gdh'de ara...

Türkiye, Kosova-Sırbistan arasındaki gerilimde kilit rol üstleniyor

1. resim

Erdoğan böylece zeytin dalı uzatmanın ve her iki tarafla ilişkileri sürdürmenin önemini ve kilit rolünü göstermiş oldu.

Kosova-Sırbistan sınırındaki son gerilimler, yeni bir Balkan savaşı korkularını yeniden canlandırdı.

Çatışma, Kosova hükümetinin Sırpların ülkeyi ziyaret ederken Sırp kimlikleri yerine geçici bir kimlik kartı kullanmaları şartı üzerine başladı. Yeni düzenlemelerin 1 Ağustos'ta yürürlüğe girmesine saatler kala, kuzey Kosova'daki Sırpların barikat kurmasıyla tansiyon yükseldi.

Kosova vatandaşı olan ancak kendilerini Sırbistan'a daha bağlı gören bu Sırplar, bağımsızlığı BM tarafından onaylanmamış Kosova için ciddi bir sorun teşkil ediyor. Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, Kosova'nın bağımsız bir devlet olmadığını savunuyor ve kendi ülkesinde milliyetçi duyguları körüklüyor. Bu gerilimlerin yeniden ortaya çıkmasıyla Kosova, yeni kimlik kartı yasasının uygulanmasını 1 Eylül'e erteledi.

Kosova'nın bağımsızlığı şu anda 117 ülke tarafından tanınıyor. Kosova'nın nüfusunun çoğunluğu Arnavut iken, Türk, Boşnak, Sırp, Goralı, Roman, Aşkali ve Mısırlı azınlıklar da bulunmaktadır. 1990'ların başında Yugoslavya'nın çöküşünden sonra Sırp milliyetçiliğinin nasıl kanlı bir savaşı tetiklediğini ise kimse unutamaz.

NATO ve diğer birçok ülkenin müdahalesinin ardından göreli barış ve istikrar sağlandı ancak bu istikrar sürdürülebilirlik anlamındaki sorunu tam olarak çözemedi.

1990'larda Bosna-Hersek'te yaşanan etnik kökenli savaş ve ardından Kosova-Sırbistan çatışması bize Avrupa'da her an kopabilecek önemli fay hatlarını hatırlatıyor.

Genişleyen etki

Balkan bölgesi, tarihsel olarak zengin etnik, dini ve kültürel çeşitliliğe sahip bir yer olmuştur ve yüzyıllar boyunca Osmanlı toprakları içerisinde yer almıştı.

Ancak Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasına yol açan süreçte, farklı kültür grupları arasında milliyetçi akımlar yayılmaya başladı ve Balkanlar, uluslararası güçler için rekabet alanı haline geldi.

Bu durum, sadece halkların birlikte yaşamak istememeleri değil. Örneğin Rusya uzun zamandır Kosova'daki Sırp varlığını, kendi nüfuzunu genişletmenin bir yolu olarak kullanmak istiyor. Bugün, Rusya-Ukrayna savaşının ortasında bile, Moskova'nın bu çatışmayı Avrupa içinde bir vekalet savaşını teşvik etmek için kullanmaya çalışabileceğine dair korkular var.

Elbette, böyle bir strateji engellerle karşılaşacaktır. Sırplar veya Sırp devleti, bir vekalet savaşına bulaşmanın hiçbir faydasını görmeyecektir.

Vucic de Sırbistan ve Kosova hakkında gerilimi düşürücü bir dil kullanarak; “Bazıları açıkça Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısını bir fırsat olarak görmek ve bölgeye etki etmek istiyor. Sırbistan'ı Rusya'ya bağlı göstermeye ve beni Batı'nın tepkisini çeken 'küçük Putin' olarak göstermeye çalışıyorlar.” ifadelerini kullandı.

Diyalog ihtiyacı

Günümüzün güç dengesi ve uluslararası hukukun sınırlamaları Balkanlar'da tüm tarafları memnun edecek bir çözüm üretememektedir. Bazı uluslararası güçlerin bu bölgeyi bir vekalet arenası olarak sürdürmek istemesi, çatışma ihtimalini her zaman canlı tutacaktır.

Ancak Balkanlar bir vekalet savaş bölgesi olarak görülmemelidir. Burada yaşayan çeşitli halkların her biri, komşularının kendi kaderini tayin etme haklarına saygı göstermelidir.

Türkiye, Bosna-Hersek'teki soykırıma karşı çıktı ve Kosova'nın bağımsızlığını tanıyan dünyadaki ilk ülkeler arasında yer aldı. Türkiye,bölgedeki istikrarın korunmasının ancak tüm taraflar arasında karşılıklı diyalog ve anlayışla mümkün olacağını biliyor. Bu nedenle Sırbistan ile ekonomik ve siyasi diyalog sürdürüyor.

Geçen ayın sonlarında, Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Sırp ve Kosovalı mevkidaşlarıyla bir araya gelerek, her iki tarafa da sağduyu çağrısında bulundu. Çavuşoğlu bölgedeki barış ve istikrarın önemine değinerek; "Yeni gerilimlerin kimseye faydası olmayacak. Türkiye gerilimi azaltmak için ne gerekiyorsa yapmaya hazırdır.” açıklamasında bulundu.

Bölgesel istikrarın bu ilişkilerin güçlendirilmesiyle sağlanabileceğine inanan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2019 sonbaharında Sırbistan'ı ziyaret ederek dokuz yeni işbirliği anlaşmasına imza attı.

Sırp Başbakan da, Sırbistan'ı Bosna-Hersek'e bağlayan Belgrad- Saraybosna Otoyolu'nun büyük bir bölümünün temel atma törenine de katıldı. Bu durum, ekonomik faydalarının yanı sıra, Erdoğan'ın “bölgesel barışa katkıda bulunacağını” söylediği büyük bir başarıydı.

Türkiye, bölgede istikrarı sürdürmek istiyor ve bu amaçla Balkanlar'ın bir "vekil çatışma alanı" haline gelmemesi için mücadele edecektir.

Balkanlar'daki birçok etnik ve kültürel topluluk, yüzyıllardır bir mozaik içinde bir arada var oldu ve bunu devam ettirmemeleri için hiçbir neden yok. Yeter ki diğer devletler bu dengelere karışmasın.

Middle East Monitor'de yayımlanan analiz gdh.digital tarafından çevrilmiştir.