gdh'de ara...

Türk Dış Politikası ve yeni ufuklar

1. resim

Son dönemlerde Türk dış politikası belki de son 10 yıl içerisindeki en büyük dönüşümlerinden birini yaşıyor. ‘Doğru bildiği yolda yürümek’ üzerine kurulu dış politikada gelinen nokta itibariyle ‘ortak çıkarımız varsa birlikte yol alabiliriz’ anlayışı daha hakim bir çizgide görünüyor. Peki Ankara’nın hangi ülkelerle ilişkilerinde nasıl bir değişim bekleniyor? Gelin yakından bakalım…

Türk Dış Politikası'nın 2000’lerden bu yana bazı kırılma noktaları var… Bunların başında AB ile kopan ilişkiler geliyor. 2002’den itibaren bu alanda vites yükseltilip, 2004 yılındaki Brüksel Zirvesi dönüşünü gündüz vakti Ankara’da havai fişeklerle kutlanırken; sonrasında birliğin iki güçlü aktörü Almanya ve Fransa’nın Merkel/Sarkozy iktidarlarında bocalanmış olsa da Türkiye-AB ilişkileri bir şekilde 2009’a kadar geldi.

Hatırlanacağı üzere o dönem ‘komşularla sıfır sorun’ ekseninde hareket edileceği ilan edilmiş ve alınan aksiyonların sonuçları Ankara’yı oldukça geniş bir jeopolitik düzlemde bambaşka bir yere taşımıştı.

Komşularla sıfır sorun dönemi

Bu dönemde Suriye ile ortak bakanlar kurulu toplantısına kadar ilerleyen ilişkiler, iki ülke arasındaki mayınlı bölgenin temizlenmesi, birlikte tarım üretimi yapılması, ticari ilişkilerin en üst seviyeye çıkarılması gibi hedefleri beraberinde getirdi.

Aynı dönemde Türkiye bir yanda Irak, diğer yanda İran, öte yandan Lübnan ve Ürdün başta olmak üzere tüm Ortadoğu’yu ve hatta Afrika kıtasının kuzeyini kapsayacak şekilde geniş bir alanda politika üretmeye başladı.

2004 yılında Brüksel'de düzenlenen AB zirvesinin ardından bir gazete manşeti.

Kazan-Kazan yerini yalnızlığa bırakırken…

Türkiye bu dönemde çok farklı dinamikleri kullanarak neredeyse ilişkisi olan her ülke ile kazan-kazan stratejisi ile yürüttü. Bir diğer kulvarda Ankara, ABD ile de ahenk içerisinde hareket ediyordu. Neredeyse kimseyle sorun yaşanmayan bir sürecin ardından ‘ikinci kırılma noktası’ diyebileceğimiz ‘Arap Baharı’ dönemi başladı.

Aralık 2010’da Tunus’ta başlayan olaylar kısa sürede koca bir coğrafyaya yayılan ateşe dönüştü ve ulaştığı yeri yaktı. Devrilen liderler, yıkılan diktatörlükler, demokratik isyanlar, askeri darbeler ve iç savaş… Bu dönemde Türk dış politikası ‘duruşumuzu bozmayalım’ diye diretince kısa süre önce elde edilen kazanımlar yerini Cumhuriyet tarihinin en büyük dış politika krizlerinin yaşanacağı son derece çalkantılı yıllara bıraktı.

Arap Baharı, çok sayıda ülkede önemli değişimleri beraberinde getirdi.

Komşularla bolca sorun

Gelinen noktada ‘komşularla sıfır sorun’ stratejisi kısa zamanda, neredeyse ‘her komşu ile ayrı bir sorun’ dönemine evrildi.

Mısır’da Sisi’nin darbe ile başa gelmesi, Müslüman Kardeşler üzerindeki baskılar, bu durumun Suriye’deki savaşa yansımaları, DEAŞ’ın ortaya çıkması, ABD’deki başkanlık değişimi, Rusya uçağının düşürülmesi gibi olaylar Türk hariciyesi için bir ‘yeterlilik testi’ gibi göründü.

En derin kırılma: 15 Temmuz girişimi

AB ile kopan ilişkiler ve Arap Baharı üzerinden en önemli iki kırılma noktasın yaşayan Türk Dış Politikası, tarihler 15 Temmuz 2016’yı gösterdiğinde en derin kırılmayı yaşadı. Darbe girişiminde ABD ve AB’nin tutumu, Rusya’nın aldığı pozisyon ve tüm bu sürecin gelecek dönemdeki yansımaları ‘sorunlu dış politika’ yaklaşımını ve kayıpları artırdı.

ABD ve İsrail ile neredeyse tamamen kopan ilişkiler, Mısır ile yaşanan siyasi krizler, Suriye ile yaşanan sıcak savaş, DEAŞ ile mücadelede kapsamında Irak yönetimi ile gelinen nokta, tüm bunların ardından Doğu Akdeniz, Libya ve nihayetinde Karabağ Savaşı gibi aslında her biri çok önemli dönüşümleri beraberinde getiren olayların ardından Ankara bu sürecin daha fazla aynı şekilde götürülemeyeceğini düşündü.

15 Temmuz'un ardından Mısır'daki bir TV kanalının FETÖ Elebaşı ile röportaj yapması büyük tepki çekmişti.

Duygusallıktan reel politiğe…

Süreç negatife doğru ilerlerken Türkiye yeni bir dönüşümü başlatacağına dair çeşitli sinyaller verdi. İlk olarak 2016 yılında ‘Dostlarımızı artıracak, düşmanlarımızı azaltacağız’ şeklinde formüle edilen bir sürecin bahsi geçti.

Ankara karşıtı siyaset üreten ülkelerin blok olarak birlikte hareket etmesi, ekonomideki sıkıntılar, hayata geçirilmek istenen reformlar, Türkiye’nin sıkışıp kalan dış politikasını ve bunun içeriye yansımalarını bir şekilde bertaraf etme dürtüsünü beraberinde getirdi.

Türkiye, en üst düzeyde yaptığı açıklamalarda Mısır ve Suriye ile istihbarat örgütleri üzerinden görüşmeler olduğunu, İsrail konusunda ise her ne kadar ciddi krizler yaşansa da asla bir ‘tam kopuş’ yaşanmadığının sinyallerini verdi.

Nasıl bir dönüşüm?

Peki yaklaşık 5 yıl önce ilk kez dile getirilen son 3 yılda hız kazanan ve Mayıs 2021 itibariyle en olgun dönemini yaşayan süreçte Türkiye, hangi ülkeyle nasıl bir değişim başlattı?

Suriye: Terör unsurlarının sınırımızda bir devlet kurmasını engellemek üzere başlatılan operasyonlar ve geniş kapsamlı harekatların ardından Ankara ilk hedefine ulaştı. İki ülke ne siyasi anlamda ne de sahada son zamanlarda birbirlerini doğrudan hedef almadı. Ankara-Şam hattında iki ülkenin üst düzey istihbarat yetkililerinin ilk başlarda Rusya’da başlayan ikili görüşmelerine bir süre sonra Türkiye ve Suriye’de devam ettiği bilgisi medyaya yansıdı. Bu durum şimdiye kadar yalanlanmadı. Yeni dönemde ilişkilerin siyasi açıdan da yeni bir evreye geçebileceği değerlendiriliyor.

Irak: Saddam Hüseyin’in devrilmesi ve idam edilmesinden sonra bir dönem farklı etkilerin merkezine giren Bağdat, son yıllarda Ankara ile farklı işbirliklerine imza atıyor. Türkiye’nin terör örgütü ile mücadelesinde son derece kritik bölgeleri sınırları içerisinde bulunduran Irak yönetimi ile çok boyutlu bir ilişki süreci var. Türkiye, sadece merkezi hükümetle değil, Kuzey Irak’taki bölgesel yönetimle de değerli bir yol arkadaşlığı kurdu.

Libya: İç karışıklığın ve bölünmüşlüğün bir türlü dinmediği ülkede Ankara, Libya ile hem deniz sınırları yetki anlaşması hem de iki ülke arasında askeri işbirliğinin arttırılmasını öngören güvenlik anlaşması imzaladı. Libya’ya asker gönderilmesi konusunda tezkere TBMM’de kabul edildi. Ankara’nın desteğini alan meşru hükümet, Darbeci Hafter’a boyun eğmedi. Türkiye-Libya arasında çok farklı alanlarda sürekli artan bir diyalog kanalı kuruldu.

İsrail: Türkiye’nin dış politikasındaki en önemli aktörlerden biriydi. Ankara-Tel Aviv hattında daha önce hiç olmadığı kadar derin kopuşlar yaşandığı bir sır değil. Türkiye yeni dönemde İsrail ile de olumlu bir süreç kurmak istiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan 25 Aralık 2020’deki “İsrail ile istihbari noktada münasebetimiz kesilmiş değil” açıklamasını “Bazı sıkıntılar olmasa, ilişkilerimiz çok farklı olabilirdi.” diyerek tamamlamıştı. Aradan geçen sürede iki ülkenin istihbarat örgütleri ile başlayan diyalog, Dışişleri’nin alt kadroları nezdinde devam ediyor. Uluslararası basına göre Ankara-Tel Aviv görüşmelerine Azerbaycan Lideri Aliyev ‘arabulucu’ olmak istiyor.

Türkiye ve Mısır arasında 8 yıllık aranın ardından ilk kez üst düzey bir görüşme gerçekleşti.

Mısır: 2013 Mısır askeri darbesinin ardından iki ülke arasındaki ilişkiler gerginleşmiş ve diplomatik ilişkiler maslahatgüzar seviyesine gerilemişti. 2016 yılında Ankara’dan gelen ‘anlaşmamız için pek de büyük bir engel yok’ açıklaması aradan geçen zaman içinde pek olgunlaşamamış olsa da bugün itibariyle çözümün çok da uzak olmadığını söylemek mümkün.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, 15 Nisan'da katıldığı canlı yayında "Mısır Türkiye'den bir heyeti davet etti. Mayıs başında bir heyet Mısır'a gidecek." açıklamasında bulundu. 4 Mayıs’ta Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Sedat Önal’ın başkanlık ettiği bir heyet, Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Hamdi Sanad Loza’nın başkanlık ettiği bir heyet ile Kahire’de görüştü. Bu görüşme Türkiye ile Mısır arasında 8 yıl sonraki ilk görüşme olarak kayıtlara geçti.

Birleşik Arap Emirlikleri: Türkiye karşıtı cephenin en büyük finans sağlayıcılarından biri olan ve Ankara’nın pozisyonunu zayıf kılmak üzere bir dış politika inşa eden Birleşik Arap Emirlikleri ile de yeni bir sürecin başlayabileceği konuşuluyor. İki ülke arasında nasıl bir yol haritası izleneceğine dair kamuoyuna yansıyan net bir bilgi yok. Ancak Dışişleri Bakanı düzeyinde Nisan 2021’de telefon görüşmesiyle de olsa temas kurulması gelecek adına ümit vaat ediyor. Hatırlanacağı üzere iki bakan arasındaki son yüz yüze görüşme 2016 yılındaydı.