Brussels Signal: Yeni dünya düzeninin önündeki 4 senaryo ne?
Gazze, Venezuela, Grönland, BM'nin etkisini yitirmesi ve arta küresel çatışmalar. İşte, kuralların yok sayıldığı yeni dünya düzeninin önündeki 4 senaryo.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 07.02.2026 - 02:03
Brüksel merkezli düşünce kuruluşlarından Brussels Signal'de, son dönemde yaşanan küresel krizlerin, 2. Dünya savaşı sonrası kurulan kurallara dayalı küresel düzeni nasıl yok ettiğinin ve küresel sistemin önündeki seçeneklerin değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
Venezueala ve Grönland gibi krizlerin ve dünyada artan çatışma ortamının, başta Batı olmak üzere neredeyse tüm dünyada jeopolitik kaygıyı; alarm seviyesini ve umutsuzluğu artırdığı belirtilen analizde, 2. Dünya savaşı sonrası kurulan kurallara dayalı küresel düzenin özellikle Amerika eliyle yok edildiği tespiti yapıldı.
Analizde ayrıca; yaşanan bu büyük krizlerin ardından, küresel düzenin geleceğine dair ortaya çıkabilecek 4 senaryoya yer verildi.
İşte Brussels Signal'de yayınlanan analiz:
Grönland krizi ve geçtiğimiz haftalarda Davos’ta dile getirilen bazı çarpıcı görüşler, özellikle de Mark Carney’nin kurallara dayalı düzenin sona erdiğine dair kesin ifadeleri, Batı’daki jeopolitik kaygıyı; alarm, kafa karışıklığı ve sıklıkla umutsuzluk dolu yeni bir zirveye taşıdı.
Bu durum, özellikle Avrupa için geçerli. Zira transatlantik ilişkinin giderek muhtemel görünen ölümü, gelecek için güvenlik noktasında neredeyse varoluşsal sorular doğuruyor.
Güvenliğin ötesinde, ABD ile yaşanacak ciddi bir "medeniyet" kopuşunun, hatta hasmane bir ilişkiye geçişin, Avrupa'nın gelecekteki ekonomik ve teknolojik rekabet gücü üzerindeki sonuçları felaket olabilir.
Amerika ve müttefikleri arasındaki genişleyen çatlağın nereye gideceği belirsiz. Avrupa için umutlar şimdi Trump için bir ara seçim yenilgisine ve ardından 2028’de bir Demokrat başkanlık zaferine bağlanmış durumda.
Elbette öyle sihirli bir anahtar yok ve bu tür umutlar yersiz. Zira; Trump’ın siyasi projesi MAGA önümüzdeki yıllarda bir şekilde dursa ve hatta parçalansa bile, göçten kültür savaşlarına kadar yatan temel sorunlar baki kalacak ve muhtemelen ağırlaşacaktır.
Bir başka MAGA dirilişi potansiyeli uzun yıllar korunacaktır. Amerika'nın dış ortakları, bugüne kadar sadece teorik bir anlamda düşünülebilen "haydut" bir ABD versiyonunun nasıl davranabileceğine dair gerçek bir tadı Grönland meselesinde almışken, ABD ittifakı konusunda ne olursa olsun asla Trump öncesi "eski hamam eski tas" durumuna dönmeyecekler ve dönemezler.
Örneğin, savunma için ABD ordusuna olan bağımlılığı azaltma ve daha egemen kabiliyetler inşa etme konusundaki yeni kararlılıkları, artık Avrupa siyasetinde kalıcı bir gerçektir.
Bu uzun zaman alabilir, çok maliyetli olabilir ve asla gerçekten işe yaramayabilir; ancak yeni temel gerçek şudur ki, artık hiç kimse uzun vadede kendi yetersizlikleri ve başarısızlıkları için ABD’nin bir "emniyet sibobu" sağlamasına güvenemez.
Mevcut jeopolitik anın özellikle gergin doğası, dünya değiştiren iki büyük gücün aynı anda devrede olmasından ve birbirini güçlendirmesinden kaynaklanıyor.
İkinci Trump yönetiminin yeni model ABD dış politikası ve 1945 sonrası dünya düzenini genel olarak ayakta tutan "kurallara dayalı" kurumlar ve yasalar çerçevesinin hızlanan çözülmesi ve itibarını kaybetmesi.
Peki, bu şartlarda dünya nereye gidiyor? İnsanlıpın önünde dört geniş senaryo var
Birinci senaryo: "Nüfuz alanları"
Bu senaryoda, dünyanın büyük askeri güçler; yani ABD, Çin ve Rusya arasında, silahlı kuvvetlerinin gücü ve erişimine göre fiili olarak kademeli bir şekilde bölündüğünü görürüz.
Yumuşak ve zayıf düşmüş Avrupa, savunmaya ne kadar harcama yaparsa yapsın, kriz döneminde askeri açıdan pek bir önem taşımayacaktır. Çünkü Avrupa'nın askeri sorunu toplumsal ve kültürel bir boyuta ulaşmış durumda ve on yıllardır süren şımartılmış pasifizm kısa sürede atılamaz.
Ana oyuncuların etkileşimlerini yönetecek herhangi bir "küresel sistem" veya resmi bir düzenleme olmayacaktır.
Bu tripolar, dünya, uzun bir türbülans ve savaş döneminden sonra, üç ana devletten hiçbirinin münhasır ve kalıcı kontrol uygulayamadığı noktalarda pratik bir denge olarak ortaya çıkacaktır.
Bu denge genel olarak istikrarsız olacak ve kilit konumlardaki çıkar çatışmalarından kaynaklanan yeni çatışmalara açık olacaktır. Ancak krizler pragmatik ve işlemsel diplomasi yoluyla çözülecektir.
Bu senaryodaki temel varsayım, askeri gücün üstünlüğüdür ve bu güç, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yürürlükte olan her türlü kısıtlamadan giderek daha azade bir şekilde uygulanacaktır.
İkinci senaryo: "Güçler uyumu"
İkinci senaryo, Napolyon Savaşları’ndan sonra Avrupa’yı stabilize eden ve kıtada yüz yıl boyunca büyük ölçekli savaşları önleyen, esas olarak 1815’te Viyana’da müzakere edilen "Kongre Sistemi"ni hatırlatıyor.
Genel hatlarıyla bu, devrimleri ve kargaşaları önlemek ve açıkça müzakere edilmiş hatlar boyunca istikrar sağlamak için tasarlanmış muhafazakar ve genel olarak baskıcı bir sistemdi.
Bu izlenim, ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin yayımlanmamış genişletilmiş versiyonunda yer aldığı bildirilen, kilit güçlerden (ABD, Çin, Rusya, Hindistan ve Japonya) oluşan yeni bir "Çekirdek 5" (C5) grubu fikriyle güçleniyor.
C5, sadece genel bir koordinasyon mekanizması olan G7’ye bir alternatif olmaktan öte görünüyor; bu yeni format, eski Viyana geleneğinde somut büyük güç müzakerelerini mümkün kılmak için tasarlanmış gibi duruyor.
Tabii ki “Güçler uyumu” senaryosunun sorunu, tüm çözülmemiş meselelerin resmi ve açıkça müzakere edilmiş bir çözümüne dayanmasıdır. Sadece pratik açıdan bakıldığında, bu tür bir geleceğin yakın zamanda gerçekleşmesi pek olası görünmüyor. Hele ki Başkan Trump'ın liderliğinde.
Üçüncü senaryo: "İmparatorluğun dönüşü"
Bu senaryo, "İmparatorluğun Dönüşü"ne ve klasik imparatorluk devlet yönetimine odaklanır.
Bir metafor olarak değil, kolonyal uygulamalarla tamamlanan gerçek ve somut bir şekilde. Son yıllarda, tarih ölçeğinde kısa ömürlü bir sapma olan "liberal demokrasi" çağının potansiyel halefi olarak emperyalizme ilgi giderek artmaktadır.
Tarih’i emperyal bir kulvara geri iten derin nedenler ne olursa olsun, imparatorlukların restorasyonunun pratik değeri küresel ilişkilerde şu an devam eden trendlerle örtüşüyor görünmektedir.
İmparatorluk mantığıyla işleyen bir dünyada milliyetçiliğe ve hatta "devletliğe" pek yer yok. Egemenlik ve meşruiyet ise hukuka veya anayasaya başvurarak pek ayakta duramaz ve dünya bu yolda epey ilerledi.
2022'deki işgal öncesi konuşmasında Putin, Ukrayna'nın devlet olma fikrini düpedüz reddetti ve bunu saldırısının temel nedeni olarak öne sürdü. Trump, ister düşman (Venezuela) ister müttefik (Danimarka) olsun, diğer ülkelerin egemenliğine duyduğu düşük saygıyı defalarca kanıtladı.
Ve tabii ki AB, başından beri nihai hedefi üye devletlerinin egemenliğini Avrupacı federalist fantezinin Avrupa Süper Devleti içinde eritmek olan anti-milliyetçi bir proje olarak tasarlanmıştı.
Tüm bu yapılar, mevcut eski düzen altında "görünüşü kurtarmaya" çalışmak yerine, açıkça emperyal bir tarzda faaliyet göstererek daha etkili olacaklardır.
Tam da gidişat bu yönde olduğu için ve İmparatorluk, organizasyon ve eylem için bir çerçeve olarak giderek daha mantıklı hale geldiği için, geri dönüşü için güçlü beklentiler vardır.
Dördüncü senaryo: "Egemen yapılar"
Gelecek için son ve daha kışkırtıcı senaryo "Egemen yapılar" olarak adlandırılabilir.
Burada bugünün devletlerinin çoğu, birikmiş ve çözülmemiş başarısızlıklarının ağırlığı altında çökmüş, yerlerini egemen otoritenin yeni hibrit kamu-özel formları almıştır. Modern devletin temel sorununun çözülemeyeceği ve sadece daha kötüye gideceği ihtimali giderek artmaktadır.
Bu kötüleşme, birçok ülkede sağlık veya ulaşım gibi belirli alanlarda marjinal düzeyde zaten yaşanmaya başlayan hızlandırılmış sistem çökmeleriyle kendini gösterecektir.
Tek çözüm, büyük özel şirketleri, taşeron veya korsan olmanın ötesinde, bugün devlet mekanizması olarak anladığımız yapıya ortak karar vericiler ve etkili bir şekilde ülkenin egemenliğinin "hissedarları" olarak dahil etmek olacaktır.
Böyle bir dinamik kısa sürede devlet içinde gücün tersine dönmesine yol açacak ve meşruiyetin temelini anayasal uzlaşmalardan, pratik sorun çözme kapasitesiyle garanti altına alınan kurumsal sadakatlere kaydıracaktır.
Bu senaryoda, "toprak" parçasının devletlikten koptuğu, birbirine ulusal-kültürel nedenlerle değil ekonomik ve diğer pratik nedenlerle bağlı olan özel güç sendikalarının dünyasında, mevcut ulus devletlerin parçalandığını görürüz.
Bu, büyük teknoloji oyuncuları tarafından yönlendirilen ve en azından ilk başta devlet gücünün azalan kalıntıları tarafından desteklenen küreselleşmenin bir "turbo" versiyonu olacaktır.
Bu, belki belirli açılardan distopik, ancak egemen sendikalar arasındaki kurumsal tarzda müzakereler yoluyla istikrarı sağlamanın yeni yollarını ve çağımızın ağırlaşan sorunlarıyla başa çıkmak için yeni yasal paradigmalar dahil yeni çözümleri ortaya çıkaracak Westphalia sonrası bir sistem olacaktır.
Modern dünyanın fonksiyonel ifadesiyle zar zor birkaç yüzyıllık olan ulus-devlet temelli yapısının daha on yıllarca devam edebileceği ve edeceği fikri, her geçen yıl daha az savunulabilir hale geliyor.
Sonuç
Sonuç olarak, zihinlerin artık sadece mevcut jeopolitik anı nasıl "yöneteceği"ne değil, asıl önemlisi yeni varış noktasının ne olabileceğine odaklanmasının vakti gelmiştir.
Zamanımızın aksaklıklarının ve çalkantılarının ötesinde inşa etmeyi umduğumuz veya oluşumuna rehberlik edebileceğimiz dünya düzeni nedir? İstikrar ve güvenlik hangi formül altında sağlanacak?
Burada sunulan senaryolar tahmin değil, sadece olasılıklar ve belki de şablonlar. Ve birisinin gerçeğe dönüşeceği artık neredeyse kesin.
Kaynak:
Brussels SignalİLGİLİ HABERLER
The Conversation: Dünyada yeni bir emperyal çağ mı başlıyor?
The Hill: Asya'daki “güç oyunu” nasıl şekillenecek?
Kanada’dan Türkiye Vurgusu: Nato’da hayati ortak
Arab News: Türkiye ve Suudi Arabistan bölgenin denge unsuru haline geldi
Trump uygun fiyatlı ilaç sitesi Trumprx.gov’u duyurdu
ABD Hazine Bakanı Bessent İran’daki kur krizini ABD'nin stratejisine bağladı
DİĞER HABERLER
Arab News: Türkiye ve Suudi Arabistan bölgenin denge unsuru haline geldi
The Telegraph: Tahran’ın “savaş planı” ne?
Chatham House: Müzakere mi savaş mı?
BRAC Institute: Uluslararası hukukun çöküşü ve küresel düzenin geleceği
Gzero Media: Çin'in askeri tasfiyeleri hakkında bilinmesi gerekenler
The American Conservative: Trump Küba konusunda ne planlıyor?
Middle East Monitor: 21. yüzyılın "Küba Krizi" nasıl sonuçlanacak?
Arab News: Türkiye Balkanlar’daki etkisini artırıyor
Newsweek: ABD, müttefiklerini Çin'e mi kaptırıyor?
The National Interest: ABD'nin İran saldırısının etkileri ne olacak?


