gdh'de ara...

Gizemlerin açıldığı bir 'Kulüp' sezonu

1. resim

1950’li yıllarda geçen ve ilk sezonuyla dikkat çeken Netflix dizisi Kulüp'ün, ikinci sezonu yayınlandı. 6-7 Eylül olaylarını anlatan diziye dair notlar aldık!

İlk 6 bölümüyle büyük ses getiren ve geçtiğimiz günlerde son 4 bölümünden oluşan ikinci kısmıyla ekrana gelen Kulüp dizisi, yayınlanır yayınlanmaz Netfli’in en çok izlenenler sıralamasında ilk sıraya yerleşti. 1950’li yıllarda başlayan hikayemiz, ana karakterimiz Mathilda’nın 17 yıl sonra hapisten çıkışıyla başlıyor. Hapse girdiği için kızına annelik yapamayan Mathilda, kızını yeniden bulur. Yetimhanede yetişen Raşel ise, huysuz ve aksi bir kızdır. Dizi, bu ikilinin anne-kız olabilme çabaları üzerinden, o yıllarda Yunan azınlığın ve Yahudilerin yaşadıklarını anlatıyor. Bunu da o yılın ünlü bir gece kulübü üzerinden yaymayı tercih ediyor.

Salih Bademci, dizideki performansıyla dikkat çekti!

Dizinin ilk sezonunda görsel tasarımına ve oyunculuklara hayran kalmış, senaryoda da bazı mantık hatalarının yer aldığını düşünmüştüm. Özellikle şarkı performansları, sahne şovları ve karakterini ele alış biçimiyle Salih Bademci’ye bir kez daha hayran kalmış ve Gökçe Bahadır’la beraber karşılıklı muhteşem bir uyum yakaladıklarını belirtmiştim. İkinci kısımda da aynı görsel başarı ve katlanarak artan oyunculuk performansları izlemeye devam ediyoruz. İlk sezonunda Varlık vergisi üzerinden; hem azınlığın yaşadıklarını, çaresiz kalmış insanlara sırf intikam için daha çok zulmetmek, kırsal kesimden büyük kente gelenlerin yaşadıkları, anne-kız ve baba-oğul ilişkileri gibi ilginç detayları anlattı dizi. İkinci sezonda ise İstanbul Pogromu olarak bilinen 6-7 Eylül olaylarını merkezine alan dizi, oturmaya çalışmış bir hikayeyle aslında Rumların yaşadığı çaresizlik sürecini ve tüm mallarının mülklerinin talan oluş sürecine odaklanıyor. Ama dizinin senaryosu yerinde saymaya devam ederken, mantık hataları ve beklediğimiz o heyecanı alamamak beni üzdü. Çünkü ikinci sezonda bu konunun daha heyecanlı ve daha yüksek bir tondan anlatılması gerekliydi bence. Özellikle dizinin son bölümündeki o yemek sahnesi, son derece alakasız ve resmen batı çakması bir sahneydi.

Fırat Tanış ve Gökçe Bahadır

Karakterine sıkı sıkı bağlanan oyuncular, oyunculuklar…

Son bölümün başında, aslında tam da bir anda Rumların hayatının nasıl değiştiği güçlü bir anlatımla başlatılsa da, araya katılan bazı yavan sahneler konuyu havada bırakmış. Dizi bir süre sonra o kadar çok hikayeyi bir arada anlatma gereği duymuş ki, asıl hikayesine odaklanma konusunda zorlanmaya başlamış.  Zeynep Günay Tan ve Seren Yüce, dizinin yönetmenliğini çok başarıyla gerçekleştirmiş. Teknik anlamda son derece kusursuz ve oyuncu yönetimi konusunda ilmek ilmek bir çalışma gerçekleştirmiş. Dizinin dekorları, kostümleri, sokak ve ev tasarımları son derece muazzam. Aslında dizinin senaryosunda bazı sıkıntılar olsa da, belki de çoğu kişi için bilinmeyen tarihsel olayları yeniden hatırlatan bir yan oluşturmuş. Sosyal medyada gördüğüm benzer örnekler, aslında tarihimizi araştırmaya iten bir durumu ortaya çıkarıyor.

Dizinin ana kahramanları anne-kız, Gökçe Bahadır ve Asude Kalebek...

Gökçe Bahadır ilk sezonda olduğu gibi, ikinci sezonda da karakterine sıkı sıkı bağlanmış ve öncenden canlandırdığı karakterlerin dışına çıkabilen güçlü performansını sürdürüyor. İlk sezonda son derece sert ve karanlık bir gizeme sahip olduğunu düşündüğümüz bir ‘Çelebi’ portresi çizen Fırat Tanış, ikinci kısımda daha yavaşça masumlaşan ve inadının yerini alçak gönüllüğe bırakan bir karakterle karşımıza çıkıyor. Aslında bu bize Tanış’ın İstanbullu Gelin’de canlandırdığı Adem karakterini hatırlatıyor ve Zeynep Günay Tan’la yeniden bir araya gelerek Tanış’ın yeniden benzer bir dönüşüme uğran bir karakteri yine muazzam canlandırışını, ama çok daha bambaşka bir anlatışla bunu sergilediğini görüyoruz. Dizinin ikinci kısmında dahil olan ve geçmişten gelen karanlık bir karakter olan Kürşat’ı canlandıran Ruhi Sarı, enfes bir performansla ekibe eşlik ediyor. Yaşattığı zulüm ve adeta ‘su testisi su yolunda kırılır’ finaliyle sonuçlanan hikaye, son derece tatmin ediciydi.

Ruhi Sarı, diziye ikinci sezonda dahil oldu.

Salih Bademci’nin ikinci sezonda da bir fırtına estirerek sergilediği performans, izleyici mutlu ediyor. Bu kez bir starın; en ufak isteğinin olmaması durumunda çöküşe geçişini ve bir darbeyle kendine gelmesi gerektiği konusu işleniyor ve güçlenmiş bir Selim izlemeye başlıyoruz. İlk sezonda da gizem olan ama o gizem tam açıklanmayan Orhan karakteri, ikinci sezonda daha da güçlü işlenerek karşımıza çıkmış. Metin Akdülger’in başarılı performansına sözüm yok, ama ilk sezona ikinci sezon arasında bu kadar uçurumlu bir karakter yaratmak büyük başarı… Dizi belki de en güçsüz bulduğum performans, Raşel’e hayat veren Asude Kalebek’e ait. İlk sezonda da bana inandırıcı gelmeyen karakter, ikinci sezonda da aynı başarısızlıkla devam etti. Ama finaldeki doğum sahnesinde gerçekçi bir his yakalayabilmiş duygusunu da oluşturdu genç oyuncu… Bence birazcık daha çalışarak daha iyi performanslar yakalayabilir.

Sonuç olarak Kulüp dizisi, görsel anlamda yakın tarihi dizilerin yapılabileceğini kanıtlarken, başarılı oyuncuların öne çıkışını ve aslında yanı başımızda olan ama habersiz olduğumuz olayları yeniden hatırlamamızı sağladı. Daha da iyi tarihi diziler ve filmler izleyebilmek umuduyla…