir asırdır işlettiği bu sistem işlevselliğini yitirmeye başladı.

Gelinen noktada sistemin ayakta kalabilmesi yada Batı'nın çıkarları doğrultusunda yeniden revize edilebilmesi için "Ordo Ab Chao" yani "Kaostan Düzene" planının uygulanması için adımlar atılmaya başlandı.

Bu plan öncelikle Covid-19 pandemisi süreci ile başlatıldı. İlk hedef, artık döngüsünü devam ettiremeyen ABD ve AB ekonomisinin dünya üzerindeki ekonomiler üzerinden beslenmesini sağlayacak ekonomik sistemin revize edilmesini sağlayacak bir ortamın oluşturulmasıydı. Nitekim bir ölçüde de başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Pandemi dönemindeki sadece aşı ve teknoloji ürünleri üzerinden Batı'ya akan rakamlara bakıldığında bunu rahatlıkla görebiliriz.

Fakat bu süreç ABD ve Batı'ya beraberinde yeni zorluklar da getirdi. Batı diğer ülkeler üzerinden yarattığı 'kendi halklarına sağladığı refah ortamını' da sekteye uğrattı. Gerek kısıtlamalar, gerek kapanmalar nedeni ile aksayan lojistik düzeni gerekse de Batı'nın yumuşak karnı olan enerji başlığındaki olumsuz gelişmeler Batı'nın dengelerini alt üst etti.

Üzerine bir de bu süreci fırsat olarak değerlendiren Afrika ve Ortadoğu gibi bölgelerdeki ülkelerin artık bu sisteme başkaldıran politikaları ve Türkiye gibi 'Dünya 5'ten büyüktür" diyen ve yükselen bölgesel aktörlerin ortaya çıkması ile sistem sürdürülebilirliğini kaybetmeye başladı.

Anglosakson İttifakı lokal bir savaş istiyor

ABD bütün bu gelişmeler ışığında, ekonomik anlamda Çin'e, etki alanı olarak da Rusya'ya karşı kayıplarının yanına bir de AB üzerindeki etkisini kaybetme riskini eklemiş oldu.

Özellikle NATO çatısı altında Avrupa'da da 'esas güç' olma misyonunu bugüne kadar devam ettiren ABD, yaşanan süreçte Fransa'nın 'NATO'nun beyin ölümü gerçekleşti', Almanya'nın 'Ukrayna'ya ölümcül silahlar vermeyeceğiz', Macaristan'ın 'Savaş durumunda askerlerimiz geri çekeriz' gibi çıkışlarından sonra burada da etkinliğini kaybetmeye başladığını anladı.

ABD için daha kötüsü ise özellikle enerji kaygıları nedeni ile bu Avrupa ülkelerinin Rusya ile yakınlaşmasının olabilirliğini görmesi oldu.

İşte bu noktada Anglosakson İttifakı olarak nitelendirebileceğimiz ABD ve İngiltere'nin hem işlevselliğini yitirmeye başlayan bir asırlık düzeni yeniden kendi lehine çevirme hem de 'esas güç olma' misyonunu korumak adına artık lokal bir savaşa ihtiyacı var.

Nitekim böyle bir lokal savaş, Batı bloğunu yeniden 'amasız olarak' biraraya getirirken, ABD'nin liderliğinin de yeniden kabullenilmesini sağlayacak. Diğer yandan ABD'nin bölgedeki varlığını meşrulaştıracak ve Rusya'ya karşı askeri ve özellikle ekonomik tedbirleri devreye almasını kolaylaştıracak.

ABD bütün bu veriler doğrultusunda tam anlamı ile bir savaş istemiyor. Rusya'nın Ukrayna'ya saldırması ABD'nin bütün bu hedeflerine ulaşması için yeterli. İşte bu nedenlerle 'Rusya'nın işgal planımız' yok açıklamalarına rağmen ABD ve İngiltere'nin üst düzey isimlerinden ve basınından üst perdede savaş başlıklarını görmeye devam ediyoruz.

Diğer soru ise Rusya'nın bir işgal planı yoksa neden sınırında büyük ölçekte askeri yığınak yaptığı?

Rusya, SSBC'nin dağılmasından sonra bağımsızlıklarını ilan eden ama hala arka bahçesi olarak gördüğü alan içerisindeki etkisini kaybetmek istemiyor. Bunun yanı sıra şüphesiz süper güç olma refleksleri ile yayılmacı politikalarını da sürdürmeye devam ettirmek istiyor.

Rusya'nın her fırsatta dile getirdiği NATO'nun genişlememesi şartı, arka bahçesi olarak kabul ettiği bölgelerde ABD ve NATO'nun askeri üsler kurması ve silah satışları ile delinmiş durumda. Rusya yayılmacı politikasını devam ettirirken süper güç olma misyonunu da ortaya koymaya çalışıyor. Özellikle Çin ile olan yakın ilişkileri bir Doğu bloğu haline gelmesini sağlayarak iddialarını ortaya koymasının önünü açıyor.

Rusya'nın istediği 'artık yeniden bir süper güç olduğunun' kabul edilmesi ve stratejik olarak bu şekilde kabul edilmesi. Bu hedefine de büyük ölçüde ulaştığını belirtmek gerekiyor.

Rusya bu içgüdüler ile aslında Ukrayna'dan ziyade NATO'nun genişlemesine karşın bir gövde gösterisi sergiliyor. Ukrayna sınırındaki büyük yığınakların sebebi de işte tam olarak bu. Rusya'nın burada asıl maksadı, masada pazarlık marjını artırmak ve istediklerini büyük oranda kabul ettirmek. Zira bu şekilde Ukrayna'yı ele geçirmekten çok daha fazlasını elde edebilir. Daha da ötesi masada da olsa yaklaşık bir asır sonra Batı'ya karşı bir zafer elde edebilir.