gdh'de ara...

Ben şarkı söyleyince dertler büyür: Dilberay

1. resim

Türk halk müziğinin usta sanatçılarından merhum Dilber Ay'ın hayat hikayesi, 'Dilberay' adlı filmle beyazperdeye uyarlandı. Büşra Pekin ve Zeliha Kendirci'nin Ay'a hayat verdiği film, izleyiciye acı ve sefalet dolu bir yaşam savaşı sunuyor.

Hayatın acımasız davrandığı, bir çileden diğer çileye savurduğu insanlar var bu hayatta. Hayal kırıklıkları, hüzünler, kısacası hayatın sillesini yemiş bir insanın hayatını değiştirmesi de kendi elinde. Yaşamın kurtulma mücadelesi, hayatın ta kendisi aslında. Kendi şansını yılmadan, usanmadan tırmalayarak almak… Başarısızlıklardan bıkmadan savaşmalı insan. Böylece kendi zirvene kavuşabilirsin.

Uzun süredir kulislerde konuşulan, nihayetinde çekimlerinin başladığını duyduğumuz ve beyazperdede kavuşmaya hazırlandığımız “Dilberay” filmi geliyor. Halk müziğinde eşsiz sesiyle her birimizde etki bırakmış olan usta sanatçı Dilber Ay’ın acılarla dolu hayatı, sinemada izleyicilere sunuluyor. Benim sinema dünyama ‘Beynelmilel’ filmindeki performansıyla aklıma kazınan, ‘Tavukları Pişirmişem’ şarkısıyla eğlendiren, neşeli ve kimi zaman kızgın haliyle hatıramda kalan Dilber Ay, ünlü olmadan önceki hikayesini çok merak ettiğim bir sanatçıydı. Çocukluğundan bu yana yoksulluk içinde geçen bir hayata sahip olan Dilber Babuş, çaresizlik ve baskıcı bir ailenin küçük kızı olarak karşımıza çıkıyor. Babası tarafından gördüğü zulüm, para karşılığı evlendirildiği adamlar tarafından da harcanan Dilber, bu sırada güzel sesinin keşfedildiği TRT mektubuna ve türkülere sarılıyor. Kaderine bir noktada baş kaldıran Dilber, müzisyen olmaya gittiği bu yolda da acılar yaşıyor. Tırnaklarıyla kazıya kazıya zirveye çıkan ve ‘Dilber Ay’ ın hüzün dolu yolculuğu sürükleyici bir şekilde takip ediliyor.

Neon ışıkların filme katkısı

Hayatı zulüm içinde geçen Dilber Ay’ın biyografi filmi, tabi ki hüzün ve dram dolu bir şekilde yapılabilirdi. Film, dram açısından kaliteli bir ton yakalayarak aslında ‘ajitasyon’ doyumunu çok abartmadan ve müziğe boğularak yapmaması konumundan tebriği hak ediyor. Ketche’yi bu konudaki iyi yönetimi için tebrik etmeli. Tabi ki daya sahneleri art arda olduğu için biraz fazla geliyor izleyene, bu da bir süre sonra negatif bir etki sağlayabiliyor. Ama teknik açıdan türevlerine fark atan bir görüntü kalitesi ve yönetimi olduğunu es geçmemeli. Filmin giriş sahnesi olan barakalı yaşam, fakirlik ve sefalet oldukça gerçekçi yansıtılmış. Özelikle pavyon sahnelerindeki yeşil ile kırmızı ‘neon’ ışıkların kullanımını ve hapishane sahnesindeki teknik çekime hayran kaldığımı ve filme efektif bir hava verdiğini söyleyebilirim. Aslında içimizde bir ‘korku hissi’ yaratan araba sahnesiyle filme mutluluk hissi konmuş olsa da dış araba sahnesinin animasyonla yaratılmış hissinin pek olmadığını söyleyebilirim. Keşke araba dış sahnesi çekimli olsaymış, çok daha güzel olurmuş. Ama ona rağmen umutlu bir sahne olduğunu söylemek mümkün.

Filmin senaryosu da aslında güzel yazılmış, ama Dilber Ay’ın çocukluk ve ilk evlilik bölümünde fazla bir hikaye işlendiği hissi de yok değil. Çocukluk bölümünde çok fazla kalmadan biraz daha son günlerinden hikayeler de yer alabilirdi sanki. Filmde en çok Dilber Ay’ın ‘mapushane’ temalı televizyon programından görüntüler, Cüneyt Özdemir’le yaşadığı ‘Zorunda mıyım’ çıkışı, ‘Beynelmilel’ filminin çekim süreci gibi detaylardan da olmasını isterdim. Belki de Dilber Ay’ın bilmediğimiz hayatı daha çok önde gösterilmeye çalışıldı filmde, ama tanıdık görüntülerden daha çok olması da bir beklenti olarak içimde kaldı. Ama tanıdık sahnelerden bir tanesi olan ‘Akşama Geleceğim – Tavukları Pişirmişem’ klibinin çekim süreci gibi bir detayın filme konulması, beni ayrıca eğlendiren ve sevindiren kısımlardan oldu. Pekin’i özellikle o sahnede ‘Dilber Ay’a tamamen bürünmüş olarak hissettim.

Dilber Ay’a bürünen muazzam iki oyuncu

Dilber Ay’a hayat veren Büşra Pekin ve Zeliha Kendirci’yi kutlamak gerek. Filmin ilk bölümünde Ay’ın çocukluğuna hayat veren Zeliha Kendirci, ilk oyunculuk performansında son derece başarılı. Sesiyle de filme büyük bir renk katan Kendirci, filmi sırtlayıp götürmeyi başarıyor. Zaman atlamasıyla beraber filme üçüncü çocuğunu doğuran ve daha da büyümüş Dilber olarak giriş yapan Büşra Pekin ise, komedi filmlerindeki üstün performanslarını bir anda gözümüzden siliyor. Her zaman kendini hayranlıkla izlettiren Pekin; bu kez yüzümüzü güldürmeyi de eksik etmese de, ağlatmayı da başarabileceğini kanıtlıyor. Dilber Ay’ın yüz ifadesini ve el hareketlerine de çalışmış olduğunu gösteren Pekin, muazzam sesiyle de izleyiciyi büyülüyor. Dilber Ay’ın şarkılarını layıkıyla seslendiren Pekin, ‘Noldu Gardaş’ türküsünde izleyiciye hüzün yolculuğu yaşatırken, ‘Tavukları Pişirmişem’ ile yüzümüzü gülümsetip eğlendiriyor.

Ayberk Pekcan’ın zirve vedası, Selen Uçer’ın ruha dokunan performansı

Geçtiğimiz haftalarda hayatını kaybeden sanatçı Ayberk Pekcan, kariyerine adeta zirve bir performans yapıştırarak aramızdan ayrılmış. Bir kez daha sanatçıyı anarak, ‘zalim baba’ karakterini iliklerimize işleyerek canlandırdığını belirtmek gerek. Selen Uçer, canlandırdığı anne karakterinde adeta ruha dokunan bir performans sergilemiş. İlk sahnesinden itibaren ‘keşke daha çok sahnesi olsa da izlesem’ dedirten, şiveyi çok güzel kullanan ve ‘mazlum anne-eş’ karakterini hissettirebilen bir performansla karşımızda. Dilber’in elini iyileştirmek için çabaladığı ve diğer eline kına sürerek ‘bu cennet kokusu’ dediği sahnede kalplerimi gönderdim. Bir diğer muazzam performans ise, Nursel Köse’ye ait. Filmde ‘anaç anne’ ihtiyacını karşılar nitelikte olan Köse, Dilberay’a başka bir ruh katıyor.

Beyazperdede acıyı ve dramı izlemeyi özleyenler için ilaç gibi gelecek olan Dilberay; mendillerinizi hazırlayıp ağlayacağınız, kimi zaman yumruklarınızı sıkarak sinirlendiğiniz, kimi zaman da içinizi mutlu edecek anlar yaşatacak bir film. Hayatın ağaca benzetildiği, her bir dalında farklı bir duyu yaşatacak türden hikayesiyle Dilberay, sinemalarda kaçırılmaması gereken bir tona sahip. Dilber Ay’ın anısına adeta bir ‘saygı duruşu’ niteliği taşıyor.