Cato Institute: Trump'ın Gazze barış planı sadece bir hayal mi?
Uluslararası İstikrar Gücü, Filistin Devleti'nin varlığı, Hamas'ın silah bırakması ve Ortadoğu'nun dinamikleri. Gazze Barış anlaşması sadece Trump'ın bir hayalperestliğinden mi ibaret?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 20.12.2025 - 01:56
ABD merkezli düşünce kuruluşlarından Cato Institute'de imzalanmasının üzerinden yaklaşık 2 buçuk ay geçen Trump'ın yirmi maddelik Gazze barış planının geldiği noktanın ve geleeğinin değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
ABD anlaşmayı ikinci aşamaya taşımaya hazırlanırken, bunun gerçek bir stratejik gerçekçilik mi yoksa sadece bir hayalperestlik mi olduğu sorusunun giderek daha fazla sorulduğu tespiti yapılan analizde, Gazze'de kurulması planlanan Uluslararası İstikrar Gücü'nün BM Güvenlik Konseyi tarafından onaylamasına rağmen, tek bir ülkenin bile resmi olarak asker göndermeyi taahhüt etmemesine dikkat çekildi.
Analizde ayrıca; planın neden başarısızlığa gittiğine dair detaylı değerlendirmelere yer verildi.
İşte Cato Institute'de yayınlanan analiz:
ABD Başkanı Trump'ın yirmi maddelik Gazze barış planı, iki yıl süren yıkıcı savaşın ardından rehinelerin geri dönüşünü sağlaması ve ateşkesi sağlaması nedeniyle övgüyü hak ediyor. Bunlar önemsiz başarılar değil.
Ancak Washington anlaşmayı ikinci aşamaya taşımaya hazırlanırken, bunun gerçek bir stratejik gerçekçilik mi yoksa sadece bir hayalperestlik mi olduğu sorusu sorulmaya başlandı.
Planın yapısı kağıt üzerinde kapsamlı. Acil ateşkes, Gazze'nin askerden arındırılması, uluslararası istikrar gücü konuşlandırılması, Filistinli teknokratlar tarafından geçiş dönemi yönetimi, büyük ölçekli yeniden inşa ve Filistin devletine giden yol üzerine detaylar var.
Ancak sorun, planın bu unsurları içermesi ile tutarlı bir uygulama stratejisine sahip olmaması.
Gerçeklik farkı
Örnek olarak; bu girişimin merkezinde yer alan Uluslararası İstikrar Gücü ele alındığında, BM Güvenlik Konseyi bu gücü ABD baskısı ile onaylamasına rağmen, ateşkesin üzerinden iki aydan fazla zaman geçmesine rağmen, tek bir ülke bile resmi olarak asker göndermeyi taahhüt etmedi.
Başlangıçta ilgi gösteren Endonezya ve Azerbaycan gibi ülkeler, dikkat çekici bir şekilde sessiz kalmaya başladı ve nedeni açık.
Hiçbir ülke, İsrail güçleri işgal altındaki Gazze'de kalırken bu güçlerle işbirliği yaptığı görülmek istemiyor ve Müslüman çoğunluklu hiçbir ülke İsrail adına Hamas'la savaşmaya istekli değil.
Önerilen yönetişim yapısı da sahadaki gerçeklikle örtüşmüyor.
Trump, yaklaşık on Arap ve Batılı liderden oluşan bir Barış Kurulu'na başkanlık etmeyi planlıyor.
Ancak böyle bir yönetimin, sadece organizasyon şeması bile beraberinde büyük tartışmaları beraberinde getiriyor ve kadar yetenekli olursa olsun meşruiyet noktasını aşamayacak görünüyor.
Filistin Devleti
Belki de en karmaşık olani ise planın Filistin devletine olan yaklaşımı.
Anlaşma, sözde “Filistin'in kendi kaderini tayin etme ve devlet olma yolunda güvenilir bir yol” için koşullar yaratabileceğini iddia ediyor. Ancak anlaşmanın tek muhatabı olan İsrail yönetimi buna asla müsaade etmeyeceklerini belirtiyor.
Sonuç olarak, diplomatik olarak herkesi memnun eden, ancak somut hiçbir taahhütte bulunmayan bir anlaşma hayata geçirilmeye çalışılıyor.
Filistinlilere, taleplerinin “tanındığı” söylenirken, hiçbir zaman çizelgesi, sınır, başkent ve garanti sunulmuyor. İsraillilere ise, imkansız ön koşullar yerine getirilmedikçe Filistin devleti kurulmayacağını iddia etmeye devam ediyor.
Uluslararası toplum ise, tüm bu belirsizlikleri kapsayan “barış planına” arabuluculuk ettiği için ABD'yi tebrik etmeye devam ediyor.
Trump'ın diktesi
Trump yönetiminin, bölgesel ortakların bölgesel güvenlik konusunda daha fazla sorumluluk alması gerektiği anlayışı doğru bir yaklaşım olarak öne çıkıyor.
Ancak Ortadoğu'nun Amerikan dış politikasının İsrail'in güvenliğini koruma “zorunluluğu” bu yaklaşıma rağmen, ABD'nin bölgedeki etkisi konusunda geri adım atamamasına neden oluyor.
Yani plan, aslında Trump'ıın isteklerine göre derinlemesine kişiselleştirilmiş bir plan olmaya doğru hızla gidiyor.
Bunun için de net gerekçeler var.
Birincisi, ortaya konan yaklaşım, anlaşmanın meşruiyetini siyasi geçişlerden etkilenmeyen kurumsal çerçevelerden ziyade Trump'ın siyasi kaderine bağlıyor.
İkincisi, ateşkesin sürdürülmesinin, çatışmanın çözümü için kendi kendini sürdürebilen mekanizmaların oluşturulmasından ziyade Trump'ın kişisel ilgisi ve baskısına bağlı olduğunu ima ediyor.
Üçüncüsü, bunun Amerikan desteğiyle gerçekleştirilen gerçek bir bölgesel girişimden ziyade, Arap ve Avrupalıların da desteklediği bir Amerikan-İsrail planı olduğu algısını pekiştiriyor.
Nobel Barış Ödülü paradoksu
Birçok analist, Trump'ın bu planı ilerletme konusundaki aciliyetinin kısmen Nobel Barış Ödülü'nü kazanma arzusundan kaynaklandığını öne sürüyor. Bu doğru olsun ya da olmasın, ancak bir gerçek var ki, gerçek barış bu değil.
Uluslararası toplum, ön anlaşmaların imzalanmasını, nihai çözümmüş gibi yansıtmaya çalışan talihsiz bir alışkanlık geliştirmiş görünüyor.
Örnek olarak; Oslo Anlaşmaları tarihi bir dönüm noktası olarak kutlandı. Camp David görüşmeleri, Wye River Memorandumu ve sayısız diğer girişimler de öyle. Her biri gerçek bir diplomatik başarı olarak kutlandı. Ancak hiçbirisi asla sonuca ulaşmadı.
Hiçbiri kalıcı barış sağlamadı. Çünkü hiçbiri tarafların temel talepleri arasındaki temel uyumsuzlukları ele almadı.
Trump'ın planı da benzer bir anlaşma olarak tarihteki yerini alacak gibi görünüyor.
Sonuç
Planın başarılı olması için birkaç şeyin gerçekleşmesi gerekiyor.
İlk olarak Trump, anlaşmanın şartlarına uyması için sadece Hamas'a değil, İsrail'e de sürekli baskı uygulamaya istekli olmalıdır.
Arap devletleri ise, diplomatik açıklamaların ötesine geçerek asker, finansman ve siyasi sermaye konusunda somut taahhütlerde bulunmalıdır.
Diğer yandan Avrupa güçleri, anlaşmanın belirsiz bir geçiş sürecine sürüklenmesine izin vermek yerine, hesap verebilirlik mekanizmaları ve ilerleme kriterleri konusunda ısrarcı olmalı ve tüm taraflar, planın hedefleri ile bölgenin gerçekleri arasındaki uçurum konusunda dürüst olmalıdır.
Evet, Trump'ın Gazze planı kağıt üzerinde kapsamlı görünüyor. Ancak geniş uluslararası destek görmesine rağmen tüm bu gerçeklikleri gözardı ederek ve Ortadoğu'nun dinamiklerini gözardı ederek başarılı olamaz.
Kaynak:
Cato InstituteGDH Digital NSosyal hesabını takip edebilirsiniz.
İLGİLİ HABERLER
The Quincy Institute: Trump savaşları bitirebilecek mi?
The Economist: Liberal uluslararası düzen parçalanıyor mu?
İnsan Hakları İzleme Örgütü'nde Filistin sansürü: İstifalar gecikmedi
ABD-İran müzakereleri Umman'da düzenlenecek
İsrail ordusu ateşkese rağmen yine Gazze'ye saldırdı
Beyaz Saray'da kritik Trump-Petro görüşmesi
DİĞER HABERLER
Gzero Media: Çin'in askeri tasfiyeleri hakkında bilinmesi gerekenler
The American Conservative: Trump Küba konusunda ne planlıyor?
Middle East Monitor: 21. yüzyılın "Küba Krizi" nasıl sonuçlanacak?
Arab News: Türkiye Balkanlar’daki etkisini artırıyor
Newsweek: ABD, müttefiklerini Çin'e mi kaptırıyor?
The National Interest: ABD'nin İran saldırısının etkileri ne olacak?
The New Arab: Gazze'de barış süreci ne durumda?
The Telegraph: Avrupa projesi nasıl öldü?
Asia Times: Davos, Grönland, Trump ve yeni dünya gerçekliği
The Quincy Institute: Arap devletleri İran saldırısına neden karşı çıkıyor?


