gdh'de ara...

Dünyadaki savaşın uzayda kazanıldığı yeni dönem: Uzayda savunma rekabeti

1. resim

Baş döndürücü büyüklüğüyle uzay, daima insanoğlunun zihnini ve hayal gücünü meşgul eden bir alan oldu. Tarih boyunca insanlık, yıldızları, gök cisimlerini, ay ve güneşin konumunu inceledi. İnsanın uzaya olan merakı modern çağlarda boyut değiştirdi. 20. yüzyılın sonlarında ise uzay artık daha ulaşılabilir hale gelmişti. Bu gelişim insanların cep telefonu, internet, televizyon gibi kitle erişim olanaklarına erişiminde büyük bir etken oldu.

Günümüzde uzay, artık insanlığa çok geniş bir yelpazede fayda sağlayan bir alan. Yerkürenin etrafını saran binlerce uydu; navigasyon, meteoroloji, GPS hizmetleri, internet, yayıncılık gibi birçok alanda hizmet veriyor. Ancak uzay, sadece insan hayatını kolaylaştıran barışçıl amaçlarla değerlendirilmiyor. ABD ve Rusya gibi büyük aktörlerin yanında artık Çin, Hindistan, AB Ülkeleri gibi aktörler uzayda varlık gösteriyor ve uzay hızla bir askeri rekabet alanına dönüşüyor.

İnsanoğlunun uzay macerasının kısa tarihi

İnsanlığın uzay macerası, çoğumuzun zihninde Neil Armstrong'un Ay'a ilk adımı attığı sembolik anlar olarak canlanıyor olsa da, bu maceranın temelleri aslında 2. Dünya Savaşı yıllarında Alman Ordusu'nun askeri amaçla gerçekleştirdiği balistik füze çalışmaları ile atıldı.

2. Dünya Savaşı Sırasında Londra'ya Hava Saldırıları Maksadıyla Geliştirilen V2 Balistik Füzesi

Alman Ordusu tarafından Londra'ya hava saldırıları gerçekleştirme maksatlı geliştirilen V1 ve V2 balistik füzeleri, uzayın askeri düzeyde ilk kullanımı olarak değerlendiriliyor.

2. Dünya Savaşı'nın sona erip Soğuk Savaş döneminin başlaması ile uzayın savunma alanında bir rekabet sahasına dönüşüm süreci hızlandı. ABD ve SSCB, uzaydaki silahlanma yarışının öncüleri olarak çeşitli projelerle ciddi bir rekabet içine girdi. Bu kapsamda 1957 yılında SSCB tarafından Sputnik 1 uydusunun uzaya fırlatılması uzaydaki silahlanma yarışını başlatan ilk girişim oldu. ABD ise bu gelişmeye cevaben Ay'a ilk insanlı yolculuğu gerçekleştirdi. Esasen uzay çalışmalarının gelişmesinde bahse konu silahlanma yarışı önemli bir etkendi. Güvenlik ihtiyaçları doğrultusunda gelişen uzay çalışmaları, bu alandaki bilimsel gelişmeye zemin oluşturdu.

Sputnik 1 Uydusu

Stratejik bir güç olarak uydular

Uyduların, keşif, gözetleme, istihbarat, haberleşme gibi olanaklar sunması, askeri üstünlüğü de beraberinde getiriyor. Aynı zamanda uyduların savaş anında imha edilmesi, düşman tarafın haberleşme sistemlerinin devre dışı bırakılması gibi büyük bir üstünlük de sağlıyor. Bu da uzaydan gelecek saldırılara karşı devletleri önlem almaya ve bu alandaki gelişimlerine ivme kazandırmaya itiyor.

Dünya'nın Çevresini Saran Uyduları Gösteren Temsili Görsel

Sağladığı faydaların, maliyetlerine kıyasla çok yüksek olduğu uydular, Soğuk Savaş döneminde ABD ve SSCB arasındaki uzay rekabetinin ana unsuru oldu. Günümüzde de gözetleme, navigasyon, erken uyarı sistemleri gibi imkanlarla uydular modern dünyanın ve yeni rekabet alanlarının konusu haline geldi.

Halihazırda dünyayı çevreleyen ve aktif şekilde görev yapan 7.500 uydu mevcut. Bu uyduların sayısının 2029 yılında 57.000'e ulaşacağı öngörülüyor. Dünyadaki dijitalleşme hızı göz önünde bulundurulduğunda gelecek on yıl içerisinde uyduların hayatımızda daha hayati bir rol oynayacağını söylemek mümkün. Bu da uzaydaki savunma rekabetini açıklayan önemli bir veri.

Uzaydaki rekabetin başlıca aktörleri

Günümüzde ABD ve Rusya dışında, Çin, Japonya, Brezilya, Hindistan, İsrail, Güney Kore ve AB Ülkeleri uzay çalışmalarında büyük mesafe aldı. ABD'nin 20 Ocak 2019'da Savunma Bakanlığına bağlı "Uzay Kuvvetleri" birimini kurması ile uzayın askerileşmesi hususunda önemli bir atılım gerçekleştirdi. Bu atılımı Rusya, Çin ve Fransa gibi ülkeler kendi ordularında askeri birimler tesis ederek takip etti. Bu süreçle birlikte uzaydaki askeri rekabet daha kurumsal bir nitelik kazanmış oldu.

Bunun yanında ülkelerin sahip olduğu askeri veya sivil uydulara düzenlenen saldırılar da artık bir savaş sebebi sayılmakta. Son NATO toplantısında sonuç bildirisine eklenen madde bu anlamda büyük önem arzediyor. NATO üyesi ülkelerin uzaydaki varlıklarına düzenlenecek herhangi bir saldırı NATO'nun 5. maddesi kapsamında karşılık bulacağı ifade edildi ve NATO bünyesinde uzayla ilgili bir birim teşkil edildi.

Uzayda artan rekabetin önemli bir aktörü de Çin. 2009 yılında kendi uydusunu imha ederek bu alanda önemli ilerleme gösterdiğini ilan eden Çin, uzay çalışmalarının öncüsü durumundaki ABD'ye önemli bir rakip olma potansiyeline sahip.

Soğuk Savaş'ın ardından uzay çalışmalarındaki rekabette geri planda kalan Rusya da bu yeni dönemde ön plana çıkması beklenen aktörlerden. Zira Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in emri ile 27 Aralık 2019'da Rusya Savunma Bakanlığı bünyesindeki hava kuvvetleri ve hava-uzay savunma kuvvetlerinin birleştirilmesi ile yeni "Hava-Uzay Kuvvetleri Komutanlığı" kuruldu. Askeri anlamda uzay çalışmalarına hız veren Rusya'nın geçmiş tecrübelerinden de hareketle önümüzdeki süreçte uzaydaki savunma yarışında önemli bir aktör olarak öne çıkması bekleniyor.

Bu yarışta öne çıkan aktörlerden bir diğeri ise Hindistan. Hindistan, Mart 2019’da yeni bir savunma sistemini denemek amacıyla Dünya yörüngesine 300 kilometre uzaklıktaki bir uyduyu anti balistik füzeyle vurdu. Hindistan’ın ABD, Rusya ve Çin’den sonra bu silaha sahip dördüncü ülke. Keza Hindistan Başbakanı Modi, ülkesini bir “uzay süper gücü” olarak tanımlıyor. Ayrıca Hindistan, kendi uydu navigasyon sistemi olan az sayıdaki ülkelerden biri. 2017 yılında, tek seferde (18 dakika içinde) uzaya 104 uydu göndererek bir rekor kırdı. Söz konusu uydular, iletişim, meteoroloji, doğal afet uyarısı, Dünya gözlemi, bilimsel araştırma, navigasyon, deney ve eğitim amaçlı. Küresel uzay endüstrisi pastasından daha büyük bir dilim almak isteyen Hindistan, şu ana dek 33 ülkeye ait 297 uyduyu uzaya gönderdi.

Uzaydaki gelişmelere kayıtsız kalamayan Japonya da bu alanda atılımlar yapmaya devam ediyor. Japonya Savunma Bakanı Nobuo Kishi, ülkesinin uydulara yönelik tehditleri belirlemek ve önlemek amacıyla yeni bir uzay savunma birimi kuracağını söyledi.

Türkiye treni kaçırdı mı?

Savunma sanayii alanında son dönemde büyük bir atılım gerçekleştiren Türkiye, bu gelişime paralel olarak uzay çalışmaları konusunda da mesafe almaya çalışıyor. Bu anlamda özel şirketlerle işbirliği olanakları geliştirilirken Türk mühendisler de uzay çalışmaları alanında tecrübe kazanarak bayrağı daha ileri taşıma gayretinde. 13 Aralık 2018 yılında 38 milyon TL bütçe ile kurulan Türk Uzay Ajansı bu alanda heyecan verici bir gelişme olarak öne çıktı.

Uzay çalışmaları alanında Türkiye'nin heyecan veren bir diğer atılımı ise "Ay'a Sert İniş" yönünde atılan adımlar. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu hedefi şu sözlerle ifade etmişti:

İlk aşamada, 2023 yılı sonunda yakın Dünya yörüngesinde ateşleyeceğimiz kendi milli ve özgün hibrit roketimizle Ay'a ulaşarak sert iniş gerçekleştireceğiz. Uzay aracımızı yakın yörüngeye çıkaracak ilk fırlatmayı uluslararası iş birliği ile hayata geçireceğiz. Bu görevi tamamladığımızda hem Ay'a ulaşmayı başaran ülkelerden biri olacağız hem de ikinci aşama Ay misyonu için gerekli bilgileri toplamış olacağız. 2028'de hayata geçirmeyi planladığımız ikinci aşamada ise aracımızı yakın yörüngeye çıkaracak ilk fırlatmayı bu kez kendi milli roketlerimizle yapmayı hedefliyoruz. Ay'a yumuşak iniş gerçekleştireceğimiz bu aşamayı da tamamladığımızda Ay'da bilimsel faaliyetler yapabilen sayılı ülkelerden biri konumuna geleceğiz.

Ay'a sert iniş, Ay'da daha geniş araştırma safhasına geçmeden önce gönderilecek araçla iletişimin sağlanıp sağlanamadığının, Ay yüzeyine ulaşımın ve aracın ateşleme füzelerinin istendiği ölçüde çalışıp çalışmadığının test edilmesi gibi amaçlarla gerçekleştiriliyor. Ay'a sert iniş konusunda Türkiye'nin hedefi ise 2023. Otoriteler de bu hedefin gerçekleşeceği görüşünde.

Geçtiğimiz günlerde TÜRKSAT 5B uydusunun ABD'li teknoloji şirketi SpaceX'e ait FalconX roketiyle uzaya gönderilmesi, Türkiye'nin son dönemde uzay alanında attığı önemli adımlardan. Hatırlanacağı üzere Türksat 5A uydusu, 2021 yılının Ocak ayında fırlatılmış, Temmuz ayında ise hizmete girmişti.

Bahse konu uydular, sivil ve barışçıl amaçlarla hizmet ediyor olsa da Türkiye'nin bu alandaki ilerlemesini engellemeye yönelik propaganda faaliyetleri yürütülmeye devam ediyor. ABD'deki Ermeni lobisi ANCA, Türkiye'nin uzay faaliyetlerinin Türk yapımı insansız hava araçlarının menzilini genişleteceği iddiasıyla SpaceX firmasına bu faaliyetleri durdurma çağrısı yapmıştı.

Uzay alanında artık çok kutuplu bir döneme girilirken, Türkiye bu alandaki bilimsel faaliyetlere gerekli bütçe ve insan kaynağını ayırarak yeni dönemde güçlü bir şekilde yer alması mümkün. Geliştirilen ürünlere yenileri eklenerek, ve daha geniş kapsamlı programlarla Türkiye'nin savunma alanında gerçekleştirdiği atılım pekala uzay çalışmalarında da gerçekleştirilebilir.