Arab Center DC: İran Savaşı ve Körfez ülkelerinin stratejik sabrı
Körfez bölgesi, savaşta en büyük zararı gören taraf konumuna doğru ilerliyor! Peki Körfez ülkelerinin izlediği strateji savaşa girmelerini engelleyebilecek mi?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 17.03.2026 - 05:21
ABD merkezli düşünce kuruluşlarından Arab Center DC'de, ABD-İsrail ve İran arasında devam eden savaşın basın boyutunun ve Körfez ülkelerinin tavrının değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
Savaşta tarafsız kalmaya çalışan Körfez ülkelerine füzeler düşmeye devam ederken ve gerilim küresel enerji piyasalarında dalgalanmalar yaratırken, aynı zamanda da bilgi alanında da başka bir cephede daha mücadelenin devam ettiğine dikkat çekilen analizde, bu mücadelenin savaşın anlatısına olan etkisine dair değerlendirmeler yapıldı.
Analizde ayrıca, savaşın tarafı olmamaya çalışan Körfez ülkelerinin izlediği stratejiye dair değerlendirmelerde bulunuldu.
İşte Arab Center DC'de yayınlanan analiz:
“Savaşta ilk kayıp her zaman gerçektir.”
Yunan tragedya yazarı Aiskhylos’un iki bin yılı aşkın süre önce yaptığı bu tespit, ABD ve İsrail’in İran ile yürüttüğü savaşta bir kez daha doğrulanıyor.
Körfez boyunca füzeler düşmeye devam ederken ve gerilim küresel enerji piyasalarında dalgalanmalar yaratırken, aynı zamanda bilgi alanında da başka bir cephede daha mücadele yürütülüyor.
Seçici haberler, spekülasyonlar ve kimi zaman açıkça uydurulmuş iddialar, çatışmayı giderek genişleyen bir bölgesel savaş olarak çerçevelemeye çalışıyor. Ancak bütün bu anlatı baskısına rağmen, savaşın sonuçlarına en fazla maruz kalabilecek bölge olan Körfez ülkeleri tırmanma sarmalına çekilmeyi reddetti.
Propaganda ve savaş
Propaganda her zaman savaşların ayrılmaz bir parçası olmuştur. ABD’nin Afganistan ve Irak savaşları sırasında uygulanan “gömülü gazetecilik” modeli, çoğu zaman haberlerin askeri makamların tercih ettiği çerçevede aktarılmasını sağlamıştı.
İran’la yürütülen mevcut çatışmayı farklı kılan ise dijital çağda anlatıların son derece hızlı biçimde inşa edilmesi. Seçici haberler internet ortamında anında yayılıyor, ardından Fox News, CNN, BBC ve Sky News gibi televizyon kanallarına taşınarak gerçek zamanlı algı oluşturuyor. ABD ve İsrail’deki bazı etkili medya organlarının gelişmeleri, çatışmanın genişlemesini isteyen aktörlerin stratejik tercihleriyle paralel şekilde çerçevelediği görülüyor.
Bu anlatı örüntüsü aslında çatışmalar başlamadan önce ortaya çıktı. İlk saldırılardan günler önce Washington Post, isimsiz kaynaklara dayanarak Suudi liderlerin ABD Başkanı Donald Trump’a İran’a karşı daha agresif bir tutum benimsemesi yönünde telkinde bulunduğunu yazdı. Riyad yönetimi bu iddiayı reddederek diplomatik çabalarının müzakere ve gerilimi düşürmeye odaklandığını açıkladı. Ancak iddia geniş şekilde yayılırken, yalanlama çok daha sınırlı bir ilgi gördü.
Körfez’in savaşa çekildiği iddiası
Bu anlatı, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile Trump’ın İran’a karşı savaşı başlatmasının ardından yeniden gündeme geldi.
İran’ın misilleme olarak Körfez genelindeki hedeflere insansız hava araçları ve füzeler göndermesi üzerine Washington Post bu kez Trump’ın saldırı kararının Suudi Arabistan gibi bölgesel müttefiklerin lobi faaliyetleri sonucu alındığını ileri sürdü. Suudi yetkililer bu iddiayı da bir kez daha reddetti.
Gazetede yer alan bu iki haber, Umman’ın arabuluculuğunda diplomatik görüşmeler devam ederken bile Körfez ülkelerinin Washington ve İsrail ile birlikte bu haksız ve yasa dışı savaşı başlatmış olduğu izlenimini oluşturmayı hedefliyordu.
Washington’daki siyasi gerilim
Bu gelişmeler Washington’da da siyasi gerilimlere yol açtı. Savaşın en güçlü savunucularından biri olan Senatör Lindsey Graham, sosyal medya platformu X üzerinden Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerine savaşa katılmaları için baskı yaptı. Tarafsız kalmanın “sonuçları olabileceği” uyarısında bulunan Graham, Körfez liderlerini “başlarını kuma gömmekle” suçladı.
Bu açıklamalar Cumhuriyetçi çevrelerde savaşın gidişatı konusunda artan hayal kırıklığını yansıtıyordu ve Körfez genelinde geniş tepki topladı. Yorumcular, Körfez ülkelerinin savaşı başlatmada hiçbir rol oynamamalarına rağmen İran füzelerine maruz kaldığını hatırlattı.
Aynı zamanda Washington’un bölgesel müttefiklerini korumakta başarısız olduğu ve İsrail’in yayılmacı ajandasına hizmet eder göründüğü yönündeki eleştiriler de artmaya başladı.
ABD’de savaş karşıtı anlatılar
ABD’de İran savaşını eleştiren kesimler de kendi anlatılarını geliştirdi. Muhafazakâr yorumcu Tucker Carlson, Trump’ın “Amerika’yı yeniden büyük yap” tabanında milyonlara ulaşan yayınlarında Washington’un İsrail’in baskısı sonucu bu çatışmaya sürüklendiğini savundu.
Carlson ve benzer görüşteki isimler savaşı medeniyetler ve dinler arası bir mücadele olarak çerçeveledi. İsrail’in nihai hedefinin Mescid-i Aksa’nın yıkılması ve Kudüs’te Üçüncü Tapınak’ın inşa edilmesi olduğunu ileri sürdüler.
Carlson’un eleştirileri özellikle dış savaşlara şüpheyle yaklaşan Amerikan kamuoyunun bir kesiminde karşılık buldu. Onun Mossad ajanlarının Suudi Arabistan’daki saldırıları organize ettiği yönündeki iddiası Suudi medyası tarafından hızla yalanlandı; ancak sosyal medya ve İran bağlantılı medya organlarında hızla yayıldı ve komplo teorilerini güçlendirdi.
İki rakip anlatı
Böylece eş zamanlı olarak iki farklı anlatı kampanyası ortaya çıktı. Bir taraf savaşı giderek genişleyen bölgesel bir çatışma olarak göstererek tırmanışı meşrulaştırmaya çalışıyor. Diğer taraf ise çatışmayı İsrail’in hedefleri doğrultusunda yürütülen bir komplo olarak sunuyor. Motivasyonları farklı olsa da her iki anlatı da Körfez halkları arasında kaygı yaratmayı amaçlıyor.
Axios daha önce de Körfez’in savaşa dahil olduğu yönündeki spekülasyonları öne çıkarmıştı. 2 Mart’ta yayımlanan bir haberde savaşın bir düzineden fazla ülkeye yayıldığı iddia edildi ve bazı bölge devletlerinin çatışmaya katılmayı değerlendirdiği ileri sürüldü.
Ertesi gün çıkan başka bir haberde ise Birleşik Arap Emirlikleri’nin İran füze üslerine saldırmayı değerlendirdiği öne sürülürken Katar, Kuveyt, Bahreyn ve Suudi Arabistan da genişleyen savaşın tarafları arasında gösterildi.
Bu tür haberler Körfez ülkelerinin savaşa katılmasının kaçınılmaz olduğu fikrini normalleştirmeyi hedefliyordu. İsrail medyası da benzer bir çizgi izledi. 3 Mart tarihli bir başyazıda Jerusalem Post, İran saldırılarının Arap ülkelerini İsrail ve ABD ile “rahatsız edici bir hizalanmaya” zorladığını savundu ve Katar’ın İran içindeki hedefleri vurduğunu ileri süren isimsiz kaynaklara yer verdi.
Doha yönetimi bu iddiayı derhal yalanladı. Birkaç gün sonra gazete bu kez “üst düzey bir İsrailli kaynağa” dayanarak BAE’nin İran’daki bir tesisi vurduğunu yazdı; Abu Dabi yönetimi de bu iddiayı kesin bir dille reddetti.
Batı medyasında genişleyen savaş söylemi
Bazı Batılı medya organları da genişleyen savaş anlatısını güçlendirdi. New York Post, Iraklı Kürt grupların kara harekâtına hazırlandığını öne süren bir istihbarat sızıntısını yayımladı. Reuters da Kudüs kaynaklı haberlerinde bu iddiayı aktardı; oysa Kürt gruplar bu iddiaları reddetmişti.
Benzer bir çerçeve başka yayınlarda da görüldü. The Economist, Körfez ülkelerinin savaşa katılıp katılmaması gerektiğini tartışırken, Wall Street Journal’da yayımlanan bir başyazı bombardıman durursa İran’ın kazanacağını savundu.
Körfez’in stratejik sabrı
Rakip anlatılar arasında kalan bölge, kendisini bilgi savaşının merkezinde buldu. Ancak İran provokasyonlarına rağmen misillemeden kaçınarak savaşın saldırgan taraflar ile hedef alınan taraf arasında kalmasını sağlamaya çalışıyor.
Suudi Arabistan diplomasi vurgusunu sürdürürken Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri savaşa dahil oldukları yönündeki iddiaları kesin biçimde reddediyor. Bölgedeki siyasi ve ekonomik aktörler, Körfez ülkelerinin başlatmadıkları ve istemedikleri bir savaşın maliyetini neden üstlenmeleri gerektiğini giderek daha fazla sorguluyor. Kamuoyunda da İsrail’in yayılmacı hedeflerine ve ABD’nin bu süreçteki rolüne yönelik farkındalık artıyor.
Bölgesel medya ve alternatif perspektif
Körfez aynı zamanda Arap dünyasının en etkili medya platformlarından bazılarına ev sahipliği yapıyor. Al Jazeera ve Al Arabiya gibi kanallar bölge kamuoyunun görüşlerini yansıtırken, savaşın hukuki, ahlaki ve stratejik boyutlarına dair Batı medyasında dolaşan anlatılardan oldukça farklı perspektifler sunuyor.
Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri için bu dönem son derece zor. Savaş, barış ve istikrarla özdeşleşmiş bu ülkelerin itibarına zarar verdi. Deniz ticareti aksadı, enerji piyasaları sarsıldı ve bölgenin ekonomik geleceği için kritik olan yatırım güveni zedelendi.
Öte yandan İran’ın Körfez şehirlerine ve altyapısına yönelik füze ve İHA saldırıları, Tahran’a yönelik sınırlı sempatiyi de büyük ölçüde ortadan kaldırdı. Bölgedeki genel ruh hali, İran’ın eylemlerine duyulan öfke ile Washington’un kararlarının bölgesel ortakları bu yıkıcı savaşın sonuçlarıyla baş başa bırakmasına duyulan hayal kırıklığının birleşiminden oluşuyor.
Savaşın paradoksu
Böylece Körfez bölgesi kendisini başlatmadığı bir savaşın en büyük mağduru olma gibi paradoksal bir konumda buldu. Buna rağmen bölgenin tepkisi dayanıklılık ve itidal ile şekillendi.
Provokasyonlara kapılmak ya da savaşa girecekleri yönündeki anlatılara teslim olmak yerine Körfez ülkeleri stratejik sabır politikasını sürdürdü.
Bu tutum bilinçli bir hesaplamaya dayanıyor. Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 programından Birleşik Arap Emirlikleri’nin küresel yatırım merkezi haline gelmesine kadar bölge genelinde yürütülen ekonomik dönüşüm projeleri istikrara bağlı. Daha geniş bir bölgesel savaş onlarca yıllık ilerlemeyi tehlikeye atabilir ve Körfez’in kalkınma stratejisinin temellerini sarsabilir.
Bu nedenle Körfez liderleri askeri provokasyonların ya da bilgi manipülasyonlarının politikalarını belirlemesine izin vermemekte kararlı görünüyor. Bu savaş etrafındaki bilgi mücadelesi devam edecek. Ancak bölgenin en büyük stratejik başarısı savaşa katılmak değil, savaşa çekilmeyi reddetmek olabilir.
Eğer Körfez ülkeleri bu çizgiyi korur, hem askeri tırmanışa hem de kendilerini çatışmaya sürüklemeyi amaçlayan anlatılara direnmeye devam ederse, kendilerine dayatılan bu savaşın tüm bölge için bir felakete dönüşmesini engelleme ihtimali hala mevcut görünüyor.
Kaynak:
Arab Center DCGDH Digital NSosyal hesabını takip edebilirsiniz.
İLGİLİ HABERLER
The Conversation: Dünyada yeni bir emperyal çağ mı başlıyor?
The Hill: Asya'daki “güç oyunu” nasıl şekillenecek?
Laricani’den İslam dünyasına sitem: "Bu nasıl bir Müslümanlıktır?"
Gazze’de Avustralyalı askerlerin mezarlarının zarar gördüğü iddia edildi
Hürmüz krizinde Çin'in tutumu ve olası dengeler
Rusya’dan Telegram ve Apple’a para cezası
DİĞER HABERLER
Arab News: İran savaşının Türkiye-Güney Kafkasya ilişkilerine olası etkileri
The National Interest: Üçüncü Körfez Savaşı'nın sonuçları neleri değiştirecek?
Gulf State Analytics: Hürmüz krizinin küresel etkileri ne olacak?
The Spectator: İran'daki savaş Çin'i gerçekten zayıflatacak mı?
The Wall Street Journal: Hava gücüyle rejim değişikliği mümkün mü?
The National Interest: Mucteba Hamaney neleri değiştirecek?
Responsible Statecraft: İran Savaşı Batı ve Körfez'i nasıl yakınlaştırıyor?
Arab News: Türkiye, ABD ve İran'a hangi sinyalleri gönderdi?
Brussels Signal: Yeni küresel gerçeklikte Avrupa'ya yer yok mu?
Foreign Affairs: Çin, İran'a neden yardım etmiyor?


