Foreign Affairs: Çin, İran'a neden yardım etmiyor?
Petrol ve enerji işbirlikler, Çin için kritik ticari koridor olma özelliği, savunma sanayi ilişkileri. Çin, müttefik olarak tanımladığı İran'a neden yardım etmiyor?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 06.03.2026 - 03:09
ABD'nin önde gelen yayın organlarından Foreign Affairs'de, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik bombardımanı sürerken Çin'in savaşa ve müttefik olarak tanımladığı İran'a dair stratejisinin değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
Çin'in İran savaşına dair stratejisinin, kendi küresel konumlanma stratejisi ile direkt olarak bağlantılı olduğu belirtilen analizde, Çin’in İran politikasında en dikkat çekici noktalardan birinin ise Pekin’in İran'daki bir rejim değişikliği ihtimalini mutlak bir tehdit olarak görmemesi olduğu tespiti yapıldı.
Analizde ayrıca, başta petrol ve savunma sanayi ürünleri olmak üzere Çin ve İran arasındaki müttefiklik başlıklarına dair ayrıntılı değerlendirmelerde bulunuldu.
İşte Foreign Affairs'de yayınlanan analiz:
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik bombardımanı sürerken Çin gelişmeleri son derece dikkatli biçimde takip ediyor.
Pekin açısından İran, Ortadoğu’daki en önemli stratejik ortaklardan biri olarak görülüyor. İki ülke arasındaki yakınlık yalnızca güncel çıkarlarla sınırlı değil; her iki devlet de kendilerini Batı dışı kadim medeniyetlerin mirasçıları olarak görüyor ve mevcut Batı merkezli uluslararası düzene karşı eleştirel bir tutum paylaşıyor.
Bununla birlikte Çin için İran’ın asıl önemi enerji güvenliği ile doğrudan bağlantılı. 2025 yılı itibarıyla Çin’in petrol ithalatının yüzde 55’ten fazlası Ortadoğu’dan geliyor ve bunun yaklaşık yüzde 13’ü İran’dan sağlanıyor. Bu petrolün büyük bölümü ise İran’ın kontrol ettiği Hürmüz Boğazı’ndan geçerek Çin’e ulaşıyor.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik bombardımanının İran petrol üretimini ve Körfez’deki enerji akışını sekteye uğratma ihtimali, Pekin açısından ciddi bir risk oluşturuyor. Bu nedenle bazı analistler Çin’in İran’a askeri veya teknik destek verebileceğini öne sürse de mevcut tablo Pekin’in doğrudan müdahale niyetinde olmadığını gösteriyor.
Pekin’in temkinli diplomasi stratejisi
Çin’in resmi açıklamaları, Pekin’in krizde son derece dikkatli ve dengeli bir diplomasi yürüttüğünü ortaya koyuyor. 2025 Haziran ayında İsrail ile İran arasında yaşanan 12 günlük savaş sırasında Çin yalnızca rutin diplomatik açıklamalarla İran’a destek vermişti.
Benzer şekilde Çin Dışişleri Bakanlığı’nın son açıklamalarında kullanılan dil de oldukça ölçülü. Bakanlık, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’e yönelik suikastı sert biçimde kınasa da İran’a yönelik genel askeri operasyonlar konusunda çok sert bir dil kullanmaktan kaçındı.
Daha dikkat çekici olan ise Çin’in açıklamalarında İran’ın da dahil olduğu tüm taraflara askeri operasyonları durdurma çağrısı yapması ve Körfez ülkelerinin egemenliği ile toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi gerektiğini vurgulaması oldu.
Bu yaklaşım, Pekin’in yalnızca İran’la değil aynı zamanda Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer Körfez ülkeleriyle ilişkilerini de korumak istediğini gösteriyor.
Çin’in İran’a yönelik hayal kırıklığı
Son yıllarda Çin’deki stratejik çevrelerde İran’a yönelik ciddi bir hayal kırıklığı oluşmuş durumda. Özellikle 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e saldırmasıyla başlayan süreçten sonra Pekin’de İran’ın bölgesel güç kapasitesine dair beklentilerin zayıfladığı görülüyor.
Çinli stratejistler İran’ın sık sık ABD ile müzakere arayışına girmesini de bir zayıflık göstergesi olarak değerlendiriyor. Pekin’deki bazı analizlere göre İran bir yandan ABD karşıtı devrimci söylemini sürdürmeye çalışırken, diğer yandan yaptırımlar nedeniyle Washington ile anlaşmaya ihtiyaç duyuyor. Bu ikili durum İran’ı stratejik açıdan sıkışmış bir aktör haline getiriyor.
Ekonomik göstergeler de Çin’de İran’ın gerçek gücünün abartıldığı yönünde bir algı oluşturmuş durumda. İran’ın nüfusu İsrail’in yaklaşık 10 katı, Suudi Arabistan’ın ise 3 katı olmasına rağmen ekonomik büyüklüğü İsrail’den daha küçük, Suudi Arabistan’ın ise yalnızca dörtte biri seviyesinde.
Pekin’e göre İran uzun yıllardır vekâlet savaşları ve asimetrik yöntemler kullanarak caydırıcılık sağlamaya çalıştı. Ancak bu strateji İran’ın gerçek kapasitesini olduğundan daha güçlü gösterirken ülke içindeki yapısal zayıflıkları da gizledi.
İran’ın askeri performansına yönelik eleştiriler
Çinli analistlerin İran’a yönelik eleştirileri yalnızca ekonomik kapasiteyle sınırlı değil. Pekin’de birçok stratejist, İran’ın kritik krizlerde yeterli askeri kararlılık gösteremediğini düşünüyor.
Örneğin:
- 2020’de ABD’nin Kasım Süleymani’yi öldürmesi,
- 2024’te İsrail’in Şam’daki İran büyükelçiliğini vurması,
- 2025’teki 12 günlük İran-İsrail savaşı
gibi olaylarda İran’ın verdiği karşılık Çin’de zayıf ve sembolik olarak değerlendirildi. Çinli internet kullanıcıları bu tür tepkileri “gösteri amaçlı misilleme” olarak tanımladı.
İran’ın bölgedeki vekil güçleri konusundaki tutumu da Pekin’de güven kaybına yol açtı. İsrail’in Hamas ve Hizbullah’a ağır darbeler indirmesine rağmen İran’ın doğrudan ve güçlü bir destek verememesi dikkat çekti.
Dahası 2024 yılında İranlı yetkililerin direniş ekseni üzerindeki kontrolü reddetmesi, Pekin’de İran’ın bölgesel stratejisinin tutarlılığı konusunda soru işaretleri yarattı.
Çin için rejim değişikliği kırmızı çizgi değil
Çin’in İran politikasında en dikkat çekici noktalardan biri ise Pekin’in rejim değişikliği ihtimalini mutlak bir tehdit olarak görmemesi. Çin için öncelik ideolojik yakınlık değil, ekonomik ve enerji çıkarlarının korunması.
Bu nedenle Pekin, İran’da iktidara gelecek yeni bir yönetim petrol akışını sürdürdüğü ve ekonomik iş birliğini koruduğu sürece onunla çalışmaya hazır görünüyor.
Hatta bazı Çinli stratejistler ABD ve İsrail saldırılarının İran’ın askeri hedeflerini sınırlayıp ülkeyi daha ekonomik odaklı bir aktöre dönüştürmesi durumunda bunun Çin açısından kabul edilebilir bir sonuç olabileceğini düşünüyor.
Enerji güvenliği Pekin’in kırmızı çizgisi
Çin’in İran krizindeki en kritik hesaplaması enerji güvenliği ile ilgili. Çin ekonomisi büyük ölçüde petrol ithalatına bağlı ve Ortadoğu bu tedarikin merkezinde yer alıyor.
Her ne kadar Çin son yıllarda yenilenebilir enerji yatırımlarını artırmış olsa da petrol halen:
- havacılık yakıtı,
- deniz taşımacılığı,
- petrokimya üretimi
gibi sektörler için vazgeçilmez bir kaynak olmaya devam ediyor.
Çin’in stratejik petrol rezervleri yaklaşık 1.3–1.4 milyar varil seviyesinde bulunuyor. Bu rezervler kısa süreli bir kriz için yeterli olsa da uzun süreli bir enerji kesintisini karşılamak için yeterli değil.
Bu nedenle Pekin için en büyük risk Hürmüz Boğazı’nın kapanması. Böyle bir senaryoda Çin’in petrol ithalatının yarısından fazlası kesintiye uğrayabilir.
Çin’i müdahaleye zorlayabilecek senaryolar
Şu an için Pekin krize doğrudan dahil olmaktan kaçınıyor. Ancak bazı gelişmeler Çin’in stratejisini değiştirebilir:
- Hürmüz Boğazı’nın kapanması
- Uzun süreli ve yıpratıcı bir savaşın başlaması
- İran petrolünün küresel piyasadan büyük ölçüde çekilmesi
Bu tür bir senaryoda Çin’in İran’a vereceği destek, Rusya’ya Ukrayna savaşında sağladığı yardıma benzer olabilir. Bu destekler arasında:
- çift kullanımlı teknoloji ve parçalar,
- drone ve savunma ekipmanları,
- İran petrolünü satın alma,
- savunma sanayisine teknik destek
gibi adımlar yer alabilir.
Sonuç: Çin için asıl mesele İran değil enerji
Mevcut tablo Pekin’in İran’a ideolojik veya stratejik bir sadakat duymadığını gösteriyor. Çin açısından İran vazgeçilmez bir ortak değil, fakat enerji güvenliği açısından önemli bir unsur.
Eğer İran rejimi hızlı şekilde çökerse Pekin’in bu durumu büyük bir stratejik kriz olarak görmesi beklenmiyor. Çin’in temel hedefi Ortadoğu’dan petrol akışının kesintiye uğramaması ve bölgedeki ekonomik çıkarlarının korunmasıdır.
Dolayısıyla Pekin’in stratejisi şu şekilde özetlenebilir: İran’ı savunmak değil, Ortadoğu’daki enerji düzeninin devamını sağlamak.
Bu yaklaşım, Çin dış politikasının ideolojik ittifaklardan ziyade çıkar odaklı ve pragmatik karakterini bir kez daha ortaya koyuyor.
Kaynak:
Foreign AffairsİLGİLİ HABERLER
The Conversation: Dünyada yeni bir emperyal çağ mı başlıyor?
The Hill: Asya'daki “güç oyunu” nasıl şekillenecek?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan İran uyarısı: Ateş büyük bir alana yayılabilir
Aliyev Nahçıvan’a yönelik saldırıyı terör eylemi olarak nitelendirdi
Numan Kurtulmuş'tan BM tepkisi: New York'taki bir kafeden farkı kalmadı
Arab News: İran savaşı ve Türkiye'nin pragmatik kriz yönetimi
DİĞER HABERLER
Arab News: İran savaşı ve Türkiye'nin pragmatik kriz yönetimi
The National Interest: İran'ın Körfez'e baskı stratejisi başarılı olacak mı?
Versant Media: Trump'ın İran planı başarısız mı olacak?
Politico: İran krizi Avrupa'da bölünmüşlüğü tırmandırıyor!
Asia Times: ABD, İran rejimini değiştirme hedefine ulaşabilecek mi?
ABD'nin Ortadoğu'daki askeri üsleri ve merak edilenler
The New Arab: Trump ve Netanyahu Orta Doğu'yu nasıl ateşe verdi?
Arab Center DC: İran, bölge ülkelerini hedef alarak neyi hedefliyor?
The Defense Post: Türk savunma sanayisi güç dengelerini yeniden şekillendiriyor!
Responsible Statecraft: İsrail'in teoloji üzerinden işgal inşaası


