Torino Kefeni efsanesine büyük darbe
İsa peygamberin bedenini sarmak için kullanıldığına inanılan Torino Kefeni’ne yapılan DNA analizi, birkaç şaşırtıcı sonuç ortaya çıkardı.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 02.04.2026 - 10:24
Yeni bir çalışmada, İsa peygamberin bedenini sarmak için kullanıldığına inanılan, radyokarbon tarihlendirmesine göre ise bir Orta Çağ sahtekarlığı olan büyük keten kumaş parçası Torino Kefeni üzerinde bulunan DNA’yı analiz etti.
Tarihsel kayıtların gösterdiği kadarıyla Torino Kefeni, ilk olarak MS 1.353 ila 1.357 yılları civarında Fransız şövalye Geoffroi de Charny’nin mülkiyetinde ortaya çıktı. De Charny’nin bu nesneyi tam olarak nasıl ele geçirdiğine dair herhangi bir kayıt yok.
Kefenin yıllar boyunca birçok modern Hıristiyan ve birkaç papa tarafından “gerçek” kabul edildiği göz önüne alındığında, o dönemdeki insanların nesnenin doğruluğunu hiç sorgulamadığını düşünebilirsiniz; ancak durum böyle değil. Kefen 1.389 yılında sergiye çıktığında, Troyes piskoposu onu “ustalıkla boyanmış, hakikati ise onu boyayan sanatçı tarafından bizzat onaylanmış bir nesne” olarak nitelendirmişti.
Yine de papalar yıllar boyunca kefene hac ziyaretlerinde bulunmaya devam ettiler; hatta Papa Francesco en son 2015 yılında bir ziyaret gerçekleştirdi. The Guardian’ın aktardığına göre Francesco kefen için şunları söyledi:
“Bu sevginin ikonu, şimdi bile bu kadar çok insanı buraya, Torino’ya çeken kefendir. Kefen, insanları İsa’nın azap çekmiş yüzüne ve bedenine çekerken, aynı zamanda her acı çeken ve haksız yere zulüm gören kişinin yüzüne yönlendiriyor.”
Bilimsel Testler ve Radyokarbon Sonuçları
Bu kefen bugün nadiren sergileniyor. Ancak son yıllarda, ne zaman ve nerede yapıldığını kesin olarak belirlemek amacıyla çeşitli bilimsel testlere tabi tutuldu. Bu noktada sonuçlar, inananlar için pek de iç açıcı görünmüyor. Çeşitli laboratuvarlar tarafından kefenden alınan örneklerin karbon tarihlendirmesi, kumaşın MS 1.260 ile 1.390 yılları arasında üretildiği sonucuna vardı. Bu da kumaşın tam da tarihsel kayıtlara girdiği dönemde yapılmış bir sahtekarlık olduğunu gösteriyor.
Henüz hakem denetiminden geçmemiş yeni bir çalışmada araştırmacılar, 1978 yılında elde edilen örnekleri kapsamlı bir DNA analizine tabi tuttular. Sonuçlara bakıldığında ekip, kefen üzerinde çok çeşitli bitki ve hayvan türlerine ait izler buldu.
Bitki DNA’sı ve Coğrafi İşaretler
Beklendiği üzere, kefenle temas etmiş olan kişilere ait DNA’ların yanı sıra; yaban havucu, portakal, muz ve yer fıstığı gibi bitkisel maddelere rastlandı. Araştırma ekibi bulguları şöyle açıklıyor:
“Kefen üzerinde bulunan havuç DNA’sının, 15. ve 16. yüzyıllar arasında Avrupa’da geliştirilen havuç çeşitlerinden türediği kanıtlanmış olan erken kültür bitkilerine genetik olarak daha benzer olduğunu gösterdik.”
Ekip ayrıca, portakal ve muzun Avrupa kıtasına ancak Orta Çağ’ın sonlarına doğru girdiğini ekliyor.
Kefen üzerinde bulunan türlerin bu geç döneme ait olması, sonraki kontaminasyon (bulaşma) ihtimalini doğursa da, bazı bitkilerin yokluğu daha düşündürücü. Eğer kefenin İsa peygamber döneminden kalma gerçek bir emanet olduğuna inanılıyorsa, Orta Doğu florasına ait tipik izlerin bulunmaması soru işaretleri yaratıyor.
Hayvan ve İnsan DNA’sı: Beklenmedik Bir Rota
Hayvan DNA’sı açısından; domuz, koyun, keçi, tavuk, at, evcil kedi ve köpek gibi geniş bir yelpaze tespit edildi. Bu durum, kefenin Akdeniz kökenli olduğunu veya bu bölgeden taşınırken kontamine olduğunu düşündürüyor. Ancak en büyük sürpriz insan DNA’sında ortaya çıktı:
“Genel verilerin nicel değerlendirmesi, insan DNA’sının yüzde 55,6’sından fazlasının Yakın Doğu soylarına karşılık geldiğini, Batı Avrupa soylarının ise yüzde 5,6’dan az olduğunu ortaya koydu. Toplam insan genomik verisinin yüzde 38,7’sinin Hint soylarından gelmesi ise beklenmedik bir durumdu. Bu durum, ‘Hindoyin’ olarak geçen ve İndus Vadisi yakınındaki bölgelerden keten veya iplik ithalatıyla ilişkili tarihsel etkileşimlere bağlı olabilir.”
Geçmişteki ticaret ağları hakkında bildiklerimiz ışığında, bu veriler “kutsal emanet” senaryosunu daha da zayıflatıyor. Yine de karşımızdaki nesne, yüzyıllar boyunca üzerinde biriken genetik izler aracılığıyla bölgenin bitki, hayvan ve ticaret tarihine ışık tutan, DNA analiziyle keşfedilecek pek çok sırrı barındıran oldukça ilgi çekici bir tarihsel yapım (veya sahtekarlık) olarak duruyor.
Kaynak:
arkeofilietiketler
İLGİLİ HABERLER
Kayıp üniversiteli Rojin Kabaiş'in vücudunda iki erkeğe ait DNA çıktı
Van'da Rojin Kabaiş'in şüpheli ölümü: DNA karşılaştırması 195 kişiye çıkarıldı
Nobel’li bilim insanı Epstein malikanesinde görüntülendi
DNA’nın şifresini çözen James Watson hayatını kaybetti
Bursa'da 7 yıl sonra bulunan çocuğun DNA testi sonuçlandı: Rebecca S. biyolojik anne çıktı
Rojin Kabaiş'in cep telefonu çözülemedi
DİĞER HABERLER
Pompeii kuşatmasında ‘Makineli Tüfek’ mi kullanıldı?
Antik Mısır mezarlarında Hintli ziyaretçilerin izleri bulundu
Ayasofya’nın altında 1600 yıllık tüneller ortaya çıkarıldı
Japonya’da “Son Samuray” mirası müze yolunda
“Nuh’un Gemisi Türkiye’de Olabilir” iddiası yeniden gündemde
Şanlıurfa’da 12 bin yıllık 'amfi tiyatro' ortaya çıktı
Oylum Höyük kazılarında Hitit dönemine ait yeni çivi yazılı belgeler ortaya çıktı
Tarihte bugün: TBMM'yi tanıyan ilk İtilaf devleti Fransa ile Ankara Anlaşması imzalandı
Karahantepe'de Neolitik Çağ insanlarının yaşadığı 30'dan fazla kulübe bulundu
Tarihte bugün: Uşi Antlaşması imzalandı, Osmanlı Afrika'daki son toprağını kaybetti

