gdh'de ara...

Çin Rusya’yı yalnız mı bırakacak?

user
Doğu Han DursunYayın: 29.11.22 - 06:24
1. resim

💢 Rusya ve Çin, krizler karşısında işbirliklerini test ederken; eylemlerinin söylemleri kadar net olmadığı gerçeğiyle yüzleşiyor.

💢 Çin, bir kez daha Rusya’yı yalnız bırakmayı seçecek gibi görünüyor

15-16 Kasım 2022 tarihlerinde Endonezya’nın Bali şehrinde gerçekleşen G20 Zirvesi, Çin dış politikasına ilişkin değişim sinyallerinin gözlemlenebilmesi açısından mühim bir laboratuvar olmuştur. Özellikle de ABD Başkan Joe Biden’ın Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’le görüşmesi, uluslararası kamuoyunun ana gündem maddelerinden biri olmuştur. Söz konusu görüşme, Biden’ın Amerikan Başkanı olmasının ardından iki lider arasında gerçekleşen ilk yüz yüze buluşma olması bakımından oldukça önemli.

Taraflar arasındaki görüşmeye bakıldığında, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ve Tayvan Krizi’nin ön plana çıktığı görülmekte. Buradaki önemli husus, Cinping’in Tayvan Meselesi’ni Pekin’in “kırmızı çizgisi” olarak nitelendirmesidir. Bu da Pekin’in “Tek Çin Politikası”ndan taviz vermeyeceği anlamını taşımakta. Biden ise Çin’le rekabet edeceklerini; fakat çatışma istemediğini vurgulamış ve daha da önemlisi yeni bir “Soğuk Savaş” aramadığını belirtmiştir. Bu da Çin-ABD ilişkilerinde yakınlaşma arayışlarının ön plana çıktığı şeklinde yorumlanabilir.

https://gdh.digital/biden-ve-xinin-endonezyada-g20-zirvesi-oncesi-gorusmeleri-45820

Konunun Ukrayna boyutunda ise Çin’in Rusya’nın eylemlerinden rahatsızlık duyduğu biliniyor. Nitekim bu memnuniyetsizliğin Moskova da farkındadır. Bu kapsamda 15-16 Eylül 2022 tarihli ŞİÖ Semerkant Zirvesi’nde Cinping, savaşın uzamasından duyduğu endişeyi dile getirmiş ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de Çin’in kaygılarını anladıklarını belirtmiştir. Lakin Putin, ülkesine döndükten sonra adeta Çin’i umursamıyorcasına “kısmi seferberlik” kararı alarak savaşı tırmandırma eğilimi içerisinde olduğunu gözler önüne sermiştir. Kuşkusuz bu durum, Çin’in de Rusya’ya olan desteğini sorgulamasına sebebiyet vermiştir.

Aslında Çin, savaşın başından itibaren Moskova’ya beklediği desteği vermemiştir. Tarihsel olarak da Rusya, Soğuk Savaş döneminde ABD’nin pinpon diplomasisi kapsamında Çin’le olan yakınlaşmasını ve Çin’in bir anlamda kendisini “sattığını” hatırlamaktadır. Gelinen noktada akıllara soru ise şudur: Tarih tekerrür mü ediyor?

ŞİÖ’nün kuruluşundan itibaren Amerikan hegemonyasına meydan okuyan ve bu bağlamda çok kutuplu dünya düzenini savunan Rusya ve Çin, krizler karşısında işbirliklerini test ederken eylemlerinin söylemleri kadar net olmadığı gerçeğiyle yüzleşiyor. Öyle görünüyor ki; ittifakın irade bakımından zayıf aktörü de Çin. Zira gelişmeler, Pekin’in Batı’yla uzlaşmak istediğine işaret etmekte. Bilhassa Biden ile Cinping arasındaki görüşmede liderlerin nükleer silahların kullanılmasına karşı olduklarını belirtmeleri, nükleer silahları bir koz olarak kullanan Moskova’nın açıklamalara Pekin’in itirazı olarak okunabilir.

Dahası G20 Zirvesi öncesinde Cinping’in Almanya Şansölyesi Olaf Scholz’u Pekin’de ağırladığı ve bu görüşmelerde de benzer mesajların verildiği bilinmekte. Dolayısıyla Pekin, yalnızca Washington’la yakınlaşacağının mesajlarını vermemekte; aynı zamanda ABD’nin müttefikleriyle de işbirliği geliştirmenin yollarını aramaktadır. Bu durum, Cinping’in Bali’deki temaslarına da yansımıştır.

Bu çerçevede G20 Zirvesi’nde Cinping’in Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’la bir araya geldiği görülmüştür. Macron ise yapılan toplantıda Cinping’den Rusya-Ukrayna Savaşı’nda arabuluculuk yapmasını ve bir anlamda Putin’in geri adım atmasının sağlanması hususunda Cinping’in Rus lider üzerindeki üstünlüğünü kullanmasını talep etmiştir. Bu talebin, Scholz tarafından Pekin’de de dile getirildiği öne sürülmektedir. Dolayısıyla Batı, Çin’i ötekileştirmek yerine, sistemin ayakta kalmasını; yani krizleri aşmasını sağlayabilecek bir aktör olarak görmekte. Kuşkusuz ABD, Almanya ve Fransa gibi aktörlerin Çin’le olan ilişkilerdeki karşılıklı bağımlılık durumu; yani iktisadi münasebetler ilişkilerin sürdürülebilirliğini sağlamakta. Nitekim Biden da buna dikkat çekmiş durumda.

Bahse konu olan durumun farkında olan Çin hem ABD’yle hem de ABD’nin müttefikleriyle karşılıklı çıkarları önceleyen pragmatik bir işbirliği arayışı içerisinde. Bu da Çin’in Rusya’yı uluslararası toplumdan izole eden aktörlerle ilişkilerini derinleştirme eğilimi içerisinde olduğunu ortaya koymaktadır. Belki de bu durum, Moskova tarafından “ikinci ihanet” olarak algılanacak.

Çin, yalnızca Almanya ve Fransa gibi ABD’nin Avrupalı müttefikleriyle değil; aynı zamanda Pasifik jeopolitiğindeki partnerleriyle de işbirliği arayışı içerisindedir. Nitekim Cinping, G20 Zirvesi’nde Çin’in uzun yıllardır sorunlu ilişkiler yaşadığı Avustralya’nın Başbakanı Anthony Albanese’yle görüşmüştür. Böylece Çin, AUKUS çerçevesinde kendisini kuşatmaya çalışan aktörlerle aynı masa etrafında bir araya gelebildiğini göstermiştir. Bu toplantıdan sonra da ikili ekonomik ilişkilerin fırsatlarından bahsedilen açıklamalar yapılmıştır.

Benzer bir durum, Japonya Başbakanı Fumio Kishida ile Cinping arasındaki buluşmaya da yansımıştır. Aktörler, ekonomik işbirliğinin altını çizerek yakınlaşma eğilimini gözler önüne sermiştir. Burada göz aradı edilmemesi gereken bir diğer husus ise Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ardından özellikle de Kuril Adaları’na ilişkin anlaşmazlıklardan ötürü Rusya ile Japonya’nın karşı karşıya geldiği. Dolayısıyla Çin, bir kez daha Rusya’nın hassasiyetlerini görmezden gelmekte.

Sonuç olarak küresel sistem içerisinde ulaştığı ekonomik gücü ve potansiyel hegemon konumunu, modern kapitalist düzene dahil olmasına ve bu anlamda Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’ni “satmasına” borçlu olan Çin, Rusya’nın sistemden izole edildiği bir dönemde Moskova’yla birlikte hareket etmek yerine; bir kez daha Rusya’yı yalnız bırakmayı seçecek gibi görünüyor. Zira Pekin açısından ekonomik pragmatizm, retorik söylemlerle dile getirilen çok kutupluluk arayışından çok daha avantajlı gözükmekte. Elbette bu gelişmeleri, Kremlin’in de dikkatle izlediği öne sürülebilir. Bu da orta ve uzun vadede Moskova-Pekin hattındaki güven probleminin daha da derinleşebileceğine işaret etmekte.

Tartışma