Selanik'ten yükselen vatan sevgisi ve İnebolu yolculuğu
Doğum tarihi tam olarak netleşmemekle birlikte Ocak 1902 veya Kasım 1901'de Selanik'te doğan Nazım Hikmet, ilk gençlik yıllarında İstanbul’un işgal altındaki karanlık günlerine şahit oldu.
İçindeki vatan sevgisini direniş şiirleriyle haykıran şair, bu coşkunun peşinden giderek Anadolu’daki Milli Mücadele’ye destek vermek amacıyla İnebolu’ya geçti.
Batum'da işitilen yabancı bir ritimle gelen serbest Nazım
İlk şiirlerinde hece ölçüsünü kullanan ve geleneksel kalıplardan beslenen Nazım Hikmet’in edebi çizgisi, Moskova yolculuğu sırasında radikal bir dönüşüm geçirdi.
Batum’da kelimelerini bilmediği Rusça bir şiirin biçiminden ve ritminden etkilenen şair, Türk şiirinde yeni bir çağın kapısını aralayacak serbest ölçüyü keşfetti.
"Açların Gözbebekleri" ve "835 Satır" devrimi
Yeni keşfettiği serbest nazım biçimini ilk kez "Açların Gözbebekleri" şiirinde deneyen şair, Türk edebiyatındaki kalıpları yıktı.
1929 yılında İstanbul’da okuyucuyla buluşan "835 Satır" adlı eseri, o dönemin edebiyat çevrelerinde büyük bir bomba etkisi yarattı ve modern Türk şiirinin temellerini attı.
"Sanat sanat için değildir" haykırışı
"Resimli Ay" dergisinin yazı kadrosuna dahil olan Nazım Hikmet, dönemin yerleşik ve elitist edebiyat değerlerine karşı adeta savaş açtı.
Kendisini "sosyalist şair" olarak konumlandıran usta kalem, sanatın amacının toplumu aydınlatmak ve halkın sorunlarını dile getirmek olduğunu savunarak "Sanat, sanat için değildir" ilkesini benimsedi.
Orhan Selim ve Mümtaz Osman'ın gizli dünyası
Şairliği kadar tiyatro ve sinema vizyonu da geniş olan Ran, Türk tiyatrosunun dehası Muhsin Ertuğrul döneminde sahne arkasının gizli kahramanı oldu.
Siyasi baskılar nedeniyle kendi adını kullanamadığı bu dönemde Orhan Selim ve Mümtaz Osman gibi takma isimlerin arkasına gizlenerek çok sayıda popüler film senaryosu ve tiyatro oyunu üretti.
Bakü semalarında 'ben Türküm' yankısı
Sovyetler Birliği döneminde yolları Bakü ile kesişen Nazım Hikmet, buradaki aydınlar üzerinde derin izler bıraktı.
Azerbaycanlı yazar Anar Rıza’nın aktardığına göre, usta şairin Bakü'deki bir konferansta cesurca "Ben Türküm" demesi, o dönem Sovyet baskısı altındaki Azerbaycan topraklarında milli şuurun yeniden uyanmasında büyük bir meşale yaktı.
Uluslararası barış ödülü ve dünya çapında bir saygınlık
Fikirleri, yazıları ve politik duruşu nedeniyle ömrünün büyük bölümünü mahkeme salonlarında ve Bursa Cezaevi gibi hapishanelerde geçiren şair, dünya çapında bir simgeye dönüştü.
1950 yılında hapisteyken, küresel çapta tanınan sanatçılar Picasso ve Pablo Neruda ile birlikte "Uluslararası Barış Ödülü"ne layık görüldü.
Sovyet sürgünü ve Memet'e duyulan dinmeyen hasret
Üzerindeki ağır siyasi baskıların dayanılmaz bir boyuta ulaşması üzerine Türkiye'den ayrılarak Sovyetler Birliği'ne sığınan Ran, 1951 yılında Türk vatandaşlığından çıkarıldı.
Üvey kızı Anna Stepanova’nın anlattığına göre, şairin Sovyet sürgünündeki şiirlerinin ana damarını, ülkesine ve oğlu Memet’e duyduğu o devasa "hasret" kelimesi oluşturdu.
Moskova’da duran büyük kalp
Vatanından uzakta, memleket hasretiyle çarpan o büyük kalp, 3 Haziran 1963 sabahı Moskova’da yetmezlik sonucu durdu.
Nazım Hikmet’in vefatı dünya edebiyatında büyük bir boşluk yaratırken, cenazesi ünlü Novodeviçi Mezarlığı’na defnedildi ve mezarı o günden sonra hasretin sembolü haline geldi.
Asır sonra iade-i itibar: UNESCO yılı ve vatandaşlık
Doğumunun 100. yılı olan 2002 senesi UNESCO tarafından tüm dünyada "Nazım Hikmet Yılı" ilan edilerek şairin evrensel dehası bir kez daha taçlandırıldı.
Türkiye Cumhuriyeti ise, ölümünden yıllar sonra, 2009 yılında aldığı tarihi bir kararla usta şairi yeniden Türk vatandaşlığına kabul ederek bu büyük tarihi hatayı düzeltti.

