İdeoloji, siyaset, siyasi parti ve siyasi söylemin jeopolitik gelişmelerden etkilenmesi ve jeopolitik gelişmeleri etkilemesi kaçınılmazdır. Türkiye siyaseti de ve CHP de bunun dışında değil… CHP’deki gelişmeleri ve mücadeleleri jeopolitik zeminde yorumlayan örnekleri de görüyoruz… İşte tam bu bağlamda aynı günlerde Özgür özel ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun ayrı ayrı Batı üzerine yazması dikkat çekiciydi… CHP’nin kuruluş dönemindeki temel tartışma konularından biri de Batı’nın nasıl anlaşılacağı ve Batıyla ilişkilerin nasıl olacağıydı… Batı meselesinin CHP’de yeniden ana tartışma konularından biri olması dikkat çekici…
Türkiye’deki temel siyasi akımlardan biri batıcılıktır. Batıcılık diğer bütün akımları yatay kesmektedir. Siyasi akımları bir anlamda Batıya ve Batıcılığa karşı konumlarıyla anlamak ve tasnif etmek mümkündür. Zamanla Batıcılık akımının, ayrıca bağımsız bir akım olarak da tanımlanması mümkündür. CHP’yi ve CHP’deki siyasi ve ideolojik mücadeleyi anlayabilmek açısından da, Batıcılık ve Batıyla ilişkileri anlamak ehemmiyetlidir. CHP içinde baştan itibaren Batıcılığın türlü versiyonlarının mücadele ettiğini görüyoruz… Bir yanda CHP’yi radikal Batıcılığın partisi olarak görenler, diğer yanda ulusalcılar… Batı değerlerini esas kabul edenler, değerler dışında Batı ittifakında yer almayı bir hayat memat meselesi olarak görenler, Batı emperyalizmine karşı Batı değerlerini savunanlar, Batı ittifakının yanında Batı değerlerine de karşı olanlar… Hepsine CHP tarihi üzerinden örnekler vermek mümkündür… Bugünkü mücadelenin de böyle bir yönü olduğu gölüyor… Özgür Özel ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP içindeki mücadele sırasında yazdıkları makaleler, bu bakımdan tesadüfi olarak yorumlanamaz…
Özgür Özel Newsweek Dergisinde “Türkiye’deki Demokrasi Krizi Sadece iç Mesele Değil, Avrupa ve NATO İçin de Risk” adlı yazısında mahkemenin CHP’deki tedbirli mutlak kararı üzerinden Türkiye’de demokrasinin çöktüğünü ve bunun Batı ittifakına verebileceği zararları anlatıyor... Yazıda, Türkiye’deki demokrasi krizinin artık yalnızca iç politika ve insan hakları meselesi olmadığı, bunun Avrupa, NATO, Karadeniz, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu için bir güvenlik krizine dönüştüğünü iddia ediliyor.
“Mevcut eğilimler sürerse, Türkiye NATO tarihinde benzeri görülmemiş bir noktaya sürüklenme riskiyle karşı karşıya kalacak: Stratejik olarak vazgeçilmez ama artık demokrasi olarak işlemeyen bir üye. Üstelik milyonlarca vatandaşının, barışçıl demokratik yollarla değiştirme imkânı bulamadığı siyasi ve ekonomik düzenden giderek daha fazla hoşnutsuz hale geldiği bir ülke. Bu yalnızca bir iç kriz olmaz. Bu, derin bir güvenlik meselesine dönüşür. Yürüttüğümüz demokratik mücadele yalnızca Türkiye’nin demokratik geleceğini ve dünyanın stratejik açıdan en önemli ülkelerinden birinin istikrarını belirlemeyecek. Aynı zamanda bölgemizin, Avrupa’nın ve NATO’nun güvenliğini de şekillendirecek.”
Özgür Özel Türkiye’de demokrasi krizinin Batının beklediği istikrarı değil, tam aksine istikrasızlığı tetikleyebileceğini; bunun da jeopolitik riskler doğurabileceğini ileri sürüyor. Özel, Batı Türkiye yönetimine karşı jeopolitik kaygılarla demokrasi ve insan hakları için müdahale etmemesinin yanıltıcı olduğunu söylüyor. Türkiye’de “demokratik seçeneğin” ortadan kalmasının toplumda çatışma riskine yol açabileceğini ve istikrarı bozarak Batı aleyhine jeopolitik riskler doğuracağını iddia ediyor. Özel’in yazısının ana tezi, Batı demokrasi için müdahale etmiyorsa jeopolitik riskler için Türkiye’deki gelişmelere müdahale etmelidir şeklinde özetlenebilir.
Kemal Kılıçdaroğlu Batıyı eleştiren Avrasyacı tezlerleriyle bilinen Teori dergisinin (Haziran 2026, sayı:437) ABD Hegemonyasının Çöküşü özel sayısına “Batı’nın Yol ayrımı: ABD’nin Batı’sı mı, Aydınlanmanın Batı’sı mı?” makalesini yazdı. Kılıçdaroğlu ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun Batı medeniyetini emperyalist ve dini karakterde tanımlamasını eleştirerek Batıya İkinci Dünya Savaşı sonrasının “kural temelli uluslararası düzene dönülmesi” çağrısında bulunuyor…
“ABD Dışişleri Bakanı’nın Münih’te dile getirdiği ve Batı’yı dar ve dinsel bir ‘medeniyet kulübüne’ indirgemeye çalışan yaklaşım, bugün Avrupa’nın önüne tarihsel bir yol ayrımı koymaktadır. Rubio tarafından Batı için çizilen gelecek vizyonu, Avrupa’yı 1945 sonrasında inşa edilen kural temelli uluslararası düzenden kopararak, sömürgeci güç siyasetinin karanlık sularına geri çağırmaktadır. Bugün Avrupa’nın önünde hayati bir tercih bulunmaktadır: Ya Rubio’nun izinden giderek Batı’yı belirli bir inancın dışlayıcı kalesine dönüştürecek ya da kendi kurumsal yapısı ve varoluşsal kazanımlarını savunacaktır. Yani tercih fazilet Avrupası ile melanet Avrupası arasında yapılacaktır.”
Kemal Kılıçdaroğlu , Özgür Özel gibi Batıyı bir bütün olarak savunmak yerine Türk fikir hayatına atfta bulunarak değerler Avrupası (“fazilet Avrupası”) ile sömürgeci Avrupa’yı (“melanet Avrupası”) ayırıyor… Kılıçdaroğlu, sömürgeci Batıyı eleştirerek evrensel hukuk ve demokratik değerler ekseninde bir ilişki ilişkilerin yeniden canlandırılmasını teklif ediyor…
“Batı’yı dışlayıcı ve teolojik bir perspektifle dar bir Hristiyan kulübüne indirgeyen bu uygarlık tasavvuru, tarihsel ilerleme fikri bakımından ciddi bir geri savruluşa işaret etmektedir. Saf gücün kutsandığı ve yalnızca ‘kuvvetli’ olana yaşam hakkı tanıyan bu sosyal Darwinist yaklaşım; demokrasiyi, insan haklarını ve toplumların kendi kaderini tayin etme hakkını açıkça yok saymaktadır. (…) Bu bağlamda Avrupa’nın Türkiye ile olan ortaklık ilişkisini evrensel hukuk ve demokratik değerler ekseninde yeniden canlandırması, Batı’nın mirasını dar bir ‘inanç’ çerçevesine indirgeyen Rubio yaklaşımına verilebilecek en güçlü yanıt olacaktır.”
CHP’nin kriz halinde iki liderinin de Batı üzerine yazması bir basit tesadüf olmasa gerek… Özgür Özel Batıyı demokratik değerler adına olmuyorsa jeopolitik çıkaralar adına Türkiye’ye müdahaleye çağırırken, Kemal Kılıçdaroğlu Batı’nın değerlerini savunurken sömürgeciliğini eleştiriyor… Ancak Kılıçdaroğlu’nun İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde Batıya eleştirel perspektifini kaybettiğini görüyoruz. CHP içindeki anlaşmazlığın, hizip ve iktidar mücadelelerinin ötesinde Batı anlayışı ve Batıyla ilişkiler üzerine olması çok manidardır. CHP değişen Batı karşısında Batıya tavrını ayarlamakta zorlanıyor… Batıdaki jeopolitik ve ideolojik deprem, CHP’yi köklerinden sarsmış durumda… CHP’deki bütün hizipler batıdaki sarsıntıyı iliklerine kadar hissediyorlar…




