gdh'de ara...

Putin'in SSBC'ye ulaşma adımları

1. resim

Vladimir Putin, göreve geldiği ilk günden itibaren aldığı kararlar, izlediği politikalar, çıkardığı krizler ve Orta Asya, Doğu Avrupa ve Kafkaslar hatta Afrika gibi bölgelerde attığı adımlarla gündemden düşmüyor. Bölgedeki hamleleriyle 21. yüzyıla damga vuran Vladimir Putin, Rusya’yı yeniden SSCB’nin gücüne dönüştürmek için faaliyetlerde bulunuyor. Son olarak attığı Ukrayna hamlesi, bu durumu gözler önüne seriyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, göreve geldiği 2000 yılından itibaren attığı adımlar, izlediği politikalar, çıkardığı krizler ve aldığı kararlarla 21. yüzyıla damga vurdu.

2000 yılında Rusya Devlet Başkanı olan Vladimir Putin, göreve geldikten sonra ilk olarak ekonomik sorunlara öncelik verdi. SSBC döneminden kalan borçları ödemeye yoğunlaşan Putin, ülkeyi dünya standartlarına göre ekonomik olarak kısa süre içerisinde toparladı. Putin’in bu konuda güçlü bir liderlik sergilemesi, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz karşısında attığı kritik adımlar ve ABD’nin Afganistan ve Irak gibi Orta Doğu ülkelerinde istediği başarıyı elde edememesi, Rusya’nın kısa süre içerisinde yeniden küresel güç haline gelmesinde önemli bir rol oynadı.

Putin liderliğindeki Rusya; askeri, siyasi, ekonomik ve jeopolitik olarak attığı adımların ardından bölgenin yeniden en önemli oyun kurucularından biri oldu. Bir taraftan ABD hegemonyasının zayıfladığı, bir taraftan ise Çin’in ekonomik olarak yeni atılımlarda bulunduğu bir dönemde Rusya; özellikle savunma alanında yürüttüğü faaliyetlerle birlikte çok kutuplu dünyada yerini aldı.

Ancak Putin liderliğinde yeniden inşa edilen Rusya; 2004 yılında Bulgaristan ve Romanya’nın NATO’ya üye olmasının önüne geçemedi. Doğu Avrupa’ya doğru genişlemeyi ve Rusya’yı bölgede sıkıştırmayı amaçlayan NATO; Sofya ve Bükreş’i ittifaka dahil ederek Moskova hükümeti karşısında önemli bir adım atmış oldu.

Romanya ve Bulgaristan’ın ittifaka dahil edilmesi, Doğu Avrupa’da nüfuzunu artırmayı hedefleyen Rusya için büyük bir engel oldu. Karadeniz’de etkinliğini artırmak ve Rusya’yı 300 kilometrelik kıyı şeridine sıkıştırmak isteyen NATO, bölgedeki kritik ülkelerken Ukrayna ve Gürcistan’a yönelik ilgisini her geçen gün artırdı.

2008 yılında gerçekleşen NATO Zirvesi, bölgenin kaderinin yeniden şekillenmesine neden oldu. Söz konusu Zirvede, Karadeniz’e kıyısı bulunan ve Rusya’ya komşu olan Ukrayna ve Gürcistan’a ittifaka üyelik sözü verildi. Romanya ve Bulgaristan’ın NATO’ya üye olmasının önüne geçemeyen Putin, Ukrayna ve Gürcistan’ın ittifaka üyeliğini ‘kırmızı çizgi’ ilan etti. NATO’nun Kiev ve Tiflis’e üyelik sözü vermesi, Rusya’nın bölgede askeri adımlarının hızlanmasını beraberinde getirdi.

Putin, 2008 yılında Gürcistan’ın kuzeyinde bulunan Abhazya ve Güney Osetya bölgelerine müdahale etti. Savaş sonunda Güney Osetya ve başkenti Tshinvali çok ağır hasar görürken, bölgede birçok insan hayatını kaybetti. Bu savaşta Tiflis hükümeti, Güney Osetya ve Abhazya’daki kontrolünü yitirirken, söz konusu bölgeler bağımsızlıklarını ilan etti. Rusya bu bölgelerin bağımsızlığını tanırken, Gürcistan ise Rusya ile tüm diplomatik ilişkileri kesme ve Bağımsız Devletler Topluluğu’ndan (BDT) ayrılma kararı aldı.

Rusya’nın Gürcistan’a yönelik müdahalesi, NATO’nun Tiflis’e verdiği üyelik sözünün hemen ardından gelmesi nedeniyle ittifaka verilmiş bir mesaj olarak yorumlandı. Rusya’nın bölgeye müdahalesinin ardından Gürcistan’ın NATO üyeliği konusu gündemden düştü.

2008 yılındaki NATO Zirvesi’nden günümüze dek Ukrayna’nın NATO’ya üyeliği konusu hiç gündemden düşmedi. Sınırlarına ittifak güçlerinin yerleşmesini istemeyen Putin, Ukrayna’nın NATO’ya dahil olması durumunda başkent Moskova’nın güvenliğinin tehlikeye gireceğini savundu. Putin, her fırsatta Kiev’in ittifaka üyeliğini ‘kırmızı çizgi’ olarak gördüklerini dile getirdi.

Rusya, 2014 yılında Ukrayna’nın güneyinde bulunan Kırım’ı ilhak ederek, bölgedeki tüm dengeleri tersine çevirdi. Kırım’da 2014 yılında yapılan referandumda halkın çoğunluğunun Rusya’ya katılmaya ‘evet’ demesi, daha sonrasında Ukrayna’nın doğusunda bulunan Donetsk ve Luganks bölgelerinin bağımsızlıklarını ilan etmesi, Moskova hükümetinin bölgedeki pozisyonunu oldukça güçlendirdi.

Kırım’ın ilhakını bir türlü kabullenemeyen AB ve ABD, Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırımları yürürlüğe koydu. Ancak söz konusu yaptırımları bir tehdit olarak görmeyen Putin, Ukrayna’nın doğusunda bulunan ayrılıkçıları desteklemeye devam etti. Kırım’ın ilhakı, Rusya’nın Doğu Avrupa’ya doğru genişleme stratejisini ve Putin’in SSCB sınırlarına yeniden ulaşmaya çalıştığını bir kez daha gözler önüne serdi.

Geçtiğimiz yıl ise Ukrayna’nın doğusunda bulunan Donbass bölgesinde, Rus yanlısı ayrılıkçılarla Ukrayna ordusu arasında şiddetli çatışmalar yaşanmaya başladı. Putin liderliğindeki Rusya, bölgedeki ayrılıkçıları askeri, siyasi ve ekonomik olarak desteklemeye devam etti. Bu süreç içerisinde Ukrayna’nın NATO’ya üyeliği sık sık gündeme gelmeye başladı.

Kiev’in NATO’ya üye olacağı ile ilgili iddialar üzerine Rusya, Ukrayna sınırına yakın bölgelerde 120 bine yakın askerini konuşlandırdı. Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’in ABD ve Batı ile geliştirdiği yakın ilişkiler de Rusya tarafından sert şekilde eleştirildi.

Aralık 2021’de ABD istihbaratı tarafından yayınlanan bir raporda, Rusya’nın, 2022 yılının başlarında Ukrayna’yı işgal edeceği öne sürüldü. Bunun üzerine başta ABD olmak üzere birçok Batı ülkesinden Rusya’ya yönelik tehdit mesajları gelmeye başladı. ABD ve NATO’nun Ukrayna’ya yönelik askeri desteğini artırdığı bir dönemde Putin, Donetsk Halk Cumhuriyeti ile Lugansk Halk Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını tanıdıklarını duyurdu. Rusya, 24 Şubat’ta Ukrayna’nın birçok noktasına askeri operasyon başlattıklarını açıkladı.

2020 yılında Azerbaycan ile Ermenistan arasında gerçekleşen İkinci Dağlık Karabağ Savaşı, Kafkasya’daki dengeleri yeniden şekillendirdi. Savaşın sonunda Azerbaycan, 30 yıl boyunca Ermenistan işgali altında bulunan Şuşa, Laçin, Kelbecer, Fuzuli, Cebrayil, Ağdam, Zengilan ve Kubadlı gibi şehirlerini geri aldı. Ermenistan ise bu savaşın ardından askeri, ekonomik ve siyasi olarak ağır bir yara aldı.

Savaşın sona ermesinde ve iki ülke arasında ateşkes anlaşması imzalanmasında, Rusya önemli bir rol oynadı. Rusya, imzalanan ateşkes anlaşması sayesinde Kafkasya’ya yıllar sonra yeniden asker gönderdi. Barış gücü adı altında Kafkasya’da binlerce asker bulunduran Rusya, bölgedeki nüfuzunu her geçen gün artırıyor.

Rusya, ABD ve Batı ile yakın ilişkiler kuran Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’a mesafeyle yaklaşırken, Azerbaycan ile ilişkilerini geliştiriyor. Ermenistan’ın tamamen Batı’ya kaymasını istemeyen Moskova hükümeti, her iki ülkeyle de diplomatik temaslarını sürdürüyor.

Putin, Doğu Avrupa’daki tek müttefiki Belarus ile askeri ve ekonomik ilişkilerini güçlendirmeye devam ediyor. Belarus’a Batı yanlısı bir iktidarın gelmesini istemeyen Putin, Aleksandr Lukaşenko’nun koltuğundan inmemesi için faaliyetlerde bulunuyor.

Rusya, bölgede sık sık Belarus ile ortak askeri tatbikatlar gerçekleştiriyor. Ayrıca Ukrayna krizinin yoğunlaştığı bu dönemde, Moskova ile Minsk arasındaki askeri tatbikatların da arttığı gözlemleniyor.

Putin, Doğu Avrupa’daki nüfuzunu artırmak için Belarus’u oldukça kritik bir konumda görürken; Lukaşenko ise ABD ve AB’den gelen tehditlere karşı Rusya ile askeri iş birliğini güçlendirmenin hesaplarını yapıyor. Geçtiğimiz günlerde Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko, S-400 hava savunma sistemlerinin başkent Minsk yakınlarında konuşlandırılabileceğini açıklamıştı.

Vladimir Putin liderliğindeki Rusya, Orta Asya’da Çin, İran, Hindistan ve Pakistan gibi ülkelerle güçlü ilişkilere sahip. Ayrıca Rusya, Taliban’ın Afganistan’da iktidarı ele geçirmesinin ardından Tacikistan ve Özbekistan gibi ülkelerle sık sık ortak askeri tatbikatlar gerçekleştiriyor. Afganistan’dan bölgeye terör ihraç edilmesinden endişelenen Rusya, Orta Asya’daki ülkelerle ilişkilerine önem veriyor.

2 Ocak’ta Kazakistan’ın Zhanaozen ve Aktau kentlerinde akaryakıt fiyatlarına zam yapılması üzerine halk sokaklara dökülmüş ve protestolar iki gün sonra Almatı başta olmak üzere ülkenin birçok bölgesine yayılmıştı. Olayların ardından hükümet istifa etmiş ancak protestocuların geri adım atmaması üzerine şiddet olayları yaşanmıştı.

Daha sonrasında ülkede olağanüstü hal (OHAL) ilan edilirken, Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, aralarında Rusya’nın da bulunduğu KGAÖ’ye üye olan ülkelerden yardım istemişti. Bölgeye askeri birliklerini gönderen Rusya, şiddet olaylarının bastırılmasında ve ülkede yeniden anayasal düzenin sağlanmasında kritik rol oynamıştı.