gdh'de ara...

Türkiye'nin son yıllarda artan etkisi Ukrayna krizinde de devreye giriyor

1. resim

Ukrayna krizi, Türkiye için özellikle rahatsız edici iki soruyu gündeme getiriyor: Karadeniz'de bir güç dengesi nasıl korunur ve Rusya, Ukrayna ve Batı arasındaki ilişkileri nasıl yönetmeli?

Şimdiye kadar Ankara'nın Moskova'ya yönelik politikası hem caydırıcılık hem de diyalogdan oluşuyor. Türkiye'nin diyalog politikası başta Almanya olmak üzere AB üyelerininkine benzer. Ancak, Türkiye ile bazı Batılı ülkelerin mevcut krizdeki tutumları arasında belirli bir benzerlik olsa da, çıkarlarının yakınlaşması henüz anlamlı bir işbirliği ile sonuçlanmadı.

Kısa vadede, Ukrayna üzerinden uyguladığı paralel caydırıcılık ve diğer taraftan Moskova ile diyalog yolu, Türkiye'ye çok yönlü manevrasını sürdürmesi için hareket alanı sağlıyor.

Ankara, NATO üyesi olmasına rağmen Moskova için ideal bir ortağı temsil ediyor. Örneğin, Türkiye bir Rus S-400 füze sistemi satın aldı ve Rus gazını Avrupa'nın Güney ve Güneydoğu'suna ulaştırmak için bir boru hattı inşa etmeyi kabul etti. Ankara ve Moskova ayrıca Orta Doğu ve Güney Kafkasya'daki çatışmaları yönetmek için hassas bir çalışma tarzı geliştirdiler. Örneğin Suriye'de İran ile Astana Süreci dışında ortak askeri devriyeler yürütüyorlar. Bu arada Azerbaycan'da Rusya ve Türkiye, İkinci Dağlık Karabağ savaşının ardından ateşkesin izlenmesi için ortak bir merkez kurdular.

Öte yandan, Rusya ile yakın ilişkisine rağmen Türkiye, örnek bir NATO müttefikidir. Aslında Türkiye'nin Ukrayna krizine yönelik politikası, NATO'nun Rusya'ya yönelik genel yaklaşımıyla, yani caydırıcılık ve diyalogla büyük ölçüde uyumludur.

Türkiye, Kiev'e askeri malzeme sağlayarak Ukrayna'nın savunma yeteneklerini güçlendirirken, Rusya'ya karşı bir caydırıcılık politikası izliyor. Ancak retorik olarak Ankara diplomasiyi, krizi tırmandırmaya tercih ediyor. Nitekim Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya ile Ukrayna arasında arabuluculuk yapmaya hazır olduğunu birkaç kez dile getirdi.

Ukrayna ve Karadeniz'deki güç dengesi

Türkiye ve Ukrayna, Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmytro Kuleba'nın sözleriyle, “Askeri ve teknik işbirliğinde karşılıklı çıkarlarını gözeten gerçek dostlar”

S-400'ün satın alınması, Suriye'deki askeri operasyonlar ve son Dağlık Karabağ ihtilafı sırasında Azerbaycan'ın doğrudan askeri desteği Ankara'yı Batılı müttefiklerinin yaptırımlarıyla karşı karşıya bıraktı. Sonuç olarak, Türkiye askeri tedarik ve üretimde ciddi boşluklarla karşı karşıya kaldı.

Fakat Ankara Ukraynalı üreticilerin yardımıyla Türkiye'nin insansız hava araçları ve savaş uçakları için motor eksikliğini çözmeye başladı. Azerbaycan'ın 2020 sonbaharında Dağlık Karabağ ihtilafındaki askeri zaferi sonrası Ukrayna'nın Türk insansız hava araçlarına ilgisi arttı. Ayrıca Ukrayna, donanma kapasitesini artırmak için Türkiye'den Türk Ada sınıfı korvetler sipariş etti.

Ukrayna, Karadeniz'de Türkiye için vazgeçilmez bir ortaktır. Daha spesifik olarak “Ukrayna, bölgedeki Rus etkisini ve baskısını durduran bir baraj gibidir”.

Karadeniz, Türkiye-Rusya ilişkileri tarihindeki en hassas bölge olmuştur. Osmanlıların Kırım Yarımadası'nı, 1774'te Rus İmparatorluğu'na kaptırması, bölgede Osmanlı-Rus hakimiyet mücadelesinin başlamasının temel taşıydı. Daha sonra ise Ankara'nın Karadeniz'e açılan Türk boğazlarını kontrolünde tutması Sovyetler'i hep rahatsız etti.

2014 yılında Türkiye, Rusya'nın Kırım'ı ele geçirmesini yasadışı bir ilhak olarak ilan etti, ancak Moskova'ya karşı yaptırım rejiminde Batılı ortaklarının yanında yer almadı. Bu kararda Türkiye'nin enerji, turizm, ticaret gibi alanlarda Rusya ile olan ilişkileri önemli rol oynadı. O zamandan beri, Türkiye-Rusya ilişkisi bölgesel çatışma yönetimini, nükleer teknolojiyi ve gelişmiş silah sistemlerini kapsayacak şekilde gelişti.

Bir bölgedeki denge bozulursa, özellikle Ortadoğu ve Güney Kafkasya'da bölgesel çatışmalar da dahil olmak üzere diğer alanlara da sıçrayabilir. Bir Rus-Türk çatışması durumunda, Moskova'nın misillemesi için Suriye muhtemelen en bariz arena olacaktır, çünkü Moskova ile ilişkilerinde Ankara'nın Aşil topuğu olmaya devam edecektir.

Avrupa güvenliği ve dönüşüm yaşayan uluslararası düzen

Ankara, Batı'nın Soğuk Savaş sonrası Avrupa güvenlik düzenini nasıl koruyacağına dair vizyonunu paylaşıyor gibi görünüyor Şimdiye kadar, mevcut Ukrayna krizinde, Türkiye ve diğer NATO üyeleri, Rus revizyonizmine karşı çıkmakta aynı safta oldular.

Ancak asıl sorun, Türkiye de dahil olmak üzere tek tek ülkelere daha fazla manevra alanı sağlayan bu çatışmaya nasıl yaklaşılacağı konusunda NATO içinde bir fikir birliği olmamasıdır. Bir yandan AB üyesi olmayan NATO üyeleri, yani ABD, İngiltere ve Türkiye, Ukrayna'ya askeri teçhizat, daha özel olarak ise silahlı insansız hava araçları sağlama konusunda çok daha aktif bir dış politika benimsemiştir. Öte yandan ise Türkiye, Almanya gibi tam caydırıcılıktan çok diyaloğa önem veren NATO'nun AB üyelerine yakın bir duruş sergiliyor. Dolayısıyla Rusya açısından Türkiye, Rusya'nın kırmızı çizgilerini geçme riskini almak istemediği için aslında ABD ve İngiltere'den ayrılıyor.

Ukrayna krizi mevcut haliyle devam ederse, yani açık bir çatışmaya yol açmıyorsa, o zaman Türkiye, Ukrayna'ya daha fazla savunma malzemesi satarak ve onunla daha da yakın ilişkiler kurarak, Ukrayna ile ilişkilerini geliştirecektir.

Türkiye, Batı ve Rusya ile ilgili jeopolitik kırılganlığı kısasa kısas tarzında kısmen dengeliyor. Gerçekten de, Türkiye'nin son yıllardaki performansı, farklı çatışma bölgelerinde yer edinerek farklı aktörler karşısında etki kaldıraçları elde ettiğini göstermektedir. Ve bu kaldıraç Ukrayna krizinde de devreye giriyor.

Türkiye'nin Rusya'yı NATO jeopolitik kimliği üzerinden dengelemeye yönelik politikası, ileriye dönük olarak daha belirgin hale gelebilir.

German Instutute for International Security Affairs'de yayımlanan analiz gdh.digital tarafından çevrilmiştir.