gdh'de ara...

Hanımefendi olmaktan sıkıldım: Küvetteki Gelinler

1. resim

Kadına şiddet olaylarının arttığı son dönemlerde, 1800'lü yıllarda yaşanmış bir olaydan esinlenerek sahnelenen "Küvetteki Gelinler" oyunu, seyirciyi bir trajediye davet ediyor. Oyuna dair yorumlarımızı buradan okuyabilirsiniz.

Mutluluktan hayalara uçtuğumuz anların kimi zaman büyük bir hüzünle sonuçlanması, hayatın sürprizleri arasında yer alabiliyor. Bazen hayat, sandığımız kadar hiç mükemmel değil. Ama tuhaf bir şekilde aynı hayatın, bize sunduğu tesadüfler ve yüzümüzde tebessüm oluşturduğu anları da var… Peki bir ölüm, bu kadar görsel şölenli ve altında yatan hüznü hissettirebilen tebessümle dolu olabilir mi?

Tokat hissi yaşatıyor

Görsel ışık şöleni, ahenkli rejisi ve mükemmel oyunculuklarıyla sahnelerde izleyicilerle buluşan “Küvetteki Gelinler”, uzun zamandır merakla izlemeyi istediğim tiyatro oyunlarındandı. Kadına şiddet olaylarının ve cinayetlerinin son dönemde arttı şu günlerde izleyiciye adeta ‘tokat’ hissi yaşatan ve kimi zaman traji-komik haller içerisine koyan oyun; aynı adam tarafından kandırılan ve sonları ölümle sonuçlanan üç kadının trajik hikayesine buyur ediyor izleyenleri. 1880’lü yıllarda gerçek bir hikayeden uyarlanıp sahnelenen oyun; Bessie, Margaret ve Alice adındaki üç kadının bir avazda bağırmaları ve kandırılıp hikayeleri aynı adam tarafından bitirilirken bunun hesabını soramayışlarının acı öyküsünü anlatıyor bir bakıma. Bir anlamda çaresiz ama seslerini duymamızın hiç de zor olmadığı bu kadınların, sessiz çığlıklarını haykırdıkları, tipten tipe girdikleri o anları izliyoruz.

Farklı duyguları bir arada hissettiriyor

Erdal Beşikçioğlu’nun muazzam bir rejiyle sahnelediği oyunda, ışık da adeta başrol oyuncularından bir tanesi olarak ön plana çıkıyor. Daha önce Beşikçioğlu’nun Tatbikat Sahnesi bünyesinde izleyicilere sunduğu oyunları izleyenler, bu oyunu da izlerken Beşikçioğlu’nun ‘unique’ tarzdaki oyunlarını anımsayacaktır. Işığın dansı, minimal ama görkemli bir hava veren dekor tasarımı, müzikal hissi veren o hali ve izlerken neye uğradığınızı şaşırdığınız o büyülü senaryo diliyle “Küvetteki Gelinler” de kendi farkını ortaya koyan oyunlardan bir tanesi. Oyunu izlerken ruhunuzun dinlendiğini hissedebiliyorsunuz. Kimi zaman aşırı eğleniyor, kimi zaman ağlanacak halimize güldüğümüz ve öfkelendiğimiz haldeki o duyguları yaşıyor bir halde buluyoruz kendimizi… “Hanımefendi olmaktan sıkıldım!” diye bağırıyor oyunda kadınlar… İzleyene ilk başta ‘feminist’ bir bakış açısını sunuyor olabilir oyun, ama bir haykırışı ve oluşturulmuş, olmak zorunda bırakılmış kimliklere de bir baş kaldırısı var aslında.

Muazzam bir koreografi ortaya çıkmış

Oyunun dekorları olan üç küvet ve arkasındaki büyük kuru ağaç, hikaye ile de bir bütünlük yakalamış. Oyuncuların sular içinde bir oyunda ahenkle performanslarını sergilemeleri, birbirlerini beklemeleri ve hatasız bir şekilde oyunu tamamlamaları, zaten en başta büyük bir alkışı hak ediyor. Oyundaki, adeta bir cinayet silahı gibi kullanılarak aslında bizleri hırçın bir okyanusa ışınlıyor sanki… Ayrıca oyuncuların pompa ile küvete girip başlarından aşağı su döktükleri sahneye hayran kaldım. Ayrıca oyuncuların dans koreografileri de büyük bir alkış hak eder cinsten, mesela küvet üzerinde dans ettikleri anlar… O küvetten o ıslak halde bile kazara düşmemek büyük başarı, bu konuda hem oyuncuları hem de koreograf Evrim Akyay’ı kutlamalı… Oyuna bir yandan müzikal bir efekt veren fon müzikleri, oyuncuların el çırpıp söyledikleri şarkılar (kimi zaman klasik, kimi zaman rap tadında…) ve dansları da son derece keyif veriyor.

Üç kadın oyuncuyu izleyebilenler şanslı

Oyunun üç kandırılan ve ölümleri meçhul olan Bessie, Margaret ve Alice’e hayat veren Hazal Türesan, Naz Göktan ve Selin Zafertepe; oyun boyunca türlü tülü karaktere bürünüyorlar. Su içinde kaldıkları bir oyundan alınlarının akıyla çıkmayı başarabildikleri için ‘bravo’yu hak ediyorlar. Rol aldığı dizilerdeki performansıyla hayran olduğumuz, Ankara’daki ilk yıllarından bu yana haberdar olduğum ve özellikle çıkış yakaladığı ‘Kara Para Aşk’ dizisinden bu yana başarıyla ilerleyen Hazal Türesan, sahnede adeta devleşiyor. Tipten tipe giren Bessie’nin ruh haline seyirciyi sokmayı başaran Türesan, özellikle ‘anlatıcı’ olduğu sahnelerde kendine hayran bırakıyor. Ayrıca erkek taklidi yaptığı sahnelerde de ses kullanımı dikkat çeken Türesan’ı sahnede izlemek, mühtiş bir duyguydu. Ankara’daki yıllarında duyduğum ama farkımızı ‘Doğduğun Ev Kaderindir’ dizisiyle çeken Naz Göktan ise, şaşırtıcı ve bir o kadar etkileyici. Sahnede kendine hayran bıraktıran bir tadı ağızlarda bıraktıran Göktan, özellikle doktor rolüne büründüğü sahnede dikkat çekici. Doktor olduğu anlarda sorularını bir ‘magazin muhabiri’ tadında soran Göktan da ses kullanımı konusunda dikkat çekiyor. Ama oyunda beni kendine hayran bıraktıran ve ilk kez keşfettiğim kişi ise Selin Zafertepe oldu… Bir kere bedenini kullanışı, sempatik hava yaydığı tatlı performansı, ses tonunun harikalığı ve girdiği her karakteri anında yakalayabilen haline hayran kaldım Zafertepe’nin… Erkek takidi yaptığı ve elini kullanarak hareket ettiği anlar muhteşemdi. Başka bir oyununu keşfedemediğim Zafertepe’yi ilk kez keşfetmek bir yandan üzücü, ama bir yandan da o kadar güçlü bir oyunculuk izleyebildiğim için çok şanslı hissettim kendimi. Her üç oyuncuya da ayrı ayrı hayran kaldım, ama sır Selin Zafertepe’yi izleme şansı yakalamak ve oyunculuk dersi almak için bile bu oyunu izlemelisiniz…

Hayatın acımasız daha doğrusu traji-komik yanını, dolu dolu bir harmanda izleyebileceğiniz müthiş bir oyun olmuş Küvetteki Gelinler. Eşsiz oyunculuklar, oyunculara başrolde eşlik eden bir ışık performansı, dekoru, kısacası bütün haliyle bir ruh dinlendirme seansı tadında. Burada bağıran bir ses var, bir avazdan haykıran üç kadının sesine kulan verin!