


ABD ve İsrail’in saldırısıyla 28 Şubat 2026’da başlayan İran Savaşının akıbeti henüz belli değil ama tarihi köklerini hatırlamakta fayda var. Barışın gecikmesinin arkasında bu tarih yatıyor. Birbirlerine baktıklarında uzun bir süredir kötü ve düşman aktörleri görüyorlar.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 20 Nisan 2026 Pazartesi - 08:48 | GDH Haber
ABD ve İsrail’in saldırısıyla 28 Şubat 2026’da başlayan İran Savaşının akıbeti henüz belli değil ama tarihi köklerini hatırlamakta fayda var. Savaşın bitmemesi ve barışın gecikmesinin arkasında bu tarih yatıyor. ABD ve İran, birbirlerine baktıklarında uzun bir süredir kötü ve düşman aktörleri görüyorlar. İki ülkenin birbirlerine bakış açısını anlamadan bugünkü savaşı anlamak mümkün değil. Ervand Abrahamian CIA ve Modern ABD-İran ilişkilerinin kökleri alt başlığıyla yayınlanan Darbe 1953 kitabında iki ülkenin birbirlerine düşmanlıklarını şöyle anlatıyor:
“(1979 sonrası) ABD-İran ilişkileri tam bir kördüğüme dönüştü, sonuçta iki ülke de birbirinin ‘en amansız’ hatta ‘ebedi ve ezeli’ düşmanı haline geldi. ABD İran'ı, eski büyük İran imparatorluklarını yeniden inşa etmek hayaliyle, devrimini bütün Ortadoğu'ya yayma planları yapan ve İsrail'e, Avrupa'ya hatta Kuzey Amerika'ya kadar ulaşabilecek uzun menzilli kitle imha silahlarıyla ‘nükleer bir güç olma’ hırsına kapılmış ‘kötücül’ bir güç olarak, Üçüncü Reich ile Stalinci Rusya arasında bir yerde tanımlama eğilimindedir. Bunda ABD'nin 1979-1980'de yaşadığı onur kırıcı rehine krizinin de büyük payı vardır. Rehine krizi olarak bilinen bu olayda üniversite öğrencileri, Tahran'daki ABD büyükelçiliğini basarak 55 diplomatı rehin almış ve alay edercesine ‘Amerika bize hiçbir halt yapamaz’ sloganıyla 444 gün ellerinde tutmuşlardı. İran ise ABD'yi, bütün bölgeye hâkim olmaya azmetmiş ve yeniden eski düzeni kurarak ya da bu olamıyorsa ülkeyi küçük etnik yerleşim bölgelerine parçalayarak ‘rejim değişikliği’ yaratmak isteyen ve savaş kışkırtıcılığı yapan sömürgeci-emperyal bir güç, kendi ifadeleriyle ‘dünyayı yiyip yutan kibirli Şeytan’ olmakla suçlamıştı. Her iki ülke kendilerini demir bir kafese kapatılmış halde buldular.”
Bu düşmanlığın köklerindeyse 1951 yılında İran petrollerini millileştiren Musaddık’ın 1953 yılında ABD istihbarat teşkilatı CIA ve İngiliz istihbarat teşkilatı M16 tarafından organize edilen bir darbeyle devrilmesiydi. 1953 darbesi, 20. yüzyılın başında İran’da petrol bulunmasıyla başlayan emperyalist müdahale, işgal ve savaşların İran siyasi kültüründe yol açtığı Batıya karşı paranoid yaklaşımı ve komplocu bakış açısını kökleştirmiştir. 1979 sonrasında yaşananlar ve İran’a karşı son iki saldırının İran’da bu siyasi kültürü derinleştirdiğini söyleyebiliriz. ABD’nin İran’a bakışının bu iki savaşla değiştiğini söyleyebilmek mümkün mü?
ABD- İran ilişkilerinin bu düşmanlık dışında bir normalleşmeye girmesi, hele İsrail’in müdahaleleri varken çok zor görünüyor… İran’daki petrol ve doğalgaz kaynaklarının önce İngiltere sonra ABD tarafından hedef alınmasının üzerinden yüzyıldan fazla süre geçti… İran, bugün petrol ve doğalgazın yanında Çin’in çevrelenmesi bakımından da jeopolitik bir değer taşıyor.
Devamını Oku
18 Nisan 2026 Cumartesi - 12:47
Devamını Oku
17 Nisan 2026 Cuma - 08:32
Devamını Oku
15 Nisan 2026 Çarşamba - 08:11