gdh'de ara...

Rusya ile ABD-NATO arasında ilk raunt

1. resim

ABD ile Rusya arasında Ukrayna merkezli olarak başlayan ve “İkinci Soğuk Savaş”ı şekillendirmekte olan müzakere süreci 10 Ocak’tan itibaren yeni bir aşamaya girdi.

Rusya’nın ikinci Biden-Putin görüşmesinden 1 hafta sonra, 14 Aralık’ta talep ettiği güvenlik garantileri iki ülkenin temsilcileri arasında Cenevre’de ele alındı. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman ile Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov arasındaki görüşme 8 saat sürdü. 

Taraflar Cenevre’de masaya oturmadan önce 7 Ocak’ta NATO Dışişleri Bakanları’nın olağanüstü toplantısında meselenin gidişatına dair ilk sinyaller verilmişti. Toplantı sonrasında ABD Dışişleri Bakanı Blinken tarafından yapılan açıklamalar, NATO’nun doğuya doğru genişlememesi, Gürcistan ve Ukrayna’nın NATO üyesi olmamaları yönündeki temel Rus taleplerinin reddedildiğine işaret ediyordu. 

Nitekim ABD ile Rusya arasında 10 Ocak’ta Cenevre’de yapılan toplantı tarafların pozisyonları üzerindeki ısrarlarını birbirlerine kanıtlama çabasıyla geçen bir bilek güreşi oldu. Rusya tarafı müzakerelerin devam edip etmeyeceğine NATO-Rusya Konseyi toplantısı ile 13 Ocak’ta Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ile yapılacak görüşmelerin ardından karar verileceğini duyurdu. 

NATO, 2 yıllık kesintinin ardından Rusya ile masaya oturacağı gün İngiliz donanmasının yeni nesil ikinci uçak gemisi HMS Prince of Wales’ı göreve çıkardı. HMS Prince of Wales 1 yıl boyunca Kuzey Atlantik, Kuzey Avrupa ve Akdeniz’de NATO gücünün sancak gemisi olarak bayrak gösterecek.   

ABD-Rusya ve NATO-Rusya Konseyi toplantılarının ardından ortaya çıkan manzara, Moskova’nın elinde Ukrayna sınırına yığdığı 100 bin askerle işgal hareketine girişmek haricinde kuvvetli bir baskı aracı olmadığını gösteriyor. Bu baskı aracını bir yandan da elindeki doğalgaz ve Belarus üzerinden kitlesel göç silahlarıyla sınırlı bir şekilde destekledi ya da destekleyebiliyor. Rusya hibrit savaş metotlarıyla meseleyi askeri-stratejik düzlemde çözmeye çaba harcarken, ABD ve NATO 1999’dan bugüne kadar elde ettiği avantajlar sayesinde meseleye siyasi-stratejik açından yaklaşıyor ve bunu sürdürmek istiyor. Berlin-Prag ve Varşova gibi Avrupa’nın tarihi başkentlerini kontrol etme fırsatı bulan ABD-NATO ikilisi, İkinci Dünya Savaşı sonunda Stalin’in eline geçen bu avantajı kaptırmamakta kararlı. 

Müzakereler askeri olduğu kadar ekonomik baskılarla da çevrelenmiş durumda. 1988-1990 sürecinde olduğu gibi ABD, Ukrayna’nın yeni bir saldırıya uğraması halinde Moskova’yı yıkıcı yaptırımlara maruz bırakmakla tehdit ederek, Rusya’nın kırılgan ekonomisinin zaaflarını hatırlatıyor.

Rusya’nın üzerindeki baskının Almanya ve İskandinav ülkeleri istikametinden artması da söz konusu. Almanya Dışişleri Bakanı Annaleana Baerbock’un Ocak ayının ilk haftasında Washington’a yaptığı ziyarette ABD ve Almanya’nın Ukrayna konusunda ortak bir cephe oluşturdukları mesajı verildi. Kuzey Akım 2 hattından doğalgaz akışını bürokratik gerekçelerle oyalayan Berlin’deki yeni koalisyon hükümetinin en önemli sınavlarından biri de, Rusya ile müzakerelerde sergileyeceği performans olacak. Bu performans Merkel döneminden farklı bir istikamette ileleyebilir. Öte yandan NATO’nun partner ülkeleri Finlandiya ve İsveç, Rusya’nın Ukrayna üzerinde artan askeri baskısına yanıt olarak ittifaka tam üyelik mesajları vermeye başladılar. Bu iki İskandinav ülkesinin, müzakerelerin başarısız olup, Ukrayna’nın saldırıya uğraması ihtimalinin artması halinde NATO’ya tam üyelik kartını kullanması, Rusya’nın hem Kuzey Denizi hem de Baltık Denizi’ndeki hareket kabiliyetini daha da sınırlayacaktır. 

Dikkatini Kafkaslar, Karadeniz, Ukrayna istikametine yoğunlaştırmış olan Rusya’nın 2022 yılının başlamasıyla beraber doğu sınırında Kazakistan ile başlayan bir Orta Asya sorunu da doğdu. Kremlin’in savunma harcamalarında artışa yol açacak bu sorun Rusya’yı Ukrayna sorununun çözümünde daha ılımlı olmaya, güvenlik garantileri konusunda ise esnekliğe mecbur bırakabilir.