gdh'de ara...

İçinden Tren Geçen 10 Film

1. resim

Sinemanın miladı olarak kabul edilen tren, bir çok filmde ana tema olarak yerini alıyor. İçinden adeta 'tren geçen' filmleri, sizler için derledik!

Bir çoğumuz film izlemek için; sinema salonlarına koşmaya bayılıyoruz, bazılarımız 3D gözlüklerle bile… Hatta sinema evlerimize bile girdi. Özellikle pandemi sürecinde daha çok artan dijital platforma olan ilgi, film üretiminde bambaşka bir noktaya ulaşmayı sağladı. Peki, hayatımızın en keyifli sanat dallarından biri haline gelen ’sinema’ nasıl doğdu?

Demiryollarının lüks aracı tren, sinemanın miladı olarak günümüzde bile kabul ediliyor. Tabi ki sinemada tren öğesinin bulunması da, kaçınılmaz oluyor … Belki de Lumiere kardeşler olmasaydı, sinema ve tren bu kadar birbirine yakınlaşamazdı. 1985 yılında, Lumiere Kardeşler’in ilk çektikleri filmlerden "Tren’in Gara Girişi" ile sinema, Paris’te hızla start alır. Daha sonra da tren, sıkça filmlerin içinden geçmeye devam eder... Buna bir örnek daha ise, ilk western filmi olara tarihe geçen, “Büyük Tren Soygunu” dur.

Tabi trenin seri filmlerde de karşımıza çıkışı da kaçınılmazdır. Tıpkı Harry Potter’ın her seri filminde olduğu gibi… Harry ve arkadaşları, kimi zaman okullar Hogwarts’a gider… kimi zamansa sevdiklerini bir trenle uğurlarlar… İşte bu noktadan hareketle, adeta içinden ‘tam anlamıyla’ tren geçen; yerli ve yabancı filmlerden bir liste oluşturduk sizler için. Şimdi dilerseniz trenin adeta bir tema gibi yayıldığı en iyi filmlere, hızlıca bakalım…

Gün Doğmadan ‘Before Sunrise’ - 1995 / Yönetmen: Richard Linklater

Büyük bir aşk, trende doğarsa? Bir Avrupa yolculuğuna çıkan bir kadın ve bir erkeğin yolları trende kesişip tanışırsa?

Gün doğmadan önce filminde Jesse ve Celine, tanıştıkları trende sıra dışı bir yolculuğa çıkmaya karar veriyor. Viyana’da trenden inen ikili, burada ilgin bir gün geçirme fırsatı yakalıyorlar. Bu süreçte birbirlerine karşı bir şeyler hissetseler de asla sözlere dökemezler. Çok emin oldukları tek şey ise, bu gecenin, birlikte geçirecekleri ilk ve son gece olacağıdır… Ethan Hawke ve Julie Delphy’yi buluşturan 1995 yapımı film, treni aşkın doğduğu yer olarak fonuna alıyor. Böylece tren ve aşk başarılı bir buluşma yakalıyor…

1. resim

Para Treni ‘Money Train’ – 1995 / Yönetmen: Joseph Ruben

Hırslar, maceralar ve para, bir trende buluşursa?

Çocukluktan beri birlikte olan polis arkadaşlar John ve Charlie, bir tren istasyonunda hırsız yakalamakla sorumlulardır. Sarhoş numarası yapıp soyguncuları alt eden ikili, bir operasyonda işleri batırırlar. Aralarına katılan Grace ile operasyonlarda olan ikilinin kaderi, kumara düşkün olan Charlie’nin parasını kaybetmesiyle hareketlenir. İkilinin yeni amacı ise, para trenini soymak olacaktır…

Wesley Snipes, Woody Harrelson ve Jennifer lopez’in başlıca rollerini paylaştığı film, trenin macera ve tehlike ile buluştuğu bir örnek olarak karşımıza çıkıyor…

Kutup Ekspresi ‘The Polar Express’ – 2005 / Yönetmen: Robert Zemeckis

Trenin bir animasyonun içinden de geçtiğini biliyor muydunuz? Hem de yılbaşı akşamında, bir küçük çocuğun gözlerinin önünde… Geçirdiği yalnız ve sessiz noellere alışık olan minik kahramanımız, bir zamanlar düşlediği Noel Babaya olan inancını tamamen yitirmiştir. Bir noel akşamı kapısına dayanan kutup ekspresi ile şaşıran çocuk, bu trenle hiç bilmediği bir yolculuğa çıkar. Tamamı kendi yaşında çocuklardan oluşan tren yolcuları arasına geçen çocuk, içerisinde bir sürü mucize ve arkadaşlığı keşfedeceği trenden inerken, acaba yine umutsuz çocuk mu olacaktır?

Kutup Expresi, sinemaya treni çizgilerle getiriyor. Bu çizgiler, bir çocuğun gözünden koskoca bir tren halini alıyor ve tamamen gerçeğe dönüşüyor. En saf duygular, arkadaşlıkla buluşuyor ve raylar bu arkadaşlığa sağlam bir yol oluşturuyor…

3:10 Treni ‘3:10 Yuma’ – 2007 / Yönetmen: James Mangold

Tren, western türü sinemanın vazgeçilmez ögesi olarak karşımıza çok kez çıkmıştır. Bunun en heyecanlı ve başarılı örnek filmlerinden bir tanesi, 3:10 Yuma. Russell Crowe ve Christian Bale gibi Hollywood’un efsane oyuncularını bir ara getiren filmde Evans, azılı bir katil olan Wade’in yakalanmasının ardından, onu saat 3ü 10 geçede ‘yuma’ya kalkacak olan trene götürmeyi kabul eder. Fakat durumların çok başka şekilde gelişeceği filmde, düzgün bir adam olan evans ve çete lideri olarak bir kanun kaçağı olan Wade’in kader görevine dönüşen yolculuklarında yaşananları izliyoruz. Vizyona girdiği dönemde oldukça ilgi gören 3:10 yuma, bir western filminde trenin bu kadar muazzam kullanıldığına çok iyi bir örnek…

Trendeki Kız ‘A Girl On A Train’ - 2016 / Yönetmen: Tate Taylor

Trende gerilmek mi? Yok artık dediğinizi duyar gibiyiz… Trende kimi zaman heyecan, kimi zaman dramalar… Ve de gerilim dolu dakikalar!

Paula Hawkins’in dünyaca çok satılanlar listesinde olan romanından uyarlanan “trendeki kız filmi, günlerini tren yolculukları yaparak, ilişkileri iyi giden çiftleri izleyen alkolik bir kadına odaklanıyor. İzlediği çiftler arasında bir kadının şüpheli ölümü ise kahramanımızı sarsıyor… kahramanımız, cevapsız sorular arasında cinayetin gizemini çözmeye çalışıyor…

Gerilim ve gizemin bir araya geldiği Trendeki Kız’da, trende genç bir kadının gözünden her gün yolculuğa çıkıyoruz… Bu yolculukta bizleri oldukça şaşırtıcı manzaralar bekliyor. Filmde başrolleri Emily Blunt ve Rebecca Ferguson paylaşıyor.

Adem’in Trenleri – 2007 / Yönetmen: Barış Pirhasan

Güven, aşk ve umudun, tren fonuyla buluştuğu “Adem’in Trenleri”, farklı hikayesiyle yerli sinemada yer etmiş filmlerimizden bir tanesi…

Cem Özer, Nurgül Yeşilçay, Fırat Can Aydın ve Derya Alabora gibi isimlerin başrolleri paylaştığı filmde, İmam Hasan Hoca, eşi Hacer ve kızlarının bir köye tayin olmalarıyla gelişen olaylar konu alınıyor. Hasan Hoca’nın eşi Hacer, yıllar önce deli gibi âşık olduğu Bekir ile evlenmeden birlikte olur. Bekir’in Hacer’i terk etmesiyle bir başına kalan ve hamile olan Hacer’e, Hasan Hoca sahip çıkar. Tamamen kâğıt üstündeki evlilik, uzun yıllar devam eder. Bir tren istasyonunun yanındaki köye imam olan Hasan Hoca ve Hacer, yıllar sonra Bekir’le karşılaşınca işler değişir…

Filmde tren her zaman fonda, küçük bir çocuğun gözünün içinde, bazen de yanı başımızdan geçip gider olarak karşımıza çıkıyor…

Uzun Hikaye – 2012 / Yönetmen: Osman Sınav

1940’lı yıllardan 70’li yıllara uzanan, bir yandan neşeli, diğer yandan hüzünlü ama heyecanı bol olan “Uzun Hikâye” sinemaseverlerin beğendiği tren filmleri arasında…

Bir balkan göçmeni olan Bulgar Ali ve ailesinin hikâyesini konu alan filmde; âşık olduğu kadın Münire ile birlikte tren istasyonlarını arasında kasaba kasaba gezip, nerede tutunabilirse orada yaşayarak geçen Ali’yi izliyoruz. Ali haksızlığa katlanamayan kişiliği nedeniyle, en basit eşitlik istediği kasabalardan dahi kovulmayı başarır. Oğlu Mustafa ile olan iletişimine de dokunan film, trenin bolca fonuna koyuyor. Filmde Kenan İmirzalıoğlu, Ushan Çakır ve Tuğçe Kazaz başrolleri paylaşıyor.

Filmde tren, bu upuzun masalın neredeyse her bir duygusuna selam gönderiyor. Bu selamlar birçok noktada güzel buluşmalar yaşıyor. Tren kimi zaman yola yoldaşlık yapıyor, kimi zaman kahramanı evine gelmiş gibi konukseverliğini sunuyor…

Locman – 2018 / Yönetmen: Şükrü Alaçam

Yönetmen şükrü Alaçam’ın gerçek hayat hikâyesinden filme uyarladığı “Locman” sinemaseverlere sımsıcak bir hikâyeyi anlatırken, arka fonuna ise treni alıyor…

1980 yılında toplum gerçekleri, din-mezhep ayrılıkları sürerken; bir aileye odaklanırız. Makinist olan uğur, işinde yeni bir terfi aldığını öğrendiğinde ailesiyle yeni bir yaşamın hayaline kapılır… yeni bir şehre giden aile, lojmana yerleşeceğini düşünürken bir sürprizle karşılaşır. Aile bir tren vagonuna yerleşir ve yeni hayatlarına biraz daha beklemeye koyulurlar… Artık depo şefi olarak çalışan uğur, ön yargı ve korkularını, ailesi ve dostlarının yardımı ile aşabilecek midir? Filmde Alican Yücesoy ve Yeliz Kuvancı başrolleri paylaşıyor…

İşe Yarar Bir Şey – 2017  / Yönetmen: Pelin Esmer

“11’e 10 Kala” ve “Gözetleme Kulesi” filmleriyle yurt çapında oldukça başarı yakalayan Pelin Esmer, daha büyük başarıyı yakaladığı “İşe Yarar Bir Şey” filmiyle adeta sinemanın içinden tren geçirmeyi ustalıkla başarıyor. Şair Barış Bıçakçı’nın “Şair bir kadın ile ilgili bir film yapmaya ne dersin?” sorusuyla bu film için yola çıkan Esmer, görüntü yönetiminde de Gökhan Tiryaki’yi ile beraber çalışarak, güçlü bir şekilde yola çıkarak filmin şinematik ve şiirsel dilini ortaya koyuyor.

Şair Leyla bir gün, İstanbul’dan İzmir’e gece treniyle yola çıkıyor… Okul arkadaşlarının düzenlediği ve 25. kez yaptıkları mezunlar buluşmasına ilk kez katılacak olan Leyla, buluşma gerginliği öncesinde trenden insanları ve manzarayı izliyor… Bir yandan da bir şeyler çiziktiren Leyla, trene binmeden önce hemşirelik öğrencisi Canan’la tanışır. Muhabbet ilerledikçe Canan’ı İzmir’de bekleyen ağır sorumluluğu öğrenen Leyla; dinledikleri üzerinden bir hikâye kurar… Bu hikâyenin ortaya çıkışı ise, bu büyülü trenin içerisinde olur…

Başak Köklükaya’nın muazzam oyunculuğu, Öykü Karayel’in nefes katan performansı ve Yiğit Özşener’in katkı koyduğu büyüleyici bir oyuncu kadrosuna sahip olan “İşe Yarar Bir Şey” tren ve şiirin bir araya geldiği ender yerli filmlerimizden bir tanesi oldu…

Yarına Tek Bilet – 2020 / Yönetmen: Ozan Açıktan

Netflix’te yayınlanan ‘İlk Orijinal Yerli Film’ olma özelliğini taşıyan ve büyük bir çoğunluğu trende geçen “Yarına Tek Bilet” filmi, İsveçli yönetmen Drazen Kuljanin'in “Hur Man Stoppar Ett Bröllop” filminden uyarlandı. Film, Ankara’dan İzmir’e doğru çıkılan tren yolculuğunda tanışan Leyla ve Ali’nin hikayesini anlatıyor. Filmde ikili, hayatlarında yeni bir sayfa açmak ve bir karar vermek adına bu yolculuğa çıkıyorlar ve fak ediyorlar ki aynı amaç uğruna bu trende buluşmuş ve yola çıkmışlardır. Gerçeklerle yüzleşmeleri ve yaşadıkları duygusal çekimin yanı sıra trenin usul usul yolunda gitmesi de, arka planda güzel bir şekilde yayılmaktadır.

Ozan Açıktan’ın yönettiği, Metin Akdülger ve Dilan Çiçek Deniz’in başrollerini paylaştığı film, izleyenlere trende yaşanan tempolu sahneler, müzik molalarıyla yolculuk hissi ve deli dolu bir kompartıman eğlencesi sunuyor. İzleyene yolculuk tadında bir zaman vadeden filmin, seveni kadar eleştireni de olmuştu.