Middle East Eye: Türkiye ve Suudi Arabistan ortaklığının potansiyeli
Türkiye’nin rolü, yeniden şekillenen dengeler ışığında giderek daha fazla önem kazanıyor. Peki Türkiye ve Suudi Arabistan arasında artan ortaklık bölgeyi nasıl etkileyecek?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 11.02.2026 - 05:53
İngiltere merkezli önemli yayın organlarından Middle East Eye'de, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiği Körfez ziyaretlerinin etkisinin ve Türkiye ile Suudi Arabistan arasında artan işbirliğinin geleceğinin değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
2018 yılında gazeteciKaşıkçı’nın öldürülmesinin ardından Veliaht Prens Selman'ın, bölgesel görünürlüğünü bilinçli şekilde düşürerek odağını daha çok iç dönüşüm vizyonuna kaydırdığı tespiti yapılan analizde, gelinen noktada ise artık Suudi Arabistan'ın bir dönemüm noktasında olduğu ve Türkiye ile artan ilişkilerinin hem ülkeninin hem de bölgenin geleceği açısından büyük bir değişim potansiyeline sahip olduğu belirtildi.
Analizde ayrıca, Türkiye ile Suudi Arabistan arasında artan işbirliğinin, hem bölgedeki çatışmalar açısından hem de ekonomi ve savunma sanayi gelişmeleri açısından olası etkilerine dair değerlendirmelere yer verildi.
İşte Middle East Eye'de yayınlanan analiz:
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin Pakistan-Suudi Arabistan askeri paktına dshil olabileceğine dair spekülasyonların arttığı bir dönemde Suudi Arabistan’a resmi bir ziyaret gerçekleştirdi.
Ancak bu gelişme yaşanırken, Riyad’ın özellikle Yemen merkezli olarak yeniden daha proaktif bir bölgesel profile yönelmesiyle birlikte asıl soru şu noktada yoğunlaşıyor: Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın inşa etmeye çalıştığı “yeni Suudilik” anlayışında Türkiye nerede duruyor?
Kaşıkçı sonrası geri çekilme ve stratejik tercihler
2018 yılında gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesinin ardından Muhammed bin Selman, bölgesel görünürlüğünü bilinçli şekilde düşürerek odağını daha çok iç dönüşüm vizyonuna kaydırdı.
Bu geri çekilme bir zorunluluktan ziyade stratejik bir tercihti. Veliaht prensin “yeni Suudilik” vizyonu, Yemen ve Suriye’deki başarısız müdahaleler ile Filistin meselesinde on yıllardır süren yüklerin ardından, Arap dünyasının kolektif sorumluluklarını sırtlanmayan bir Suudi Arabistan tasavvuruna dayanıyordu.
Ancak Aralık 2024’te Suriye’de Esed rejiminin düşmesiyle birlikte Suudi dış politikası yeniden hareketlendi ve Riyad, bölgesel rolünü yeniden tanımlamaya dönük daha iddialı bir çizgiye yöneldi.
Yeni Suudilik anlayışının belirgin biçimde içe dönük karakteri, yaşam tarzlarını, turizmi ve tarih anlatısını yeniden kurgulayan Vizyon 2030’a dayanıyor. Ancak bu parlak dönüşüm aynı zamanda “kimin hangi şartlarla bu kimliğe ait olduğu” sorusunu da daraltıyor.
Veliaht prensin projesinin arka planında birkaç temel unsur bulunuyor. Nüfusun yaklaşık üçte ikisinin 30 yaşın altında olduğu demografik dönüşüm, petrol dışı ekonomik çeşitlendirme ihtiyacı, Muhammed bin Selman’ın 2022’de başbakanlığa atanmasıyla kurumsallaşan siyasi gücü ve Suudiliğin yeniden tanımlanarak Vahhabi etkinin geri plana itilmesi, monarşi ve ulusal gururun öne çıkarılması.
Bu koşullar bir araya geldiğinde, yeni bir ulusal tahayyülün inşası mümkün hale geliyor.
Bir yol ayrımında Suudi Arabistan
Suudi Arabistan bugün bir yol ayrımında bulunuyor. Yeni kimlik, hem ülke vatandaşlarına hem de uluslararası kamuoyuna istikrar ve modernlik mesajı vermeyi amaçlıyor. Ancak krallığın kimliği bütünüyle yukarıdan aşağıya yazılabilecek bir metin değil.
Bu projenin başarısı, Suudi toplumunun yeni tarih, miras ve yaşam tarzı anlatılarını ne ölçüde benimsediğine ya da bunlara alternatif aidiyet biçimleri geliştirip geliştirmediğine bağlı olacak.
Bu bağlamda veliaht prensin içe dönük odağı tesadüfi değil; stratejisinin merkezinde yer alıyor. Ancak bölgesel düzlemde diplomatik ağırlığını tahkim edebilmesi için güvenilir ortaklara ihtiyacı var.
Yemen’de Birleşik Arap Emirlikleri’nin Suudi liderliğindeki koalisyonun genel hedefleri yerine kendi ulusal çıkarlarını öncelemesi, Riyad-Abu Dabi hattında ciddi gerilimler yarattı. Filistin meselesinde ise Suudi Arabistan, 7 Ekim 2023 öncesinde İsrail’le normalleşmeye yaklaşmış olsa da, bugün Gazze’de barışın sağlanmasını öncelik olarak ilan etmeyi sürdürüyor.
Yeni Suudiliği geçmiş dış politika anlayışından ayıran temel unsur, Riyad’ın artık Ortadoğu’nun tüm yükünü tek başına omuzlamaya istekli olmaması.
Ancak değişen yalnızca Suudi Arabistan değil; Yemen örneğinin açıkça gösterdiği gibi, müttefikler ve rakipler de dönüşüm içinde. Bu nedenle Muhammed bin Selman, Katar ve BAE’nin artan liderlik iddialarını dikkate alan, bölgesel ağırlığı paylaşmayı kabul eden yeni bir denge arayışına yönelmek zorunda.
Veliaht prens, iktidar dönemini yeni bir bölgesel aktivizm safhasıyla özdeşleştirmek isteyebilir; ancak bunun için öncelikle güvenilir ortaklara ihtiyaç duyuyor. Ancak bu şartlar altında daha dışa dönük bir Suudi Arabistan mümkün olabilir.
Türkiye faktörü ve denge siyaseti
Bu çerçevede Türkiye’nin Gazze’de ateşkes müzakerelerine katkı sunan, Afrika ve Yemen’de devlet dışı milisler yerine statükoyu koruyan aktörleri destekleyen bölgesel rolü, Riyad ile Ankara’yı birbirine yaklaştırdı. Bu durum, BAE’nin daha sert ve müdahaleci politikalarına kıyasla Muhammed bin Selman’a bölgesel istikrarı koruyabilecek bir manevra alanı sağlıyor.
Türkiye’nin Suudi-Pakistan askeri anlaşmasına katılma ihtimali şekillenmekte olan bu güç eksenini gözler önüne seriyor. Ankara açısından Emirlikler ve Suudi Arabistan arasındaki bölgesel politika farkları arasında denge kurmak, son derece hassas bir diplomasi gerektiriyor.
Erdoğan’ın Riyad ziyaretinin ardından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in Somaliland’ı tanımasına karşı çıkılması ve Somali’nin toprak bütünlüğünün desteklenmesi dikkat çekti. Erdoğan, Aşarq Al-Awsat’a verdiği mülakatta bu tanımayı “gayrimeşru, hükümsüz” olarak nitelendirdi.
Yemen konusunda Ankara, birleşik bir Yemen’den yana tavır alarak, güney ayrılıkçı hareketin tasfiyesi noktasında Riyad ile aynı çizgide duruyor.
Suriye, Sudan ve ortak pozisyonlar
Türkiye ve Suudi Arabistan; Sudan’ın birliğinin korunması, Gazze’de barışın sağlanması ve İsrail’in Suriye’den derhal çekilmesi konularında da ortak tutum benimsediklerini açıkladı.
Erdoğan, Suriye konusunda Türkiye’nin ölçütünü “komşularını tehdit etmeyen, terör örgütlerine alan açmayan ve eşit vatandaşlık temelinde tüm kesimleri kapsayan bir Suriye” olarak tanımladı.
Suudi Arabistan, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara yönetimi altında güç konsolidasyonunu destekleyen kilit aktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Ancak gelecekte yeni gerilimlerin önlenmesi için Kürtler, Aleviler, Dürziler ve diaspora toplulukları gibi farklı grupların sisteme entegre edilmesi gerektiği de açık. Riyad ve Ankara, birleşik bir Suriye’nin radikalleşmenin önüne geçmede kritik rol oynayacağının farkında.
Savunma alanındaki iş birliği, mevcut yakınlaşmanın merkezinde yer alıyor. Suudi Arabistan, askeri özerklik hedefi doğrultusunda teknoloji transferine dayalı savunma anlaşmalarına yönelmiş durumda. Türkiye ile daha önce imzalanan anlaşmalar bu çerçevede önem taşıyor. Son ortak bildiride iki ülke, suç, aşırılık ve terörle mücadele amacıyla mevcut savunma iş birliği anlaşmalarını aktif hâle getirme konusunda mutabık kaldı.
Suudi Arabistan’ın artık ne iç politikada ne de bölgesel siyasette yerinde saymadığı açık. Ancak inşa edilmeye çalışılan yeni imajın ve kurulan ortaklıkların ne ölçüde kalıcı ve sürdürülebilir olacağı, önümüzdeki dönemin en kritik sorusu olmaya devam ediyor.
Kaynak:
Middle East EyeİLGİLİ HABERLER
The Conversation: Dünyada yeni bir emperyal çağ mı başlıyor?
The Hill: Asya'daki “güç oyunu” nasıl şekillenecek?
Netanyahu'dan Beyaz Saray'da Türkiye hamlesi: "Türk tehlikesi" dosyası Trump'ın masasında
Ankara’da komşu zirvesi: Ege ve Doğu Akdeniz’de diyalog vurgusu
Beyaz Saray'da kritik zirve: Trump Netanyahu'ya müzakere kapısını işaret etti
The European Conservative: Yeni küresel düzende Avrupa hayatta kalabilecek mi?
DİĞER HABERLER
The European Conservative: Yeni küresel düzende Avrupa hayatta kalabilecek mi?
Politico: Avrupa’nın bağımsızlık arayışı dönüm noktasında
National Security Journal: Trump'ın İran politikası fiyasko mu olacak?
The Wall Street Journal: Yeni dünya düzeni ve orta güçlerin rolü
Arab News: Ankara ve Riyad hattında yeni dönem ve beklentiler
Brussels Signal: Yeni dünya düzeninin önündeki 4 senaryo ne?
Arab News: Türkiye ve Suudi Arabistan bölgenin denge unsuru haline geldi
The Telegraph: Tahran’ın “savaş planı” ne?
Chatham House: Müzakere mi savaş mı?
BRAC Institute: Uluslararası hukukun çöküşü ve küresel düzenin geleceği


