Cuma Hutbesi 2 Ocak | Diyanet ile 2 Ocak Cuma Hutbesi konusu nedir?

Diyanet tarafından her hafta kaleme alınarak Müslümanlara hitaben sosyal ve dini konularda bilgi ve öğüt veren diyanet Cuma hutbesi 2 Ocak tarihli olarak yayınlandı. Bu haftanın konusunu merak edenler 2 Ocak Cuma Hutbesi konusu nedir? sorusuna cevap aramaya devam ediyor.

0:00

--:--

Son Güncelleme: 02.01.2026 - 12:03

editor avatar
Berk Turan

SEO Editör

NSosyal Logo
Cuma Hutbesi 2 Ocak | Diyanet ile 2 Ocak Cuma Hutbesi konusu nedir?

Cuma Hutbesi 2 Ocak tarihli olarak okumaya sunuldu. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından kaleme alınan diyanet hutbesinin bu haftaki konusunu öğrenmek isteyenler 2 Ocak Cuma Hutbesi konusu nedir? soruları üzerinden araştırmalarını sürdürüyor.

CUMA HUTBESİ 2 OCAK

İşte haftanın konusu;

HER ŞEY ALLAH’I ANLATIR

Muhterem Müslümanlar!

İbret nazarıyla etrafına bakan bir insan, her

şeyi yoktan var eden, şekillendiren ve idare eden bir

yaratıcının olduğunu idrak eder. Gezegenlerin hiç

sapmadan yörüngelerinde akıp gitmesi, güneşin

yeryüzünü aydınlatması, ayın ve yıldızların bir

kandil gibi geceyi süslemesi, bize adeta ‘Rabbini

unutma!’ diye haykırır. Her köşesi hikmetle

bezenmiş dünyamız, bizi, bir tek olan Allah’a

çağırır. Kur’an-ı Kerim; “Onlar göğün nasıl

yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine,

yeryüzünün nasıl yayıldığına bakmazlar mı?”[1]

sorularıyla bizi tefekküre davet eder.

Aziz Müminler!

İnsanı mutsuzluğa götüren nedenlerin başında

inançsızlık gelmektedir. Zira inançsızlık, hayatı

anlamsızlaştırır. İnsanı yalnızlaştırır. Kişide,

sorumluluk bilincinin kaybolmasına sebep olur.

İmandır o cevher ki İlâhî ne büyüktür…

İmansız olan paslı yürek sinede yüktür!

Bir yaratıcının varlığına inanmak, onun her an

yanında olduğunu bilmek ise insana huzur ve güven

verir. Kişiyi anlamsızlık karanlığından kurtarır.

Ayet-i kerimede bu hususa şöyle işaret edilir:

“…Kim Allah’a iman ederse, Allah onun kalbini

doğruya iletir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.”[2]

Değerli Müslümanlar!

Hayata dair soruların cevaplarını Yüce

Yaradan’ı inkâr ederek bulamayız. Nereden

geldiğimizi, nereye gittiğimizi, neden ve niçin

yaratıldığımızı vahy-i ilâhî olmadan bilemeyiz. İtaat

ve isyan sınırlarının Cenâb-ı Hak tarafından

belirlenmediği bir dünyada neyin iyi, neyin kötü

olduğunu tam anlamıyla kavrayamayız.

Kıymetli Müminler!

Yeryüzünde yaşanan hiçbir kötülüğün

müsebbibi Allah Teâlâ değildir. O, kullarına karşı

çok merhametlidir. Cenâb-ı Hak, insanların iyiliğini

ister. Kötülük yapmalarına, zulme düşmelerine de

asla rıza göstermez. Hal böyleyken nefsine uyan,

hevâ ve hevesine tabi olan insanlar, kötülüğe ve

zulme sebep olmuş, olmaya da devam etmektedir.

Kur’an-ı Kerim’de, “Gerçek şu ki Allah insanlara

zerre kadar zulmetmez, ancak insanlar

kendilerine zulmederler”[3] buyrularak bu hakikate

işaret edilmektedir.

Aziz Müslümanlar!

Yüce Rabbimiz; kaynağını vahiyden alan

peygamberleri, müjdeleyici ve uyarıcı olarak

göndermekle kullarına büyük bir lütufta

bulunmuştur. Her birisi hidayet rehberi olan; hak ile

bâtılı, doğru ile yanlışı beyan eden ilâhî kitapları

indirmekle insanlığın huzur ve mutluluğunu

istemiştir. Bu ilâhî silsilenin son halkasını, Hz.

Muhammed Mustafa (s.a.s) ve ona gönderilen

Kur’an’ı Kerim ile kemale erdirmiştir. Ebedi ahiret

yurdunu yaratmakla; her hak sahibinin hakkını

almasını, inanan ile inanmayanların ayırt edilmesini

murat etmiştir.

Kıymetli Kardeşlerim!

Bugün, içinde bulunduğumuz sorumluluk;

inançsızlık girdabında boğulan insanlara gönül

dünyamızı açmak, ilâhî mesajları onlarla

buluşturmaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in

sünnet-i seniyye membaı ile gençlerimizin inanca

dair susuzluklarını gidermeye çalışmaktır.

Çocuklarımızın gönüllerine tatlı dil ve güler yüzle

Allah sevgisini nakşetmektir.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in şu nasihatini kendimize

rehber kılmaktır: “Senin vesilenle Allah azze ve

celle’nin bir kişiyi hidayete erdirmesi, senin için

güneşin üzerine doğduğu ve battığı her şeyden

daha hayırlıdır.”[4]

[1] Gâşiye, 88/18-20.

[2] Tegâbün, 64/11.

[3] Yûnus, 10/44.

[4] Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebir, I, 315.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

Kaynak:

GDH Haber

GDH Digital'i sosyal medyadan takip edin!

Loading Spinner