gdh'de ara...

Putin-Macron görüşmesi ve krizin çözümü için son aktör Türkiye

1. resim

Rusya ile Batı arasında devam eden Ukrayna krizi günden güne daha karmaşık bir hal alırken, ABD ile yapılan görüşmelerin ardından Batılı liderler de Rusya ile görüşmeler yaparak 'arabuluculuk' adımları atmak konusunda çeşitli atılımlarda bulunuyor.

Bunun son örneği de Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron oldu. Macron, Rusya'yı ziyaret ederek Putin ile bir görüşme gerçekleştirdi. Fakat Macron'un havalimanında kimse tarafından karşılanmaması ile başlayan ziyaret, gerek görüşme sırasında verilen kareler gerekse görüşmenin ardından yapılan açıklamalar ile Macron için tam bir hayal kırıklığı oldu. Görüşme; Putin'in batılı liderlere mesafeli davrandığını net bir şekilde ortaya koydu.

Hatta batı basınına yansıyan birçok analizde; Macron'un, Rus lider Putin tarafından 'aşağılandığı' ve çözümün yolunun bu görüşmelerden geçmediğini ortaya koyduğu belirtildi.

Peki Putin Batı'dan ne istiyor ve Rusya'nın nihai amacı ne?

Rusya'nın Batı ülkelerinden ve NATO'dan talep ettiği şartlar özetle üç ana noktada özetlenebilir. Bunlar;

NATO'nun genişlememesi, Rusya sınırları yakınına konuşlanmış olan taarruz sistemlerinin geri çekilmesi ve NATO'nun 1997 yılına kadar sahip olduğu sınırlara geri dönmesi.

Putin'in bunları istemesindeki nihai amaç ise şüphesiz ki; Rusya'yı tekrar küresel bir güç haline getirmek ve dünyada karar verici olma inisiyatifini ele geçirmektir.

Putin bu hedefi gerçekleştirebilmek için geliştirdiği yol haritası çerçevesinde uzun süreden bu yana eski Sovyet topraklarından, Orta Asya'ya, Afrika'dan Ortadoğu'ya kadar 'yayılmacı' bir politika uygulamaktadır.

Ukrayna'nın jeopolitik önemi başta olmak üzere Batı ile Rusya arasında bir tampon bölge olması gibi birçok neden Rusya açısından Ukrayna'yı önemli bir hale getirmektedir. Ukrayna'nın Rus toprağı olmasından ziyade Rusya'nın bir uydusu haline getirilmesi süreci, Putin yönetiminin nihai hedefi için belirlediği stratejik yol haritasının en önemli adımlarından birisidir.

Daha özelde ise Ukrayna, Rusya'nın Karadeniz ve Doğu Avrupa'daki stratejik yol haritasının ve batıya meydan okuma vitrininin en önemli parçasıdır.

Çünkü Putin'e göre Ukrayna üzerinde batıya verilecek olan tavizler Rusya'nın nihai hedefine giden yolda sürekli olarak önüne yeni engellerin çıkarılması anlamına gelecektir. Bu nedenle Putin, Ukrayna'yı ele geçirmekten ziyade Ukrayna'yı bu büyük stratejisi doğrultusunda batıya karşı bir koz olarak kullanmaktır.

Putin, Ukrayna krizini ülkesi açısından yönetilebilir bir risk olarak kabul ediyor ve Batı'nın taviz vermesi için bu kriz hakkında sert bir duruş sergileyerek riskleri almaya devam ediyor.

Peki nereye kadar?

Bu sorunun cevabını vermek için öncelikle Rusya'nın olası bir NATO ve Batı ittifakına karşı koyabilecek güce sahip olup olmadığı sorusunun cevaplanması gerekmektedir.

Böyle bir güç karşılaştırmasında, farklı derinlikler ve farklı sonuçlar içeren alternatifler söz konusudur. Rusya, batı karşısında Çin ile yakınlaşması sözkonusu olsa da, genel görünümde jeopolitik olarak yalnızdır. Ve topyekün sıcak bir savaşa girmenin önemli ölçüde aleyhine sonuçlar doğurabileceğini görebilecek stratejik akla ve tarihten alabileceği derslere sahiptir.

Ve Putin, yıllardır hedeflediği Sovyet dönemindeki gibi küresel bir güç, küresel aktör muamelesi görme siyasi hedefine net bir şekilde ulaşmıştır. Üstelik bunu Batı içerisinde "gerçek bir bütünlük" olmadığını tüm dünyaya göstererek de taçlandırmıştır.

Bütün bu dengeler doğrultusunda Putin; izlemekte olduğu stratejiye kısa ve orta vadede ulaşmak için Ukrayna üzerinden Batıya karşı elde ettiği psikolojik üstünlüğü "ilan edeceği" bir yaklaşımla gelecek olan arabuluculuk teklifini artık değerlendirecektir.

Fakat Putin'in Macron ile yaptığı görüşme şunu göstermiştir ki; bu arabulucuğu gerçekleştirecek olan Batılı bir ülke yada batılı bir lider değildir. Ve bütün bu dengeler ışığında bu misyonu üstlenecek ve nihayete erdirecek olan tek bir aktör kalmıştır. Türkiye!