gdh'de ara...

Viyana’da diplomasi havucuyla İsrail sopasının valsi

1. resim

ABD’nin 2018 yılında İran’ın nükleer programına ilişkin varılan anlaşmadan çekilerek yaptırımları yeniden yürürlüğe koymasının ardından Ortadoğu’nun yakın geleceğini etkileyecek yeni müzakere süreci Avusturya’nın başkenti Viyana’da 29 Kasım’da başladı.

ABD’nin anlaşmadan çekilmesiyle bir nükleer silah yapımını mümkün kılacak uranyum zenginleştirme sürecine geri dönen İran’da dini lider Hamaney, izleyecekleri sert çizgiyi son cumhurbaşkanı seçiminde İbrahim Reisi’ye verdiği destekle tahkim etti.

29 Kasım’da Viyana’da başlayan müzakerelerin ilk turu 3 Aralık’ta herhangi bir sonuca varılamadan kesildi. Biden yönetimi 8 Aralık’ta bu kez İran ile dolaylı görüşmelerde bulunmak üzere Özel Temsilci Robert Malley başkanlığında bir heyet görevlendirdi. İran, öncelikle tüm yaptırımların kaldırılmasını ve nükleer programının ilerleyişine dair yeni şartların belirlenmesini istiyor. Bu iki önerisinin kabul edilmesi durumunda, 5 artı 1 ülkelerinden birinin bir daha anlaşmayı yürürlükten kaldırmaması için garantilerin talep edilmesi Tahran tarafından gündeme getirilecek.

ABD şimdilik yeni müzakere süreci öncesi ve esnasında İsrail’den gelen baskılara göğüs gererek diplomasi yolunu zorlamakta kararlı olduğunu gösterdi. Ancak bu durum ABD’nin sonsuza kadar masada olacağı anlamına gelmiyor. İsrail’e göre İran 2021 yılı sona ererken bir nükleer silah için gereken zenginleştirilmiş uranyumu üretmiş olacak. CIA ise gereken miktarda uranyumu üretse de İran’ın bunu silaha dönüştürecek kapasiteye ulaşmasının hala uzun zaman alacağı görüşünde.

Ancak ABD bir yandan İsrail medyasında yer alan olası bir operasyona dair haberleri de yayarak İran’a sopa göstermekten geri durmuyor. 8 Aralık’tan itibaren bu haberlerin sosyal medyada yayılımı da giderek artıyor.

İsrail, 1981 yılında Irak’ın Osirak nükleer reaktörünü, 2007 yılında ise Suriye’nin Deyr ez Zor’da inşa ettiği bir nükleer tesisi hava saldırıları ile imha etti. İsrail 1976’da Uganda’nın Entebbe Havalimanına anti-terör operasyonu için 4 bin kilometrelik mesafeyi kat etmiş, 1985 yılında Tunus’taki Filistin Kurtuluş Örgütü karargahını hava saldırısı ile vurmuştu. İsrail’in 2000 yılından bu yana İran’ın nükleer tesisleri ile balistik füze kapasitesini yok etmek için planlar üzerinde çalıştığı biliniyor.

İsrail medyasında yer alan son haberlere göre İsrail Hava Kuvvetleri bir süredir, İran’a kadar olan bin 800 kilometrelik mesafeye eşit bir yolculuğu Akdeniz üzerinde Batı istikametinde gerçekleştirerek operasyon simülasyonları yapıyor. Bu tatbikatların ilkbaharda daha da artacağı iddia ediliyor.

Yine İsrail basınında yer alan iddialara göre bir İsrail hava saldırısı öncelikle İsfahan, Arak, Fordow ve Natanz’daki tesisleri hedef alacak. İsrail’in İran’a yönelik saldırı öncesinde hava gücünün hareketlerinin izlenmemesi için uçaklarını İngiltere, İtalya ve Yunanistan’daki üslere kaydırdığı da ileri sürülmekte.

Olası bir operasyonda İsrail’in yüzleşeceği ilk sorun mesafenin dayattığı havada yakıt ikmali meselesi. Bir başka mesele ise uçakları vurulan pilotların sığınabileceği dost ülkeler bulunması ve kurtarma operasyonlarının yürütülmesi.

İran’ın böyle bir saldırıya balistik füzeleri ile misilleme yapmasının yanısıra, Gazze’deki Hamas ve Lübnan’daki Hizbullah gibi müttefikleriyle karşılık vermesi de İsrail’in çözmesi gereken sorunlardan biri olacak.

İsrail’in İran’a karşı harekete geçmesi durumunda siber saldırılar, elektronik harp ve İran topraklarındaki ajanları yoluyla gerçekleştireceği sabotajlar da süreçte önemli rol oynayacak.

2022 yılında İran’ın nükleer programının akıbetinin ya diplomatik yoldan ya da askeri yoldan kaçınılmaz şekilde bir sonuca ulaşacağı noktaya doğru yaklaşılıyor.