gdh'de ara...

Batı'nın İkiyüzlülüğü: Dünya için asıl nükleer tehdit aslında İsrail mi?

1. resim

ABD ve Batı ülkeleri İran’ın nükleer gelişimini bölgedeki en büyük sorun olarak gösterirken, ABD’nin bölgedeki kadim müttefiki olan İsrail'in benzer çalışmaları hakkında ise neredeyse tek bir analiz bile dünya medyasında yer almıyor. Nükleer silahlarla ilgili veriler neredeyse tüm dünya ülkeleri tarafından "güvenlik" gerekçesiyle net olarak açıklanmıyor ve gizli tutuluyor. İsrail’in nükleer programına dair veriler de bu kapsamda gizli tutuluyor ve açıklanmıyor. Fakat çeşitli zamanlarda parça parça basına yansıyan bazı veriler İsrail'in bu konuda neler yaptığını, hatta İran'dan pek de geri kalmadığını ortaya koyuyor.

İran’ın nükleer silah geliştirmesini önleme meselesi, son çeyrek yüzyıla damgasını vuran en önemli dış politika konularından birisi olarak dünya gündemindeki yerini korumaya devam ediyor.

ABD ve Batı ülkeleri İran’ın nükleer gelişimini bölgedeki en büyük sorun olarak gösterirken, ABD’nin bölgedeki kadim müttefiki olan İsrail'in benzer çalışmaları hakkında ise neredeyse tek bir analiz bile dünya medyasında yer almıyor.

Nükleer silahlarla ilgili veriler neredeyse tüm dünya ülkeleri tarafından "güvenlik" gerekçesiyle net olarak açıklanmıyor ve gizli tutuluyor. İsrail’in nükleer programına dair veriler de bu kapsamda gizli tutuluyor ve açıklanmıyor. Fakat çeşitli zamanlarda parça parça basına yansıyan bazı veriler İsrail'in bu konuda neler yaptığını, hatta İran'dan pek de geri kalmadığını ortaya koyuyor.

İsrail, Orta Doğu'daki nükleer faaliyetlere başlayan ülkelerin başında

İsrail Devleti'nin kurucusu olarak bilinen David Gurion, başbakanlık yaptığı dönemde Yahudi halkının "tek vatanı olan İsrail'in" bir Arap saldırısı tehdidinden korunması için nükleer güce sahip olması gerektiğini açıkça belirtmişti.

Uluslararası askeri uzmanların çoğunluğu, İsrail’in oldukça büyük bir nükleer cephaneliğe sahip olduğunu çeşitli üstü kapalı analizlerle belirtirken cephaneliğin ne kadar büyük olduğuna dair net bir bilgi ise veremiyor.

Nükleer faaliyetleri, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu veya herhangi bir başka kurum tarafından hiçbir şekilde denetlenmeyen İsrail, bazı resmi ve gayri resmi kaynaklara göre, nükleer silah envanteri bakımından dünyanın 5'inci ülkesi konumunda.

Örnek vermek gerekirse; İsrail, 1950'lilerin sonlarında Fransa'nın desteğiyle ülkenin güneyindeki Dimona kenti yakınlarında gizli bir nükleer tesis inşaanı başladı ve İngiliz istihbarat kayıtlarına göre Dimona nükleer tesisi 1963 yılında tam olarak faaliyete geçti.

İsrail bu tesisle, o dönemde yıllık 32 kilogram plütonyum üretme kapasitesi elde etti ve nükleer silah üretebilir duruma geldi. Tel Aviv'in bu tesis aracılığı ile ilk nükleer bombasını 1966 yılında elde ettiği tahmin ediliyor.

Bu gelişmenin ardından İsrail; eski ABD Başkanı Richard Nixon ve İsrail arasında 1969 yılında yapılan bir anlaşma ile Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'na (UAEK) üye olmama Washington'un nükleer tesisilerine müfettiş gönderme taleplerini de reddetti. Böylece nükleer faaliyetlerini tamamen denetimsiz sürdürme 'özgürlüğüne' kavuştu.

1986 yılında İsrail'in Dimona tesisinde çalışan bir teknisyen olan Mordechai Vanunu, İngiltere'nin Sunday Times gazetesine İsrail'in bu tesisteki gizli nükleer faaliyetlerini açıklamış ve ardından İsrail gizli istihbarat servisi Mossad tarafından İtalya'da yakalanarak vatana ihanetten hapis cezasına çarptırılmıştı.

Bu gelişmelere rağmen İsrail’in hala açıklanmış bir nükleer silah testi yok. Ancak yine örnek vermek gerekirse; İsrail'in 1979 yılında Güney Afrika ile iş birliği içinde atmosferik test gerçekleştirdiği birçok kaynakta yer alıyor.

Eski ABD Başkanı Jimmy Carter, İsrail’in gerektiği takdirde kullanıma hazır en az 300 nükleer silahı olduğunu tahmin etmişti. Eski İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ise İsrail’in en az 400 nükleer savaş başlığına sahip olduğunu açıklamıştı.

İsrail, uluslararası denetimden kaçıyor

Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nın tarafları, Orta Doğu’nun nükleer silahlardan ve diğer tüm kitle imha silahlarından arındırılması çağrısında bulunmaya devam ediyor. Bu doğrultuda Birleşmiş Milletler de 1995’ten bu yana İsrail’in Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması'nı imzalamasını ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu müfettişlerinin İsrail tesislerine girmesini istiyor. Ancak İsrail bu talepleri asla kabul etmiyor.

Geçtiğimiz yılın Mayıs ayında, Orta Doğu’da kitle imha silahlarından arındırılmış bölge oluşturulması yönündeki konferans, İsrail’in katılmaması gerekçe gösterilerek ABD, Kanada ve İngiltere tarafından engellendi.

Geçtiğimiz günlerde ise (3 Ocak 2022) gerçekleştirilen nükleer konulu toplantıda ABD, İngiltere, Kanada, Fransa ve diğer altı Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu üyesi ülke, nükleer silahsızlanma çağrısı yaparken yine kuruma üye olmayı reddeten İsrail hakkında hiçbir açıklama yapılmadı.

Demokrasi söylemlerinden, insan haklarına kadar birçok konuda iki yüzlü politikalar izleyen ABD ve Batı'nın, İsrail ile ilgili bu tutarsız ve iki yüzlü politikasını nereye kadar devam ettireceğini hep birlikte göreceğiz.