Filonuzu dijitalleştirmenin yolu: Turkcell Filom

Türkiye'nin 2025 yılı çocuk nüfusu istatistikleri ve yaşam koşulları açıklandı

Türkiye İstatistik Kurumu tarafından paylaşılan 2025 yılı verileri, ülkedeki çocuk nüfusunun genel demografik yapı içindeki yerini tüm detaylarıyla gözler önüne seriyor.

0:00

--:--

Son Güncelleme: 20.04.2026 - 11:22

NSosyal Logo
Türkiye'nin 2025 yılı çocuk nüfusu istatistikleri ve yaşam koşulları açıklandı
  • Türkiye nüfusunun yüzde 24,8'ini oluşturan çocukların sayısı 21 milyon 375 bin 930 olarak kayıtlara geçti.
  • Eğitim alanında ilkokulu tamamlama oranı yüzde 98,6'ya ulaşırken, çocuklarda yoksulluk riski yüzde 36,8 seviyesine yükseldi.
  • Geçen yıl doğan 937 bin 559 bebeğe en fazla Alparslan ve Alya isimleri verilirken, bebek ölüm hızı binde 9,0'a kadar düştü.
  • Kız çocuklarının erken yaşta resmi evlenme oranı 2002 yılından günümüze yüzde 1,5'e kadar önemli bir gerileme gösterdi.

Türkiye İstatistik Kurumu tarafından paylaşılan 2025 yılı verileri, ülkedeki çocuk nüfusunun genel demografik yapı içindeki yerini tüm detaylarıyla gözler önüne seriyor. Raporda yer alan eğitim, sağlık, yoksulluk ve aile yapısına dair çarpıcı istatistikler, Türkiye'nin geleceği olan çocukların mevcut durumunu kapsamlı bir şekilde ortaya koyuyor.

Nüfus projeksiyonları ve Avrupa Birliği ülkeleriyle çocuk nüfus oranlarının karşılaştırılması

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre, 31 Aralık 2025 itibarıyla 86 milyon 92 bin 168 kişiye ulaşan Türkiye nüfusunun 21 milyon 375 bin 930'unu çocuklar oluşturdu. Toplumun temel taşı olan bu çocuk nüfusun yüzde 51,3'lük kısmının erkek, yüzde 48,7'lik kısmının ise kız çocuklarından meydana geldiği belirlendi.

Birleşmiş Milletler kriterlerine göre 0-17 yaş grubunu kapsayan çocuk nüfus oranı 1970'te yüzde 48,5, 1990'da yüzde 41,8 iken 2025 yılında yüzde 24,8'e geriledi. Mevcut demografik eğilimlerin süreceğini varsayan ana senaryoya göre bu oranın 2030'da yüzde 22,1, 2040'ta yüzde 17,9, 2060'ta yüzde 16,9, 2080'de yüzde 15,2 ve 2100'de yüzde 14,5 olması bekleniyor.

Doğurganlıktaki hızlı düşüşün devam edeceği düşük senaryoda çocuk oranının 2030'da yüzde 22,0, 2040'ta yüzde 16,7, 2060'ta yüzde 13,9, 2080'de yüzde 11,1 ve 2100'de yüzde 9,9 olacağı öngörülüyor. Doğurganlığı artırıcı önlemlerin işe yarayacağı yüksek senaryoda ise bu oranların sırasıyla yüzde 22,3, yüzde 18,9, yüzde 18,7, yüzde 18,9 ve yüzde 18,6 seviyelerinde gerçekleşeceği tahmin ediliyor.

Avrupa Birliği üyesi yirmi yedi ülkenin 2025 yılı istatistikleri incelendiğinde, birlikteki ortalama çocuk nüfus oranının yüzde 17,6 seviyesinde kaldığı dikkat çekiyor. Türkiye, sahip olduğu yüzde 24,8'lik çocuk nüfus oranıyla Avrupa Birliği'nin tüm üye ülkelerini geride bırakarak bu alandaki liderliğini sürdürüyor.

Avrupa Birliği içerisinde en yüksek çocuk nüfusuna sahip ülkeler yüzde 22,7 ile İrlanda, yüzde 20,4 ile Fransa ve yine yüzde 20,4 ile İsveç olarak sıralanıyor. Çocuk nüfus oranının en düşük olduğu ülkeler listesinin başında ise yüzde 14,5 ile Malta, yüzde 14,9 ile İtalya ve yüzde 15,5 ile Portekiz yer alıyor.

İllere göre çocuk nüfusu dağılımı ve hanehalkı istatistiklerinin detaylı incelemesi

ADNKS verilerine göre şehirlerin toplam nüfusları içindeki çocuk oranlarına bakıldığında, 2025 yılında yüzde 43,3 ile Şanlıurfa ilk sırada bulunuyor. Çocuk nüfusunun en yoğun olduğu bu ili, yüzde 39,2 ile Şırnak ve yüzde 36,7'lik oranla Mardin illeri takip ediyor.

Ülke genelinde çocuk nüfus oranının en düşük seyrettiği kent ise yüzde 15,9'luk istatistiğiyle Tunceli olarak kayıtlara geçiyor. Tunceli ilini sırasıyla yüzde 16,9 ile Edirne ve yüzde 17,7 ile Kırklareli izleyerek alt sıraları paylaşıyor.

Güncel sonuçlara göre 2025 yılında Türkiye'deki toplam hanehalkı sayısı 26 milyon 977 bin 795 haneye ulaşmış durumda bulunuyor. Araştırma kapsamındaki bu hanelerin yüzde 41,9'luk büyük bir bölümünde, 0-17 yaş grubunda yer alan en az bir çocuğun yaşadığı görülüyor.

İçerisinde en az bir çocuk barındıran hanelerin illere göre dağılımında yüzde 68,2 ile Şanlıurfa en yüksek orana, yüzde 27,3 ile Tunceli ise en düşük orana sahip bulunuyor. Ailelerin büyüklüklerine bakıldığında hanelerin yüzde 19,1'inde bir, yüzde 14,1'inde iki, yüzde 5,7'sinde ise üç çocuk yer alıyor.

Ülke genelindeki hanehalklarının daha küçük bir kısmını oluşturan yüzde 1,9'luk kesiminde dört çocuğun yaşadığı tespit ediliyor. Kalan yüzde 1,1'lik kesimde ise aynı çatı altında beş ve daha fazla sayıda çocuğun hayatını sürdürdüğü raporlara yansıyor.

Çocuk nüfusun yaş gruplarına göre 2020 yılı dağılımında yüzde 26,9'luk kesim 0-4 yaş, yüzde 28,7'lik kesim 5-9 yaş, yüzde 28,2'lik kesim 10-14 yaş ve yüzde 16,2'lik kesim 15-17 yaş aralığında yer alıyordu. Günümüz 2025 yılı verilerinde ise bu oranlar 0-4 yaş için yüzde 22,7, 5-9 yaş için yüzde 28,8, 10-14 yaş için yüzde 30,5 ve 15-17 yaş grubu için yüzde 18,0 şeklinde kaydedildi.

Türkiye'de doğum istatistikleri ve yaşam beklentisi sürelerindeki son gelişmeler

Türkiye'nin güncel doğum istatistiklerine göre, 2024 yılı içerisinde dünyaya gelen canlı bebek sayısının 937 bin 559 olduğu görülüyor. Hayata gözlerini açan bu bebeklerin 481 bin 825'inin erkek, 455 bin 734'ünün ise kız bebek olduğu resmi rakamlara yansıyor.

Canlı olarak doğan bebeklerin yüzde 96,7'sinin tekil gebeliklerden oluştuğu, yüzde 3,2'sinin ise ikiz doğumlardan meydana geldiği hesaplanıyor. Geriye kalan yüzde 0,1'lik çok küçük bir dilimi ise üçüz ve daha fazla sayıyı içeren çoğul doğumlar oluşturuyor.

Sağlık Bakanlığı'nın derlediği verilere göre, 2010 yılında yüzde 91,6 olan hastanede gerçekleşen doğumların toplam içindeki oranı 2024 yılında yüzde 99,4'e kadar yükseliyor. Diğer taraftan, çocukluk çağı bağışıklamasında önemli bir yeri olan beşli karma aşının üç doz uygulanma oranı 2023'te yüzde 98,8 iken 2024 yılında yüzde 96,0'a düşüyor.

Hazırlanan 2022-2024 dönemi Hayat Tabloları sonuçları, doğuşta beklenen yaşam süresinin Türkiye geneli için 78,1 yıl olduğunu gösteriyor. Bu yaşam süresi beklentisi erkek bireyler için 75,5 yıl olarak tahmin edilirken, kadın bireyler için 80,7 yıl olarak öngörülüyor.

Türkiye'de yaşamının ilk yıllarını geride bırakıp yedi yaşına ulaşan bir çocuğun önünde ortalama 72,1 yıllık bir kalan ömür bulunuyor. Bu süre erkek çocuklar için 69,5 yıl olarak hesaplanırken, kız çocuklarının kalan yaşam süresi ortalaması 74,7 yıl olarak belirleniyor.

Çalışma çağının başlangıç noktası olarak kabul edilen on beş yaşındaki çocuklar için kalan yaşam beklentisi ortalama 64,3 yıla tekabül ediyor. Bu yaş grubundaki erkek çocuklar için süre 61,7 yıl, kız çocuklar için ise 66,9 yıl olurken, cinsiyetler arasındaki farkın 5,2 yıl olduğu dikkat çekiyor.

Bebek isim tercihleri ve çalışma çağındaki bağımlılık oranlarının analizi

Nüfus sisteminin 2025 yılı kayıtlarına göre ebeveynlerin yeni doğan erkek bebeklerine en çok Alparslan, Göktuğ ve Metehan isimlerini verdiği görülüyor. Kız bebeklerde ise ailelerin en çok tercih ettiği isimler listesinin ilk üç sırasında Alya, Defne ve Gökçe yer alıyor.

Yıl içinde doğan erkek bebeklerden 7 bin 527'sine Alparslan, 6 bin 36'sına Göktuğ ve 5 bin 393'üne Metehan adı konularak geleneksel isimlerin popülerliği korunuyor. Kız bebeklerden 8 bin 751'ine Alya, 7 bin 731'ine Defne ve 7 bin 603'üne Gökçe ismi verilerek güncel trendler yansıtılıyor.

Türkiye'de 2025 yılında 0-17 yaş grubundaki çocuk nüfusunun geneline bakıldığında en çok kullanılan erkek isimleri Yusuf, Mustafa ve Ömer oluyor. Aynı yaş grubundaki kız çocuklarında ise en yaygın isimlerin Zeynep, Elif ve Ecrin olarak sıralandığı resmi verilere yansıyor.

Çalışma çağındaki her yüz kişiye düşen çocuk sayısını ifade eden çocuk bağımlılık oranı, 2019 yılında yüzde 34,1 seviyesindeyken 2025 yılında yüzde 29,7'ye iniyor. Demografik göstergelerin mevcut yapısını koruyacağını öngören ana senaryoya göre bu oranın 2030'da yüzde 25,5, 2040'ta ise yüzde 22,1 olması bekleniyor.

Çocuk bağımlılık oranının uzak gelecekteki projeksiyonlarında 2060 yılında yüzde 23,3, 2080 yılında yüzde 23,4 olacağı öngörülüyor. Yüzyılın sonuna gelindiğinde ise, 2100 yılında bu oranın yüzde 21,5 seviyelerinde seyredeceği istatistiksel modellerle tahmin ediliyor.

Sağlık Bakanlığı'nın paylaştığı özel raporlama verilerine göre, 2024 yılında ilk kez özel gereksinim raporu alan çocukların sayısı 96 bin 83 kişi olarak açıklanıyor. İlk kez bu raporu alan çocukların cinsiyet dağılımında yüzde 62,6'sını erkek çocukların, yüzde 37,4'ünü ise kız çocukların oluşturduğu saptanıyor.

Eğitim kademelerindeki okullaşma rakamları ve sosyal risk faktörleri

Milli Eğitim Bakanlığı'nın örgün eğitim istatistikleri, 2024-2025 eğitim döneminde okul öncesi seviyesindeki beş yaş net okullaşma oranının yüzde 82,5 olduğunu bildiriyor. Bu okullaşma oranı cinsiyete göre incelendiğinde, eğitim hayatına adım atan erkek çocuklarında yüzde 82,8, kız çocuklarında ise yüzde 82,3 seviyesinde kalıyor.

Aynı eğitim ve öğretim yılında ilkokul düzeyindeki net okullaşma oranı yüzde 95,4'e ulaşarak temel eğitimde büyük bir kapsayıcılık sağlıyor. Eğitim kademeleri yükseldikçe düşüş gösteren net okullaşma oranı, ortaokul seviyesinde yüzde 89,1, ortaöğretim seviyesinde ise yüzde 82,9 olarak kaydediliyor.

Ulusal Eğitim İstatistikleri Veri Tabanı sonuçları, 2024-2025 döneminde ilkokulu başarıyla tamamlama oranının yüzde 98,6 gibi oldukça yüksek bir seviyede olduğunu gösteriyor. Bir sonraki eğitim kademesi olan ortaokul tamamlama oranı yüzde 96,6 olurken, ortaöğretimi başarıyla bitirme oranı yüzde 81,3'e kadar geriliyor.

Lise ve dengi okulları kapsayan ortaöğretim tamamlama oranı cinsiyete göre analiz edildiğinde, kız çocuklarının erkeklerden daha başarılı olduğu istatistiklere yansıyor. 2024-2025 eğitim döneminde liseyi bitirme oranının erkek çocuklar için yüzde 79,2, kız çocuklar için ise yüzde 83,5 olduğu açıkça görülüyor.

Türkiye genelinde 2024-2025 döneminde örgün eğitime devam eden öğrenci sayısı toplamda 17 milyon 956 bin 523 kişiye ulaşarak devasa bir kitleyi oluşturuyor. Sistem içerisinde eğitim gören bu öğrencilerin yüzde 51,3'lük kısmını erkek öğrenciler, yüzde 48,7'lik kısmını ise kız öğrenciler temsil ediyor.

Özel eğitim gerektiren işitme, görme, ortopedik ve hafif zihinsel engelli bireylere hizmet veren kurumlarda örgün eğitime devam edenlerin sayısı 602 bin 729 olarak açıklanıyor. Özel eğitim alan bu bireylerin toplam örgün eğitim içindeki oranı yüzde 3,4'e denk gelirken, bu kitlenin yüzde 62,7'sini erkek, yüzde 37,3'ünü kız öğrenciler oluşturuyor.

Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri raporu, 2025 yılında Türkiye toplam nüfusunun yüzde 27,9'unun yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında yaşadığını ortaya koyuyor. Söz konusu yoksulluk ve sosyal dışlanma riski sadece çocuk nüfusu baz alınarak hesaplandığında bu tehlikenin boyutu yüzde 36,8'e çıkıyor.

Ekonomik sıkıntılar ve yoksulluk riski altındaki çocuk nüfusu cinsiyete göre incelendiğinde, bu dezavantajlı durumun kız çocuklarını biraz daha fazla etkilediği görülüyor. Risk oranının erkek çocuklarında yüzde 36,0 düzeyinde kaldığı, kız çocuklarında ise yüzde 37,8 seviyesine kadar yükseldiği belirleniyor.

Çocuk yaşta evlilik oranları ve koruyucu aile sistemindeki son durum

Resmi evlenme istatistiklerine bakıldığında, 16-17 yaş grubundaki kız çocuklarının resmi evlenmelerinin toplam evlenmeler içindeki oranında büyük bir düşüş yaşandığı göze çarpıyor. Bu oran 2002 yılında yüzde 7,3 gibi yüksek bir seviyedeyken, uygulanan politikaların ve toplumsal bilincin etkisiyle 2025 yılında yüzde 1,5'e iniyor.

Erken yaşta evliliklerin erkek çocuklarındaki boyutuna bakıldığında ise rakamların çok daha düşük seviyelerde seyrettiği istatistiksel verilerle kanıtlanıyor. Aynı yaş grubunda yer alan erkek çocukların resmi evlenmelerinin toplam içindeki oranı 2002'de yüzde 0,5 iken 2025'te binde bir seviyesine yani yüzde 0,1'e düşüyor.

Ebeveyn kaybı yaşamış olan çocukların verileri incelendiğinde, 2025 yılındaki 21 milyon 375 bin 930 çocuğun 251 bin 929'unun sadece babasının vefat ettiği belirtiliyor. Sadece annesini kaybeden çocuk sayısı 79 bin 214 olurken, hem annesi hem de babası hayatta olmayan yetim ve öksüz çocuk sayısının 4 bin 907 olduğu görülüyor.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kaynakları, 2025 yılı genelinde Türkiye'de devletin kurum bakımı altında bulunan çocuk sayısının 15 bin 508 olduğunu ifade ediyor. Sosyal devlet anlayışıyla yürütülen faaliyetler kapsamında mevcut koruyucu aile sayısı 9 bin 96 olurken, bu ailelerin yanında kalan çocuk sayısı 10 bin 841'e ulaşıyor.

Evlat edinme istatistiklerine göre 2025 yılı içerisinde sıcak bir yuvaya kavuşturulan çocuk sayısının toplam 681 kişi olduğu kurum raporlarında yer alıyor. Diğer yandan, aile mahkemelerinde görülen boşanma davaları sonucunda 2025 yılında resmi olarak evliliğini sonlandıran çiftlerin sayısı 193 bin 793 kişiyi buluyor.

Kesinleşen boşanma davaları neticesinde anne ve babası ayrılan toplam 191 bin 371 çocuğun velayet hakkı mahkemeler tarafından taraflara veriliyor. Mahkemelerin verdiği bu velayet kararlarının yüzde 74,6'sının anne lehine, yüzde 25,4'ünün ise baba lehine sonuçlandığı istatistiklere açıkça yansıyor.

Çocuk yaş gruplarındaki ölüm nedenleri ve bebek ölüm hızındaki gelişmeler

Ulusal düzeydeki Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri, 2024 yılında 1-17 yaş grubundaki çocuk ölümlerinin en fazla dışsal yaralanma ve zehirlenmelerden kaynaklandığını belgeliyor. Sadece dışsal nedenler ve zehirlenmeler yüzünden hayata veda eden 1-17 yaş grubundaki çocuk sayısının 2024 yılında bin 538 olduğu rapor ediliyor.

Çocuk kayıplarına yol açan diğer faktörler incelendiğinde sinir sistemi ve duyu organları hastalıkları nedeniyle gerçekleşen 765 ölüm vakası ikinci sırada bulunuyor. Bunların haricinde iyi ve kötü huylu tümörler nedeniyle 666 çocuk, dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı nedenlerle ise 413 çocuk ne yazık ki yaşamını yitiriyor.

Sağlık alanında atılan adımlar ve gelişen tıbbi imkanlar sayesinde bebek ölüm hızında yıllar içerisinde umut verici bir gerileme yaşandığı görülüyor. Doğum sonrası süreçleri kapsayan istatistiklere göre 2009 yılında binde 13,9 olan bebek ölüm hızı, 2024 yılına gelindiğinde binde 9,0'a kadar düşüş gösteriyor.

Benzer şekilde, yeni doğan bir bebeğin ilk beş yıl içinde yaşamını kaybetme olasılığını gösteren beş yaş altı ölüm hızı istatistiklerinde de iyileşmeler gözlemleniyor. Toplum sağlığını yansıtan bu önemli gösterge, 2009 yılında binde 17,7 seviyesindeyken 2024 yılında binde 11,1'e gerileyerek çocukların hayata daha sağlam tutunduğunu kanıtlıyor.

Kaynak:

GDH Haber

GDH uygulamasını indir,

gelişmelerden anında haberdar ol!

Loading Spinner