Filonuzu dijitalleştirmenin yolu: Turkcell Filom

ABD-İsrail-İran Savaşının Geldiği Nokta İsrail'deki Seçimleri Nasıl Etkileyebilir?

Trump’ın kırılgan İran ateşkesi süreci devam ederken Tel Aviv’den yükselen “Lübnan’dan çekilmeyeceğiz” açıklamaları, seçim arifesindeki İsrail'i tarihinin en büyük askeri personel açığı ve ekonomik krizinin ortasında yakaladı.

0:00

--:--

Son Güncelleme: 17.06.2026 - 18:27

NSosyal Logo
ABD-İsrail-İran Savaşının Geldiği Nokta İsrail'deki Seçimleri Nasıl Etkileyebilir?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eşi Sara oylarını kullanıyor. 2019/ Reuters

Trump’ın İran ile vardığı ateşkes sürecinin kırılganlığı devam ederken, Tel Aviv’den Lübnan’dan çekilmeyeceklerine yönelik peş peşe açıklamalar geliyor. Peki, Lübnan’ı işgal etmekteki bu bitmeyen ısrar, genel seçimlere yaklaşmakta olan İsrail'de nasıl bir dinamik oluşturacak? Sınır ötesindeki agresif tutum içerideki krizleri gölgelemeye yetecek mi, yoksa askeri kapasitenin sınırları sandıkta yeni bir siyasi kırılmaya mı yol açacak? 

İsrail Parlamentosu Knesset’in aldığı fesih kararlarıyla girilen erken seçim atmosferi, sınır ötesinde genişleme stratejileri ile içerideki koltuk savaşının nasıl iç içe geçtiğini ortaya koyuyor.

Ordu Krizi ve Lübnan Paradoksu

İran savaşındaki sonuçsuzluğun ardından Tel Aviv gözünü tamamen Lübnan’a çevirmiş durumda. Ancak İsrail yönetiminin genişleme ısrarı , pratikte sert bir gerçekliğe çarpıyor: Ordu tarihinin en büyük personel krizini yaşıyor.

İsrail Ordusu Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in kabine toplantısında yaptığı “Asker sıkıntısı çözülmezse ordu kendi içinde çökebilir” açıklaması, krizin boyutunu gözler önüne seriyor. Ordudaki binlerce kişilik açık, Lübnan'da kurulmak istenen kalıcı "güvenlik kuşağı" iddialarının önündeki en büyük fiziksel engel. Çünkü bu işgal planı, Gazze'ye oranla çok daha yoğun ve sürekli bir kara gücü gerektiriyor.

Ordu bu açığı kapatmak için laik ve dini-Siyonist kesimden oluşan yedek askerlerin hizmet sürelerini sürekli uzatırken, bu durum orduya katılanlar arasında ciddi bir bunalım oluşturuyor. Ordunun acil silah altına alınacak personel aradığı bu dönemde, yaşları 18-24 arasında değişen yaklaşık 80 bin Haredi (Ultra-Ortodoks) erkeğin, koalisyon koruması sayesinde askere gitmemesi ise içerideki fay hatlarını tetikliyor. 

İsrail Yüksek Mahkemesinin muafiyeti kaldıran kararına rağmen, Netanyahu hükümeti bu kaynağı kendi siyasi bekası için bloke etmeye devam ediyor.

Demografik Çöküş

Tel Aviv yönetiminin sürdürdüğü bu savaş ve kaos atmosferi, İsrail içinde sadece askeri değil, ciddi bir ekonomik ve demografik çöküşü beraberinde getiriyor. Savunma harcamaları ve bitmeyen seferberlik döngüsü nedeniyle sıkışan piyasaları hayatta tutmak için Merkez Bankası’nın faiz oranlarını %3,75'e kadar düşürmesi, cephedeki maliyetlerin tabanda yarattığı çöküşü belgeliyor. Seçmen sınır ötesindeki agresif politikalara ideolojik olarak destek verse de, hanelerdeki ekonomik kriz sandığa giderken en büyük motivasyon kaynaklarından birine dönüşebilir. 

Bu ekonomik çıkmaza, ilk kez oy kullanacak olan 18-21 yaş arası genç neslin hayal kırıklığı eşlik ediyor. Yaklaşık 17 sandalyeyi doğrudan etkileyecek bu yeni seçmen kitlesi, demografik olarak geçmiş nesillere göre çok daha sağcı ve muhafazakar bir çizgide yer alsa da, hayatları boyunca gördükleri en uzun soluklu lider olan Netanyahu'ya karşı mesafeli bir tutum takınıyor. Savaşın getirdiği ekonomik faturanın, belirsizliğin ve bitmeyen zorunlu hizmet sürelerinin yükü, bu dindar-sağcı genç oyları iktidar blokundan uzaklaştıran önemli bir etkene dönüşüyor.

Netanyahu’nun İnadı

Netanyahu ve aşırı sağcı ortaklarının (Ben-Gvir ve Smotrich) ateşkese sıcak bakmayan tavrı, içeride bir milli güvenlik stratejisinden ziyade, tamamen kişisel bir hayatta kalma kumarı olarak okunuyor. Nisan 2026’da Walla ve Maariv’in ortak anketine göre halkın %46’sı, İran savaşında İsrail ve ABD’nin kazanmadığını düşünüyor. Benzer şekilde yapılan diğer kamuoyu araştırmalarında da halkın %40’ının bu süreçten “iki tarafın da kazançlı çıkmadığı” yönünde görüş bildirmesi, vaat edilen "kesin zafer" illüzyonunun tabanda karşılık bulmadığını gösteriyor.

Bu başarısızlık algısıyla iktidar partisi Likud’un anketlerde 32 sandalyeden 22-25 sandalyeye gerilemesi üzerine Netanyahu, kaybolan radikal sağ oyları kaybetmemek için dikkat çekici bir zamanlamaya sığındı. İran ile varılan genel ateşkesten sadece saatler sonra Lübnan’a 350’den fazla kişinin katledildiği ağır hava saldırıları için emir verdi.

Savaşın uzaması, Netanyahu'nun hakkındaki yolsuzluk davalarından kaçması için bir pelerin işlevi görüyor. Hükümet, 16-17 sandalyeyi elinde tutan Haredi partilerine bağımlı ve bu partiler, muafiyet yasası tehlikeye girdiği için parlamentonun feshedilmesini talep ederek ülkeyi erken seçime zorladı. 

Dolayısıyla Netanyahu; aşırı sağcı ortaklarını "Lübnan'da kalıcılaşma" vaadiyle, Haredi ortaklarını ise "askerlik muafiyeti" güvencesiyle bir arada tutmak zorunda. Bu durum, savaşı uzatmak isteyen ama savaşı yürütebilecek askeri kapasiteyi kendi siyasi ortaklarının eliyle kısıtlayan Netanyahu için içinden çıkılması zor bir denklem.

Sağ ve Sağın Yarışı

Batı medyasının Beyachad’ı "Aşırılıkçı Netanyahu’ya karşı seküler ve ılımlı alternatif" olarak sunması da gerçekle uyuşmuyor. Seçim yarışı bir savaş-barış mücadelesi değil, aksine iki sağ aktörün koltuk savaşına dönüşmüş durumda. Netanyahu’nun en güçlü rakibi olan Naftali Bennett liderliğindeki Beyachad İttifakı, kökten dini-milliyetçi bir gelenekten geliyor ve Lübnan ile Gazze’deki işgal operasyonlarını tamamen destekliyor. Bennett, 2026 Şubat ayında yaptığı resmi açıklamayla Arap milletvekillerini kurulacak herhangi bir hükümet senaryosundan kesin olarak dışlayacağını ilan ederek İsrail sağ siyasetindeki dışlayıcı yerini çoktan belirledi.

Bennett’in Netanyahu’yu hedef aldığı noktalar da barışçıl bir dönüşüm vaat etmiyor; sadece yönetimsel çelişkileri ifşa ediyor. Muhalefet bloğu savaşın kendisine karşı bir alternatif sunmuyor, hatta mevcut politikaların daha etkin uygulanmasını talep ediyor. Bennett, Netanyahu’nun koltuğunu korumak adına dindar Haredi gençlerine ayrıcalık tanımasını "orduya yönelik bir ahlaki zafiyet ve verimsizlik" olarak nitelendiriyor. Yani Bennett’in itirazı işgal fikrine değil ordudaki yük dağılımının eşitsizliğine ve Netanyahu’nun askeri yönetimdeki zayıflığına yöneliyor. 

Kabullenilmiş Kısırdöngü 

Ateşkese dair ısrarlı reddediş ve sınır ötesi operasyonlar, Netanyahu’ya aradığı mutlak oy patlamasını vermediği gibi, muhalefet blokuna da tek başına net bir iktidar kapısı açmıyor. İsrail yönetiminin en büyük çıkmazı, bizzat kendi körüklediği bu militarist yapıda saklı.

 İktidar bloku savaşı uzatmak istiyor ama orduyu besleyecek dindar tabanını askere gönderemediği için anketlerde 22-25 sandalyede kalıyor. Muhalefet ise işgal operasyonlarını sonuna kadar desteklerken, savaşın getirdiği toplumsal yükü oy toplamak için köpürtüyor ancak buna rağmen tek başına iktidar kuracak çoğunluktan çok uzak. Yahudi seçmen tabanı Lübnan'da kalıcı yıkım ve tampon bölge talep etmesine rağmen, ekonomik kriz ve yedek asker yorgunluğuna tahammül tükenmiş durumda.

Sandıktan hangi sağ ittifak çıkarsa çıksın bölgeye yönelik imha ve genişleme politikalarının özü değişecek gibi görünmüyor. 

120 sandalyeli mecliste her iki sağ blokun da Arap milletvekillerini dışlaması, sistemi 61 sandalyelik çoğunluktan mahrum bırakıyor. Son anketlerde muhalefetin 52-60, iktidar blokunun ise 50-54 sandalye bandında sıkışması, olağan dışı bir sürpriz yaşanmadığı takdirde ülkenin peş peşe tekrarlanan erken seçim sarmallarına ve hiçbir hükümetin kurulamadığı siyasi kısırdöngü dönemine geri dönüşe yol açabilir.


Kaynak:

GDH Haber

GDH Digital Telegram kanalına abone olabilirsiniz.

Abone Ol
Loading Spinner