Arab News: İran savaşı ve Türkiye'nin pragmatik kriz yönetimi
Türkiye, bölgesindeki yeni bir savaşı daha pragmatik bir kriz yönetimi stratejisiyle ele alıyor. Türkiye’nin bölgesel diplomasi deneyimi süreçte etkin aktör olmasına neden olabilir.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 06.03.2026 - 03:09
Suudi Arabistan merkezli yayın organlarından Arab News'de, ABD ve İsrail'in İran'a saldırıları ile başlayan savaşın bölgeye ve Türkiye'ye etkilerinin değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
Türkiye'nin coğrafi konumu nedeniyle uzun yıllardır komşu ülkelerin yarattığı güvenlik riskleriyle karşı karşıya kaldığına dikkat çekilen analizde, İran savaşının patlak vermesinin ardında da pragmatik bir kriz yönetimi stratejisiyle hareket ettiği tespiti yapıldı.
Analizde ayrıca; savaşın hem bölgeye hem Türkiye'ye olası etkileri hem de Türkiye'nin krizde alabileceği rollere dair değerlendirmelere yer verildi.
İşte Arab News'de yayınlanan analiz:
Türkiye, coğrafi konumu nedeniyle uzun yıllardır istikrarsız komşu ülkelerin yarattığı güvenlik riskleriyle karşı karşıya kaldı. Şimdi ise Ankara’nın sınırlarına yakın yeni bir kriz ortaya çıktı.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ve buna karşılık olarak Tahran’ın İsrail, ABD üsleri ve Körfez ülkelerindeki hedeflere yönelik misilleme saldırıları, bölgesel ölçekte genişleme potansiyeli taşıyan bir çatışma dinamiği yarattı.
Bu senaryo aslında Ankara’nın uzun süredir kaçınmaya çalıştığı en kötü ihtimallerden biri olarak görülüyordu. Irak ve Suriye savaşlarının Türkiye üzerinde yarattığı güvenlik, ekonomik ve siyasi maliyetler düşünüldüğünde, Ankara’nın İran’a yönelik bir askeri müdahaleye mesafeli yaklaşması uzun zamandır değişmeyen bir politika oldu.
Türk karar alıcıları, böyle bir çatışmanın uzaması halinde Türkiye’nin ciddi güvenlik ve ekonomik sonuçlarla karşılaşabileceğinin farkında.
Ankara’nın kriz yönetimi yaklaşımı
Türkiye’deki siyasi elit, krizi pragmatik bir kriz yönetimi stratejisiyle ele almaya çalışıyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan saldırıların ardından yaptığı ilk açıklamada hem ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını hem de İran’ın Körfez ülkelerine yönelik misillemelerini eleştirdi.
Erdoğan açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Komşumuz İran’a yönelik ABD-İsrail saldırılarını kınıyoruz. Öte yandan İran’ın kardeş Körfez ülkelerine yönelik saldırıları da kabul edilemez.”
Bu süreçte Erdoğan hem ABD Başkanı hem de İran Cumhurbaşkanı ile telefon görüşmeleri gerçekleştirdi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da ilk temas kuran isimlerden biri olarak İranlı mevkidaşıyla doğrudan görüşerek diplomatik kanalların açık olduğunu gösterdi.
Türkiye aynı zamanda arabuluculuk teklifinde bulunarak bölgesel aktörlerle temaslarını sürdürdü.
Türkiye-İran ilişkilerinin pragmatik karakteri
Türkiye ile İran arasındaki ilişkiler tarihsel olarak rekabet ve iş birliğinin iç içe geçtiği karmaşık bir yapıya sahip oldu. Bölgesel meselelerde iki ülke sık sık karşı karşıya gelse de taraflar genellikle bu farklılıkları kontrollü bir rekabet çerçevesinde yönetmeyi başardı.
Türkiye’nin NATO üyesi olmasına ve topraklarında NATO üsleri bulunmasına rağmen İran’ın Ankara’yı bağımsız dış politika yürüten bölgesel bir güç olarak görmesi de bu nedenle dikkat çekici.
İran açısından Türkiye aynı zamanda İsrail’in bölgesel politikalarına karşı mesafeli bir aktör olarak değerlendiriliyor. Nitekim 2025 yılında İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sırasında Türkiye, Tahran’ın meşru müdafaa hakkını desteklediğini açıklamıştı.
Ankara ayrıca Türkiye hava sahasının İran’a yönelik saldırılar için kullanılmasına izin verilmeyeceğini net biçimde ortaya koydu.
Türkiye açısından bu savaşın niteliği de oldukça açık görülüyor.
Bu çatışma NATO’nun savaşı değil, ABD ve İsrail’in yürüttüğü bir savaş. Türkiye bu savaşta doğrudan bir sorumluluk veya çıkar görmüyor ve önceliğini gerilimi düşürecek diplomatik girişimlere veriyor.
İran’da rejim değişikliği senaryosu
Ortaya çıkan askeri tablo birçok gözlemciye göre yalnızca askeri hedeflerle sınırlı değil. Saldırıların arkasındaki hedeflerden birinin İran’da rejim değişikliğini tetiklemek olduğu değerlendiriliyor.
Ancak böyle bir senaryonun net bir plan olmadan hayata geçirilmesi, İran’ı kaos ve parçalanma sürecine sürükleyebilir. Ankara’nın bir süredir bu tür olası senaryolar üzerinde çalıştığı biliniyor.
Türk yetkililer saldırılar öncesinde de İran konusunda farklı kriz senaryoları üzerinde hazırlık yapıldığını ve olası gelişmelere karşı çeşitli tedbirlerin değerlendirildiğini açıklamıştı.
Ankara’nın ince denge politikası
Bu nedenle Türkiye son derece hassas bir denge politikası yürütmek zorunda. Ankara bir yandan diplomatik girişimlerle gerilimi düşürmeye çalışırken, diğer yandan krizin Türkiye’ye sıçramasını önlemek için adımlar atıyor.
Türkiye’nin bölgesel diplomasi deneyimi, arabuluculuk rolü üstlenmesini mümkün kılabilir.
Sonuç olarak İran’daki gelişmeler Türkiye için, yalnızca bir dış politika meselesi değil; aynı zamanda ulusal güvenlik ve bölgesel istikrar açısından kritik bir sınav niteliği taşıyor.
Kaynak:
GDH Haber
İLGİLİ HABERLER
The Conversation: Dünyada yeni bir emperyal çağ mı başlıyor?
The Hill: Asya'daki “güç oyunu” nasıl şekillenecek?
Foreign Affairs: Çin, İran'a neden yardım etmiyor?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan İran uyarısı: Ateş büyük bir alana yayılabilir
Aliyev Nahçıvan’a yönelik saldırıyı terör eylemi olarak nitelendirdi
Numan Kurtulmuş'tan BM tepkisi: New York'taki bir kafeden farkı kalmadı
DİĞER HABERLER
Foreign Affairs: Çin, İran'a neden yardım etmiyor?
The National Interest: İran'ın Körfez'e baskı stratejisi başarılı olacak mı?
Versant Media: Trump'ın İran planı başarısız mı olacak?
Politico: İran krizi Avrupa'da bölünmüşlüğü tırmandırıyor!
Asia Times: ABD, İran rejimini değiştirme hedefine ulaşabilecek mi?
ABD'nin Ortadoğu'daki askeri üsleri ve merak edilenler
The New Arab: Trump ve Netanyahu Orta Doğu'yu nasıl ateşe verdi?
Arab Center DC: İran, bölge ülkelerini hedef alarak neyi hedefliyor?
The Defense Post: Türk savunma sanayisi güç dengelerini yeniden şekillendiriyor!
Responsible Statecraft: İsrail'in teoloji üzerinden işgal inşaası


