CHP’de parti içi iktidar mücadelesi giderek sertleşiyor ve partide bir tür iç savaş haline dönüşüyor… Özel-İmamoğlu hizbinin 4-5 Kasım 2023 tarihlerindeki şaibeli kurultayı kazanmasından sonra Kılıçdaroğlu hizbine partide alan bırakmaması ve tasfiye kararı almasına benzer şekilde, mahkemenin tedbirli mutlak kararıyla Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığa dönmesinden sonra iki hizip de birbirlerini tasfiyeye etmeye yönelik günlük taktik hamleler peşindeler… CHP’de iki hizip de bir psikolojik harp, yıpratma savaşı ve karşı tarafa hata yaptırma hesabı içindeler…
İki hizbin arasında bir müzakere zemini, güven ve hatta ilişki dahi kalmamış durumda… Siyaset namına sadece karşı tarafı zor durumda bırakacak ve karşı tarafa zarar verecek hukuk cambazlıkları, siyasi polemikler ve hatta fiziki mücadeleler planlanıyor.
9 Haziran 2026 Salı günü iki tarafın CHP Meclis Grubunu toplama ve kürsüde kimin konuşacağı mücadelesi, ciddi bir kırılmanın yaklaştığını işaret ediyordu. CHP Meclis Grubu mücadelesinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun TBMM’ye gitmekten vazgeçmesiyle fiziki bir kavganın önüne geçilmiş oldu. Ancak ertesi gün CHP Merkez Yönetim Kurulu toplanarak içlerinde 4 Parti Meclisi üyesinin bulunduğu 9 milletvekilini tedbirli bir şekilde Yüksek Disiplin Kuruluna sevk etti. Bu şekilde Perşembe günü toplanacak Parti Meclisinde dengenin Kemal Kılıçdaroğlu ve genel merkez lehine dönmesi sağlanmış oldu. Bu ihraç hamlesi aynı zamanda Özel-İmamoğlu hizbinin en önemli isimlerine ihraç yolunu açarak onları cevap vermeye de zorlayacak bir hamleydi. Nitekim Özel-İmamoğlu hizbi, Parti Meclisindeki toplam 57 isimden 28 ismin istifa ettiğini duyurdu... 4 ismin ihracıyla Kılıçdaroğlu’nun bir oy farkıyla da olsa Parti Meclisinde çoğunluğu yakaladığı görülünce, ihraçların ne kadar kritik olduğu da anlaşılmış olacaktır. Bir ismin istifa etmediğini açıklamasıyla istifa sayısı 27’ye düşmüş oldu. Burada istifalarla amaç, Parti Meclisini düşürerek Kurultay tartışmalarına dönmek ve Kılıçdaroğlu’nu zor durumda bırakmaktı. Özel-İmamoğlu hizbi bir yandan delege imzalarıyla bir yandan da Parti Meclisi düştü iddialarıyla meseleyi yargıya taşımak ve olumsuz kararlar alınması halinde de CHP’den ayrılarak kurulacak “yeni parti”nin meşruiyetini sağlamaya çalışıyor… Kılıçdaroğlu ve genel merkez yönetimi ise Cuma günü de Merkez Yönetim Kurulunu toplayarak muhtemelen yeni ihraçlarla Özel-İmamoğlu hizbine yeni bir cevap verecektir… Kılıçdaroğlu haftaya Salı günü CHP Meclis Grubunu toplayacağını da açıklamış durumda. CHP’deki iç savaş manzaralarının bölünme gerçekleşinceye kadar artarak devam edeceğini söylenebilir.
Bu arada siyasi ihtilafın derinleşmesi ve müzakere zeminin kalmamasıyla iki hizbin arasındaki fikri ve ideolojik ayrılıklarında artmaya başladığını görülüyor. Kılıçdaroğlu ve Özel’in Batı hakkındaki birbiriyle telif edilemeyecek görüşlerinin aynı günlerde yayınlanması bu bakımdan dikkat çekici olmuştur. Kemal Kılıçdaroğlu Teori derisindeki yazısında Batıyı değerler ve sömürgelik arasında ikiye ayırarak, değerler Avrupa’sını savunurken sömürgeci Avrupa’yı eleştirmişti. Buna karşılık Özgür Özel Newsweek dergisinde Türkiye’de demokrasinin çöktüğünü, batının istikrar gerekçesiyle Türkiye’deki demokrasi ve insan hakları ihlallerimi görmezden geldiğini, halbuki Türkiye’de demokrasinin çöküşünün Sovyetler Birliğinin çöküşünde olduğu gibi istikrarsızlık, güvensizlik ve göç üreteceğini söylüyor. Burada Türkiye’nin çökeceği iması da ayrıca tartışmalı bir başlık açıyor. Batıyı demokrasi için olmasa dahi jeopolitik gerekçelerle Türkiye’ye müdahaleye çağırıyor. Özel’in şu ifadeleri gerçekten şaşırtıcı ve Türk dış politikasını açıkça batıya şikayet anlamını taşıyor.
“Karadeniz’in kapı bekçisi, NATO’nun en büyük ikinci askeri gücü ve Avrupa, Avrasya, Ortadoğu ile Doğu Akdeniz’in kesişim noktasındaki bir ülke olarak Türkiye’nin göç, enerji ve bölgesel güvenlik alanındaki rolü düşünüldüğünde, demokratik çöküş sınırlarımız içinde kalmaz. Tarih ayrıca şunu da gösteriyor: İçeride istikrarsızlık ve meşruiyet kaybı yaşayan hükümetler, krizlerini çoğu zaman dışarıya taşır. Dış politikada gerilim, militarize edilmiş söylem ve jeopolitik maceracılık, artık sağlayamadıkları demokratik rızanın ve ekonomik başarının yerine geçer. Böyle dönemlerde dış politika krizleri ulusal beka meselesi olarak sunulur.”
Özel’in Türkiye’yi Batıya şikayet eden bu dış politika çıkışı, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’nin eski Osmanlı coğrafyasında bulunması gerektiği yönündeki ayrı bir açıklamasına Özel’in bunları maceracılık olarak nitelemesi ve Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” politikasına aykırı ilan etmesiyle yeni bir boyut kazandı. İki hizbin dış politika, batıyla ilişkiler ve batılılaşma konusundaki farklılıklarının temel tartışma konusu olacağı anlaşılıyor. Bu sadece dış politika malzemesi değil, Özel-İmamoğlu hizbi CHP ve muhalefet sosyolojisini batıcılık fikri üzerinden motive edebileceklerini düşünüyor olmalılar. Kılıçdaroğlu hizbi ise Atatürkçülüğü batıcılık üzerinden değil ulusalcılık ve anti-emperyalizm üzerinden yorumlayarak bu sosyolojiye hitap etmeyi planlıyorlar.






