gdh'de ara...

İşveren ve çalışanın yeni uçurumu: Sessiz istifa

1. resim

Türkiye’de de işverenlerin ajandasına ilk sıralardan giren bu ilginç trendi sessiz istifa yı hukuki ve psikolojik yönleriyle uzmanlarına sorduk.

Dünyanın birçok ülkesinde sessiz istifa uzun süren salgın neticesinde evden çalışma şartları ve çalışma koşullarıyla ilgili yenilikler uygulanmış, bu süreçte birçok işveren, insan kaynakları politikasında büyük değişikliklere gitmiş, uzaktan çalışma (remote) kavramı plaza dilinde geniş yer bulmuştu. 

Pandemi dönemiyle birlikte ilk önce Tiktok akımı olarak adını duyuran ‘Quiet quitting’ (sessiz istifa) dünyanın birçok yerinde iş yaşamının gündeminde yer aldı. Tanımına bakıldığında yeni bir tavır olmadığı dikkatleri çeken sessiz istifa özellikle enerji kriziyle sarsıntıda olan Avrupa ekonomisinde de geniş yankılar uyandırdı.

Türkiye’de de işverenlerin ajandasına ilk sıralardan giren bu ilginç trendi hukuki ve psikolojik yönleriyle uzmanlarına sorduk.  Sessiz istifayı güç tasarruf modu olarak tanımlayan Psikolojik Danışman Hanne Taştan, bu akımın aynı zamanda bir farkındalık olduğuna çalışanların, iş hayatlarını ve sosyal yaşamlarını dengelemek amaçlı yalnızca mesai saatlerinde ve sadece yapması gerekeni yaparak alışılmamış bir çalışma şekli ortaya koyduklarını belirtti. Söz konusu davranış biçiminin hukuki sonuçlarına açıklık getiren Avukat İsmail Özerdem ise sessiz istifanın ülkemizde mavi yakalılar arasında popüler hale geldiğine dikkat çekerek, nedenleri ile bir istifa davranışının sonuçlarının işveren için oldukça ağır olabileceğine dikkat çekti.

Kapanma ve uzaktan çalışma dönemlerinde vatandaşların çeşitli sorgulamalar içerisine girdiğini dile getiren Psikolojik Danışman Hanne Taştan, ”Çoğu insan ‘ne için çabalıyoruz?’ Sorusunu kendine sordu ve kapanma sürecinde bazı bireyler kendi içine döndü. Kendini tanıma arayışları ve sonuç olarak kendini keşfetme süreçlerini yaşadılar. Evden çalışma biçimiyle ilgili en önemli sorunlardan biri ‘sınır belirleme’ oldu. Çalışanlar sürekli müsait olmama, mesai saatleri içinde çalışma, mesai bitince çalışma dosyasını kapatıp kendi hayatını geri dönmeye dair çizgi belirlemek gibi bir davranışla bu gün sessiz istifa olarak popülerleşen tanımlamayı kendi içlerinde yaptılar” ifadelerini kullandı.

Genç yetişkinler kariyer planlamasını doğru yapmalı

Sessiz istifa çerçevesinde sınır koymanın da psikolojik olarak bireyselleşme ve farkındalığın bir sonucu olduğunu söyleyen Taştan, “İşveren bu anlamda verimli çalışanla çalışmayanın ayrımını belirlemelidir. Ödül yöntemleri kullanabilirler kesinlikle ceza olmayacak şekilde. Genel olarak baktığımızda çalışanın bağlılığının ve inancının işine karşı tükendiğini düşünürsek yan haklar ve şartların iyileştirme yapılması bir seçenek olabilir. Şirketin finans durumuna göre çalışanların koşul belirtmeksizin ücretli ya da ücretsiz izin yapması sağlanmalıdır. Sessiz istifa aslında ülkemizde çok yaygın fakat ifadelendirme şekli bu değil. Özellikle genç yetişkinlerin sadece para kazanmak için çalışması, gelecek kaygısı, kendisine uygun meslek seçimini yapmaması, yoğun çalışma şartları bir yerde işe karşı bağlı olmadan sadece görevleri yerine getirerek sıradan bir görev yürütmesine neden oluyor. Uzun çalışma saatleri demek aslında kendi hayatından vermek demek” diyerek sevdiği bir işi yapan, sevdiği sektörde, sevdiği şirkette çalışan bir gencin adaptasyon sürecinin daha kısa olacağını ekledi.

Taştan, “Bu sebeple özellikle genç yetişkinler en kısa şekilde kariyer planlaması yaparken ‘ilgi, yetenek ve değerlerini’ doğru belirleyip ona göre bir yol çizdiğinde sadece uzun çalışma saatleri değil her duruma kolay adapte olabilecektir” diye konuştu.

İşveren ve çalışanın yeni uçurumu: Sessiz istifa

İş Kanunu kapsamında işe girişte imzalanan sözleşme geçerli

Sessiz istifa konusunun hukuki sonuçları olduğuna değinen Avukat İsmail Özerdem, dünyada öne çıkan istifaların beyaz yakalı çalışanlardan olduğunu Türkiye’de ise bu çalışan profilini genç mavi yakalıların öne çıktığını dile getirdi. Sessiz istifanın hukuki olarak işverene ağır sonuçlar yaşattığını belirten Özerdem, “Çalışma hayatında ülkemizde geç kalınan bir çalışma prensibinin z kuşağının sosyal mecralar aracılığıyla hayata geçirilmeye çalışılması ne kadar etkili olacak her kesimce merak edilmektedir.  Ülkemizde çalışma koşulları maalesef ki hem ağır hem de emek karşılığı tam manasında alınamamaktayken kanuni çalışma saatleri dışında mesaiye kalmayacaklarını belirten çalışanlar işverenler açısından yeni bir tehdit oluşturacaktır. İşverenler İş Kanunu kapsamında çalışanlara işe girişte imzalatmış olduğu iş sözleşmelerine koşulların varlığı halinde ek mesaiye kalabilecekleri ve telafi çalışmalar yapabilecekleri maddeler ekleyerek çalışanları bu konuda bağlayıcı olabiliyorlar. Bu bağlayıcılıktan çalışanlar ancak iş verene resmi kanallarla gönderecekleri ihtarname ile ek mesaiye kalmayacaklarını ve veya telafi çalışmalara iştirak etmek istemediklerini ihtar ederek kurtulabileceklerdir” diyerek sessiz istifanın çalışanlar açısından sonuçları iyi düşünülmüş bir tercih olması gerektiğinin altını çizdi.

Plansız fazla mesai çalışana haklı fesih hakkı doğuruyor

Söz konusu fazla mesai koşullarının işçiye haklı fesih hakkı tanıdığını belirten Özerdem, “İşverene gönderilen ihtarname sonrası çalışanın benimsemiş olduğu sessiz istifa akımına aykırı olarak işçi mesaiye bırakılmaya çalışılırsa işçi iş akdini haklı nedenler feshederek doğacak tüm işçilik alacaklarına hak edecektir. Aynı şekilde işverenlerce tepkiyle karşılanacak olan sessiz istifa akımı sonrası toplu çıkışlar yapılabilme ihtimali de kuvvetle muhtemeldir. İşverenlerin bu akıma karşı çalışanlarına tepkiyle yaklaşıp eylemli fesih şartlarını da gerçekleştirebilirler” ifadelerini kullandı.

Eylemli fesih konusuna açıklık getiren Özerdem, “İşverenlerin mesaiye kalmak istemeyen çalışanların çalışma koşullarında kanuni zorunluklara uymadan esaslı değişiklikler yaparak çalışan üzerinde mobing kurması bu konuda örnek olarak gösterilebilir.  Bu durumu somutlaştırmak gerekirsek de sessiz istifa akımına uymak isteyen bir çalışanın yazılı onayı alınmadan çalıştığı bölümünün değiştirilmesi örneği göz önüne alınabilir. Böyle bir durumda da işçi yine tüm alacaklarını hak edecektir. Ayrıca işverenler maaş politikalarını belirlerken çalışanları adeta ek mesaiye bırakmaya zorlamaktadır.

Yargıtay : Yönetici kadrosunun fazla mesaisi ek çalışma olarak kabul edilmemekte

Bu hususu somutlaştırmak gerekirse işverenin çalışanlarına asgari ücret düzeyinde bir maaş vereceğini ve işçinin günümüz açlık sınırına yakın alması gereken ücreti ek mesailer ile alabileceğini belirterek çalışanların sessiz istifa akımına iştirakinin önüne geçmektedir. Yerleşik Yargıtay kararlarınca iş yerinde yönetici kadrosunda çalışanların yapmış olduğu mesailer ek çalışma olarak kabul edilmemekte olup çalışanın yönetici olması nedeniyle ek ücret alacağına hak etmeyeceği kabul edilmektedir. Yönetici kadrosunda çalışan kişilerde nihayetinde bir çalışan olup onlarında sessiz istifa akımına iştirak hakları vardır” diye konuştu.

Yöneticilerin sessiz istifa süreçlerine ilişkin Yargıtay’a taşınmış bir örneğin henüz bulunmadığını hatırlatan Avukat İsmail Özerdem Yargıtay’ın yönetici kadrosunda çalışanların sessiz istifa akımına iştiraki kabul edilebilir olmadığı yönünde görüş bildireceğini düşündüğünü ekledi.