gdh'de ara...

Türkiye'den dünyaya 2 bin 500 yıllık ders: Tahıl Koridor Anlaşması

1. resim

2 Temmuz’da Türkiye’nin girişimiyle Rusya ve Ukrayna arasında imzalanan “Tahıl Koridoru Anlaşması” yalnızca küresel kıtlık ve gıda krizinin önüne geçmekle kalmadı. Altıncı ayını doldurmak üzere olan savaşta Rusya ile Ukrayna arasında bir anlaşma zemini tesis edilebileceğine dair ümitleri de kuvvetlendirdi.

22 Temmuz’da Türkiye’nin girişimiyle Rusya ve Ukrayna arasında imzalanan “Tahıl Koridoru Anlaşması” yalnızca küresel kıtlık ve gıda krizinin önüne geçmekle kalmadı. Altıncı ayını doldurmak üzere olan savaşta Rusya ile Ukrayna arasında bir anlaşma zemini tesis edilebileceğine dair ümitleri de kuvvetlendirdi. İstanbul’daki Müşterek Koordinasyon Merkezi’nde taraflar ortak görüntü vermekten imtina etseler ve anlaşmazlıklar yaşasalar da süreç şu ana kadar sıfıra yakın sorunla işledi. 16 Ağustos tarihine kadar uluslararası pazarlara ulaşan buğday, mısır ve ayçiçeğinin miktarı 500 bin tona ulaştı. Yalnızca tarımsal ürünler değil, Rusya’nın ürettiği gübrenin uluslararası piyasalara ulaşmasının önemi de 2023 yılında daha iyi anlaşılacak. Küresel çapta şaha kalkan enflasyon oranlarının bir nebze olsun frenlenmesinde bu anlaşmanın önemi de yine tarihe kaydedilecektir. 

Tahıl Koridoru Anlaşması yalnızca Ukrayna-Rusya Savaşı’nın trajik boyutlarını uluslararası topluma hatırlatmakla kalmadı. Afrika halklarının kuraklık ve kıtlıkla biçimlenen, unutulmuş, medyanın gündeminden düşmüş trajedilerinin bir kez daha hatırlanmasını da sağladı. Savaş öncesinde Ukrayna ve Rusya limanlarından yola çıkan tahıl yüklü gemilerin rotaları merak edilmezken bugün Ukrayna limanlarından Afrika kıtasına doğru yola çıkan gemiler uluslararası basın tarafından ilgiyle izleniyor.

Brave Commander adlı Lübnan bandıralı yük gemisi 23 bin ton tahıl yüklü olarak 16 Ağustos günü Ukrayna’nın Pivdennyi limanından ayrıldı. Birleşmiş Milletler adına sefer yapan geminin 2 hafta içerisinde Doğu Afrika ülkesi Cibuti’ye ulaşması ve taşıdığı tahılın Etiyopya’da iç savaş ve kıtlık nedeniyle açlıkla karşı karşıya kalan sivillere ulaştırılması planlanıyor.

Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı ( WFP ) yetkilileri Karadeniz’deki limanların açılmasının Afrika’daki kıtlığa mutlak bir çözüm olmadığını ancak felaketin önüne geçilmesinde kayda değer bir gelişme olduğunu ifade ediyorlar. 45 ülkede 50 milyon kişinin açlıkla karşı karşıya olduğunu belirten BM yetkilileri kısa süre içerisinde Karadeniz’den yeni gemilerin de Afrika’ya doğru yola çıkacağını kaydediyorlar. 

Türkiye, Tahıl Koridoru Anlaşması’nı hayata geçirirken aslında 2 bin 500 yıllık geçmişi olan bir tarih dersini de dünyaya hatırlattı. Ukrayna ovalarında yetişen tahıl ile Karadeniz’in ve Anadolu’yu Avrupa’dan ayıran boğazların oluşturduğu stratejik denklemin önemini ilk tespit eden Pers İmparatoru 1’inci Darius’tu. Pers imparatoru, milattan önce 513 yılında Ukrayna ovalarından Doğu Avrupa’ya uzanan topraklarda yaşayan İskitler’e karşı çıktığı seferde ordusunu,  İstanbul Boğazı’nı yanyana sıraladığı gemilerden oluşturduğu köprüden geçirerek bir ilke imza attı. İskitler’in Perslere karşı meydan savaşından kaçınarak gayrı nizami harp metotlarını benimsemesi mücadeleyi lojistik bilek güreşine döndürdü. Taraflar birbirinin ikmal hatlarına saldırırken başlıca hedef buğday üretilen topraklar, değirmenler ve tahıl sevkiyatı oldu. Birinci Darius’un İskit seferi hem Karadeniz’in hem de tahılın hem de Boğazların stratejik değerler olarak ortaya çıktığı ilk savaştı.

Karadeniz, buğday ve Boğazlar denkleminin tarihin akışını değiştirdiği ikinci mücadele ise milattan önce 431 ile 404 yılları arasında yaşanan Peloponnesos Savaşlarıydı. ( Yakın bir tarihte köşe yazısında Dünya tarihi için pek önemli olmayan bu harp…” gibi ifadeler kullanarak Peloponnesos Savaşları’ndan bahseden yazarları ciddiye almayınız. Bu savaş bugün Birleşik Devletler Donanma Enstitüsü’nde ders olarak okutulmakta, üzerine tezler yazılmaktadır. Hatta günümüzde ABD ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki süper güçler rekabeti, Peloponnesos Savaşları tarihini yazan Tukidides’ten adını alan “Tukidides Tuzağı” kavramı üzerinden bu savaş temel alınarak saygın akademisyenler ve düşünce kuruluşları tarafından tartışılmaktadır ) 

 Atina ve müttefikleri ile Sparta ve müttefikleri arasında 27 yıl süren savaşın stratejisi tamamen hasmı aç bırakarak teslim olmaya zorlama üzerine kurgulanmıştı. Tarihin o devirlerinde kentleri çevreleyen duvarları yıkabilecek silah teknolojileri olmadığından eldeki en yıkıcı seçenekler karşı tarafın deniz ticaret filolarını batırmak yani lojistik hatlarını kesmek ve  kentlerini kuşatıp tarım alanlarını tahrip etmekti. Mücadeleye noktayı koyan ise Spartalı komutan Lysandros’un vizyonu oldu. Pers donanmasından destek alan Lysandros milattan önce 405 yılında Çanakkale Boğazı’na geldi. Askerlerini bugünkü Lapseki’ye çıkardı. Atina’ya ulaşan buğdayın yolunu keserek onları açlığa mahkum etti.  Karadeniz’in kuzeyinden buğday sevkiyatı duran Atina savaşmaya mecbur kaldı. 

Gelibolu Yarımadası’ndaki Aegospotami’de vuku bulan muharebe neticesinde Atina donanması yok edildi, 3 bin Atina askeri esir düştü. Tahıl yolu tamamen kesilen ve ablukayı aşamayan Atina teslim olmak zorunda kaldı. Lapseki’deki muharebenin sonucu ve tahıl yokluğu yalnızca Peloponnesos Savaşı’nı bitirmekle kalmadı. Atina şehir devleti de yıkılırken Yunan dünyasında liderlik Sparta’nın eline geçti.

Bu iki örnekten de anlaşılacağı üzere Karadeniz’in kuzeyinde üretilen tahılın önemi 2 bin 500 yıl önce dönemin büyük uygarlıkları tarafından tespit edilmiş ve tahıl sevkiyatının kesilmesinin yıkıcı sonuçları yine zamanın süper güçleri sayılabilecek devletler üzerinde test edilmiştir. Türkiye, 22 Temmuz’da tarafları masaya oturtarak sağladığı anlaşmayla yalnızca barış yolunda mesafe alınmasını temin etmemiş, “Dünya 5’ten büyüktür” şiarıyla çıktığı yolda uluslararası topluma da önemli bir tarih dersini hatırlatmıştır.