gdh'de ara...

Türkiye-Ukrayna görüşmesinin krize etkileri ve Türkiye'nin yüklendiği tarihi misyon

1. resim

Batı ile Rusya arasında devam eden Ukrayna krizinin artık çözümsüzlüğe doğru gittiği kritik günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı Ukrayna ziyareti, neredeyse tüm dünya ülkeleri tarafından yakından takip edildi.

Türkiye ve Ukrayna arasında gerçekleşen kritik görüşmede, serbest ticaret anlaşmasından savunma işbirliğinin geliştirilmesine kadar birçok anlaşmaya imza atıldı. Fakat görüşmelerin ardından şüphesiz en merak edilen başlık, Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan gerilimle ilgili Türkiye'nin yapacağı arabuluculuk ile ilgili gelişmelerdi.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, Türkiye'nin arabuluculuğundan duyacağı memnuniyeti açıklıkla dile getirirken Cumhurbaşkanı Erdoğan ise, Türkiye'nin Ukrayna'nın toprak bütünlüğünün yanında olduğu vurgusunu yineledi. Fakat genel itibari ile temkinli ve diplomatik bir dil kullanmayı tercih etti.

Tabi ki Erdoğan'ın temkinli yaklaşımının ve açıklamalarının ardında özellikle Batı ile Rusya arasında "denge" olma misyonunun verdiği sorumluluğun büyük bir etkisi vardı.

Peki bu görüşmenin kriz üzerindeki etkisi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yine Şubat ayı içerisinde gerçekleştireceği Putin Zirvesi'ne etkileri ne olacak?

Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler kriz yönetimi yaklaşımı ile bakıldığında; başlarda Putin’in eli, bir ülkenin toprak bütünlüğü bahis mevzuu olduğu için, gerek uluslararası hukuk anlamında gerekse de NATO İttifakı nedeni ile askeri açıdan daha güçlü görünüyordu. Fakat süreç ilerledikçe, NATO içerisindeki çatlaklar, AB ülkelerinin enerji ile ilgili yumuşak karnı ve Rusya'nın bir "doğu bloğu" oluşturma adımları, krizin seyrini tamamen Rusya'nın lehine değiştirdi.

Artık şu gerçeği net şekilde belirtmek gerekiyor ki Ukrayna krizi; Rusya ve Putin için öncelikle ABD ve NATO ile büyük pazarlık unsuru olma özelliği taşıyor. Putin, taviz koparmadan ordusunu geri çekmesinin Rusya'nın küresel güç olarak tanınma arzusunu zora sokacağının farkında.

Nitekim Rusya'nın NATO'ya yazdığı talepler mektubundaki maksimalist istekler de, Rusya'nın bu krizi, alabileceği kadar büyük tavizler alarak sonuçlandırmak için bir fırsat olarak gördüğünü ortaya koyuyor.

Şüphesiz Rusya bütün taleplerinin ABD ve NATO tarafından kabul edilmesini beklemiyor. Fakat hiç bir kazanç sağlamadan da süreci bitirmeyeceği aşikar. Bu yüzden Putin ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında yapılacak görüşmenin önemi daha da artıyor.

Zira neredeyse NATO ve ABD ile diplomatik görüşmelerin tamamen tıkandığı bu noktada, artık 'denge' olacak ve hem bir NATO üyesi olması hasebi ile hem de Ukrayna ve Rusya ile ilişkilerinin iyi olması nedeni ile Türkiye, krizin çözümü için son diplomatik seçenek olabilir.

Putin iyi biliyor ki; öncelikle zaman geçtikçe NATO içerisinde konsolidasyon artıyor ve Ukrayna olası bir işgale direnme konusunda kararlı. Baltık ülkeleri ve Doğu Avrupa'da da “Rus tehdidi” algısı giderek yükseliyor ve bu uzun vadede Rusya'nın işine gelecek bir gelişme değil. Diğer yandan da Donbas’taki “küçük bir işgal” Rusya'nın diplomasi yoluyla alabileceklerinin yanında çok daha az şey ifade ediyor.

Bütün bu dengeler ışığında, Türkiye'nin 'devlet aklı' ve Erdoğan’ın lider diplomasisi, hem tarafların güvenlik kaygılarını gidermesini hem de taleplerini yumuşatmasını sağlayacak büyük bir potansiyele sahip.

Türkiye 3. Dünya Savaşı'na evrilebilecek büyük bir krizin "denge unsuru" ve "çözüm noktası" olma tarihi misyonunu omuzlarına yüklenmiş durumda...