Brussels Signal: Yeni küresel gerçeklikte Avrupa'ya yer yok mu?
Avrupa’nın askeri gerçeklikten kopuk stratejik konfor alanı tamamen ortadan kalktı. Avrupa'yı Ukrayna ve İran savaşlarının ardından neler bekliyor?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 07.03.2026 - 04:55
Brüksel merkezli önemli yayın organlarından Brussels Signal'de, Ukrayna ve İran savaşlarının ardından ortaya çıkan yeni küresel gerçeklikte, Avrupa'nın geleceğine dair değerlendirmelerin yapıldığı bir analiz yayınlandı.
Avrupa'nın onyıllardır bürokrasisi de Brüksel’i“kurallara dayalı küresel düzenin” merkezi olarak konumlandırma hedefi ile hareket ettiğine dikkat çekilen analizde, ancak Avrupa’nın normatif dünya görüşünün askeri gerçeklikten büyük ölçüde kopuk bir stratejik konfor alanında şekillenmiş olmasından kaynaklı olarak artık geleceğinin risk altında olduğu tespiti yapıldı.
Analizde ayrıca; Avrupa'yı Ukrayna ve İran savaşlarının ardından neler beklediğine ve hangi adımları atması gerektiğine dair değerlendirmelere yer verildi.
İşte Brussels Signal'de yayınlanan analiz:
Yaklaşık yirmi beş yıl önce Avrupa, uluslararası sistemde barış ve refahın belirleyici olduğu bir düzenin merkezinde yer alma iddiasındaydı. Yugoslavya’da yaşanan savaşlara rağmen yeni kurulan Avrupa Birliği, devletlerin ortak bir rasyonaliteye sahip olacağı ve savaşın ulusal politikanın bir aracı olmaktan çıkacağı varsayımına dayanıyordu.
Bu yaklaşıma göre savaş; insan kaybına, ekonomik yıkıma ve istikrarsızlığa yol açtığı için rasyonel devletlerin tercih etmeyeceği bir seçenekti. Dolayısıyla devletler rekabet yerine ticareti ve ekonomik iş birliğini tercih edecekti.
Avrupa bürokrasisi de Brüksel’i bu “kurallara dayalı küresel düzenin” merkezi olarak konumlandırmayı hedefliyordu.
Ancak bu idealist yaklaşımın önemli bir zafiyeti vardı: Avrupa’nın barışçıl düzen tasavvuru büyük ölçüde ABD’nin askeri gücü tarafından korunan bir güvenlik ortamında gelişmişti. Başka bir ifadeyle Avrupa’nın normatif dünya görüşü, askeri gerçeklikten büyük ölçüde kopuk bir stratejik konfor alanında şekillenmişti.
Rusya gerçeği ve Ukrayna savaşı
Avrupa’nın bu yaklaşımının gerçeklikle çelişkisi, özellikle Rusya’nın yükselişiyle birlikte daha belirgin hale geldi. Avrupa Birliği Maastricht Antlaşması ile kurumsallaşırken, Vladimir Putin Rusya’da iktidarını pekiştiriyor ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasının yarattığı jeopolitik kaybı telafi etmeyi stratejik bir hedef olarak belirliyordu.
Putin yönetimi için ekonomik refah ve uluslararası iş birliği araçsal bir değere sahipti. Asıl hedef ise Rusya’nın yeniden büyük güç statüsüne kavuşmasıydı. Bu perspektif içinde Ukrayna, Moskova açısından bağımsız bir devlet değil; tarihsel olarak Rusya’ya ait olduğu düşünülen bir jeopolitik alan olarak görülüyordu.
2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgale hazırlanması sırasında ABD istihbaratının Avrupa başkentlerine sunduğu somut veriler dahi Avrupa liderlerinin büyük bölümünü ikna edemedi. Çünkü böyle bir savaş, Avrupa’nın benimsediği “rasyonel devlet davranışı” anlayışıyla bağdaşmıyordu. Ancak Ukrayna savaşı, Avrupa’nın güvenlik mimarisindeki bu stratejik yanılgıyı açık biçimde ortaya koydu.
İran dosyasında diplomatik yanılgı
Benzer bir stratejik hata Avrupa’nın İran politikalarında da görüldü. 2003 yılında İran’ın nükleer programının ortaya çıkmasının ardından İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan “AB-3” grubu Tahran ile müzakerelerin öncüsü oldu.
Avrupalı diplomatlar İran’a basit bir mantık sunuyordu: Büyük petrol ve doğal gaz rezervlerine sahip bir ülkenin nükleer enerjiye ihtiyacı yoktu. Batı ile yapılacak bir anlaşma ekonomik yaptırımların kaldırılmasını sağlayacak ve İran’ın refahını artıracaktı.
Ancak Avrupa’nın bu yaklaşımı İran rejiminin stratejik önceliklerini yanlış okudu. İran açısından ekonomik refah, rejimin temel hedeflerinin gerisinde yer alıyordu. Tahran yönetiminin stratejik vizyonu; Batı’yı zayıflatmak, İsrail’i ortadan kaldırmak ve Ortadoğu’da nükleer kapasiteye sahip bir Şii güç olarak bölgesel üstünlük kurmaktı.
Dolayısıyla Avrupa’nın sunduğu ekonomik teşvikler İran rejiminin ideolojik ve jeopolitik hedeflerini değiştirmeye yetmedi.
Realist güçlerin Avrupa’yı kullanması
Avrupa’nın uluslararası ilişkilerde rasyonel çıkar hesaplarına dayalı yaklaşımı, Moskova ve Tahran gibi daha sert güç politikaları izleyen aktörler tarafından zaman zaman istismar edildi.
Rusya, Avrupa ile kurduğu enerji ve ticaret ilişkileri sayesinde ciddi ekonomik gelir elde ederken aynı dönemde askeri kapasitesini güçlendirmeye devam etti. Benzer şekilde İran da Avrupa ile yapılan anlaşmaları yaptırımların hafifletilmesi ve ekonomik kaynak elde etmek için kullandı.
Ancak bu süreçte ne Rusya’nın revizyonist hedefleri ne de İran’ın nükleer programı kalıcı biçimde sınırlandırılabildi.
İran krizi ve Batı içindeki ayrışma
ABD’de Donald Trump yönetiminin İran’a yönelik sert politikaları da büyük ölçüde bu diplomatik sürecin başarısız olduğu değerlendirmesine dayanıyordu. 2015 yılında Barack Obama döneminde imzalanan nükleer anlaşma, İran’ın nükleer faaliyetlerine yalnızca geçici sınırlamalar getirirken Tahran’a yaptırım hafifletmesi ve önemli ekonomik kaynaklar sağladı.
Anlaşmanın denetim mekanizmalarının zayıf olması ve İran’ın askeri tesislerine erişim sağlanamaması, bu düzenlemenin etkinliğini tartışmalı hale getirdi. Buna rağmen Avrupa Birliği uzun süre bu anlaşmayı İran’ın iyi niyetinin bir göstergesi olarak savunmaya devam etti.
Bugün gelinen noktada Avrupa’nın güvenliği büyük ölçüde dış aktörlerin müdahalesine bağlı durumda. Ukrayna, Rusya’ya karşı Avrupa’nın doğu sınırında fiilen bir savunma hattı oluştururken ABD de İran’ın bölgesel etkisini sınırlandırmaya yönelik askeri ve diplomatik girişimlere liderlik ediyor.
Buna karşılık Avrupa Birliği’nin dış politika ve güvenlik alanındaki kurumsal bölünmüşlüğü, Birliğin stratejik krizlere hızlı ve kararlı bir şekilde yanıt vermesini zorlaştırıyor. Bu durum, Avrupa’nın küresel güvenlik mimarisinde etkili bir aktör olmaktan ziyade çoğu zaman pasif bir izleyici konumuna düşmesine yol açıyor.
Sonuç
Avrupa’nın uzun yıllar boyunca uluslararası sistemin rasyonel çıkarlar ve ekonomik karşılıklı bağımlılık temelinde şekilleneceği yönündeki varsayımı, son dönemde yaşanan jeopolitik gelişmelerle ciddi şekilde sarsılmış durumda.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, İran’ın nükleer programı ve Ortadoğu’daki güç mücadeleleri, uluslararası siyasetin hâlâ sert güç rekabeti ve güvenlik kaygıları etrafında şekillendiğini gösteriyor.
Bu bağlamda Avrupa için temel sorun, normatif ve ekonomik güce dayalı dış politika anlayışının tek başına yeterli olmamasıdır. Uluslararası sistemde etkili bir aktör olabilmek için askeri kapasite, stratejik birlik ve jeopolitik gerçekliği dikkate alan bir güvenlik perspektifi de kaçınılmaz hale gelmiştir.
Kaynak:
Brussels SignalİLGİLİ HABERLER
The Hill: Asya'daki “güç oyunu” nasıl şekillenecek?
The Conversation: Dünyada yeni bir emperyal çağ mı başlıyor?
Rusya ile Ukrayna arasında esir takası: 300'er asker serbest bırakıldı
ABD İran'a lider arayışını sürdürürken Uzmanlar Meclisi henüz Dini Lider seçemedi
Azerbaycan İran'daki tüm diplomatlarını geri çekti
Trump'tan İran'a "koşulsuz teslimiyet" tanımı: Artık savaşamamak da teslimiyettir
DİĞER HABERLER
Foreign Affairs: Çin, İran'a neden yardım etmiyor?
Arab News: İran savaşı ve Türkiye'nin pragmatik kriz yönetimi
The National Interest: İran'ın Körfez'e baskı stratejisi başarılı olacak mı?
Versant Media: Trump'ın İran planı başarısız mı olacak?
Politico: İran krizi Avrupa'da bölünmüşlüğü tırmandırıyor!
Asia Times: ABD, İran rejimini değiştirme hedefine ulaşabilecek mi?
ABD'nin Ortadoğu'daki askeri üsleri ve merak edilenler
The New Arab: Trump ve Netanyahu Orta Doğu'yu nasıl ateşe verdi?
Arab Center DC: İran, bölge ülkelerini hedef alarak neyi hedefliyor?
The Defense Post: Türk savunma sanayisi güç dengelerini yeniden şekillendiriyor!


