Foreign Affairs: Trump ABD'nin gücünü nasıl otokrasiye dönüştürüyor?
Trump'ın politikaları hem ABD'yi hem de küresel düzeni nasıl uçuruma sürüklüyor? Trump, ABD'nin gücünü otokrasiye dönüştürüyor?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 24.02.2026 - 02:06
ABD'nin önde gelen yayın organlarından Foreign Affairs'de, ABD Başkanı Trump'ın gerek ülke içerisinde gerekse de küresel alanda, ABD'nin gücünü nasıl otokrasiye dönüştürdüğüne dair tespitlerin yapıldığı bir analiz yayınlandı.
ABD Başkanı Trump'ın ikinci defa Beyaz Saray’a dönmesinin ardından, ilk döneminin aksine ABD'nin gücünü gerek içeride gerekse de küresel arenada ölçüsüz bir şekilde kullanmaya başladığı tespiti yapılan analizde, ABD’nin artık, klasik liberal demokrasi modelinden uzaklaşarak “rekabetçi otoriterlik” olarak tanımlanan gri bir rejim haline geldiği belirtildi.
Analizde ayrıca; ekonomiden medyaya, bürokrasiden uluslararası ilişkilere kadar çok sayıda başlıkta bu sürecin etkilerine edair değerlendirmelere yer verildi.
İşte Foreign Affairs'de yayınlanan analiz:
Donald Trump’ın 2024 seçimlerini kazanarak yeniden Beyaz Saray’a dönmesi, ilk aşamada hem Amerikan siyasal sistemi içinde hem de ardından küresel sistemde büyük bir kırılma yaratmadığı yönünde yorumlandı.
Pek çok çevre, Trump’ın demokratik seçimle iktidara geldiğini ve Amerikan kurumlarının ilk dönemindeki krizleri atlattığını hatırlatarak ikinci dönemin de benzer şekilde yönetileceğini varsaydı.
Ancak kısa süre içinde ortaya çıkan tablo, ABD’nin klasik liberal demokrasi modelinden uzaklaşarak “rekabetçi otoriterlik” olarak tanımlanan gri bir rejim alanına kaydığı yönündeki tartışmaları güçlendirdi.
Bu modelde seçimler devam eder, muhalefet tamamen ortadan kalkmaz; ancak iktidar, devlet gücünü rakiplerini zayıflatmak ve siyasi alanı kendi lehine şekillendirmek için sistematik biçimde kullanır. Macaristan, Venezuela ve Hindistan örnekleriyle karşılaştırıldığında, ABD’deki dönüşümün daha hızlı ve kurumsal ölçekte gerçekleştiği ileri sürülmektedir.
Devlet gücünün siyasallaşması
Trump yönetiminin en dikkat çekici hamlelerinden biri, içeride federal kurumların yapısında gerçekleştirilen kadro değişimleri oldu. Adalet Bakanlığı, FBI ve bürokratik mekanizmanın kritik noktalarında sadakat temelli atamalar yapılması, seçilmiş otokratların klasik yöntemlerinden biri olarak değerlendiriliyor.
Kurumsal tasfiye ve yeniden yapılandırma süreci sonrasında bu kurumların siyasi rakiplere yönelik soruşturmalarda daha aktif kullanılması, “hukukun araçsallaştırılması” eleştirilerini beraberinde getirdi.
Soruşturma süreçlerinin çoğu ağır cezalara dönüşmese bile hedef alınan aktörler üzerinde ciddi mali ve psikolojik baskı oluşturması, otoriter yönetimlerin sık başvurduğu dolaylı caydırma yöntemlerinden biri olarak görülüyor. Aynı dönemde başkanlık aflarının geniş kullanımı ise iktidar yanlısı aktörlere fiili dokunulmazlık sağlandığı yönünde yorumlandı.
Medya, finans ve toplum üzerindeki baskı
Yönetimin yalnızca siyasi aktörleri değil, muhalefeti finanse eden ağları da hedef aldığı görülüyor. Bağış platformları, vakıflar ve büyük bağışçılara yönelik soruşturma sinyalleri, Amerikan siyasetinde finansal dengeleri değiştirme potansiyeli taşıyor.
Bu durum, özellikle seçim rekabetinde kaynak avantajının iktidar lehine kaymasına yol açabilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Medya alanında açılan davalar, düzenleyici kurum soruşturmaları ve büyük medya şirketlerindeki mülkiyet değişimleri ise daha yapısal bir dönüşümün işaretleri olarak okunuyor. Bazı yayın organlarında gözlenen editoryal çizgi değişimi ve oto-sansür eğilimi, doğrudan sansürden ziyade “misilleme korkusuna dayalı uyum” mekanizmasının devreye girdiğini gösteriyor.
En fazla tartışma yaratan başlıklardan biri, güvenlik kurumlarının siyasallaşması ihtimali oldu. Göçmenlik uygulama birimlerinin genişletilmesi ve iç güvenlik operasyonlarının artması, bazı çevrelerce paramiliter kapasite oluşturma riski olarak değerlendirildi.
Ulusal Muhafızların yerel yönetimlerin itirazına rağmen konuşlandırılması ve iç tehdit söyleminin sertleşmesi, Latin Amerika askeri rejimlerini hatırlatan bir dilin Amerikan siyasetinde görünür hale geldiği yorumlarına yol açtı.
Ayrıca yürütme organının Kongre yetkilerini zorlayan ekonomik ve ticari kararları, anayasal denge-denetim mekanizmasının aşındığı iddialarını güçlendirdi.
Korku iklimi ve davranış değişimi
Otoriterleşme tartışmalarında en kritik göstergelerden biri, toplumun ve elitlerin davranış kalıplarındaki değişimdir. ABD’de iş dünyası liderleri, üniversiteler, hukuk firmaları ve bağışçı çevrelerinde gözlenen geri çekilme eğilimi, doğrudan baskıdan çok potansiyel misilleme riskinin yarattığı caydırıcılıkla açıklanıyor.
Büyük hukuk firmalarının siyasi davalardan uzak durması, üniversitelerin bazı programları sonlandırması ve bağışçıların siyasi katkıları azaltması, muhalefetin kurumsal kapasitesini zayıflatabilecek gelişmeler arasında sayılıyor.
Buna rağmen ABD’nin tamamen otoriter bir rejime dönüştüğünü söylemek için erken olduğu yönünde güçlü argümanlar da mevcut. Amerikan federal yapısı, eyalet yönetimlerinin gücü, görece bağımsız yargı sistemi ve profesyonel ordu geleneği, otoriter konsolidasyonun önündeki yapısal engeller olarak görülüyor.
Ayrıca seçimlerin hâlâ rekabetçi olması ve muhalefetin kurumsal olarak varlığını sürdürmesi, sistemi “rekabetçi otoriterlik” kategorisinde tutan temel faktörlerden biri.
Tarihte Hindistan, Polonya ve Malezya gibi örneklerde görüldüğü üzere, bu tür sistemlerde muhalefetin seçim yoluyla iktidarı geri alması mümkündür.
Trump’ın kamuoyu desteğinin sınırlı seviyelerde kalması da uzun vadeli otoriter konsolidasyonun önünde bir başka engel olarak değerlendiriliyor. Yüksek popülerliğe sahip liderlerin otoriter rejim kurma ihtimali genellikle daha yüksektir.
Sonuç
ABD’de yaşanan gelişmeler, liberal demokrasinin kurumsal dayanıklılığı ile yürütme gücünün merkezileşmesi arasındaki gerilimin keskinleştiğini gösteriyor.
Devlet kurumlarına, medya ve finansal ağlar üzerindeki baskı, güvenlik söyleminin sertleşmesi gibi unsurlar otoriterleşme tartışmalarını güçlendirse de Amerikan sisteminin kürese baskı açısından kullanılması ise küresel düzeni de otokratik bir noktaya doğru hızla sürüklüyor.
Bu nedenle ortaya çıkan tablo, sadece ABD'nin değil dünya açısından küresel sistemi geri dönülmez bir noktaya hatta belki de bir uçuruma sürükleyecek gibi görünüyor.
Kaynak:
GDH Haber
GDH Digital Telegram kanalına abone olabilirsiniz.
İLGİLİ HABERLER
The Conversation: Dünyada yeni bir emperyal çağ mı başlıyor?
The Hill: Asya'daki “güç oyunu” nasıl şekillenecek?
İran’da siber operasyon: 50 bin kişiye "Trump" mesajı gönderildi
Epstein'in ABD genelinde kiraladığı depolarda fotoğraflar sakladığı iddia edildi
Zelenskiy'den Üçüncü Dünya Savaşı açıklaması
Middle East Monitor: İsrail Türkiye'yi neden tehlike olarak görüyor?
DİĞER HABERLER
Middle East Monitor: İsrail Türkiye'yi neden tehlike olarak görüyor?
Arab News: Türkiye'nin Afrika politikasında sert ve yumuşak güç
Middle East Eye: ABD'nin Ortadoğu'daki askeri varlığı ve transferler
The New Arab: Oslo'dan günümüze İsrail Batı Şeria'daki ilhakı
The Wall Street Journal: Rejimin çökmesi İran'da nasıl bir tablo ortaya çıkarır?
Newsweek: ABD, İran'da nasıl bir askeri senaryo hazırladı?
TIME: Trump'ın “Gazze Barış Kurulu” ve küresel düzene etkisi
Eurasia Review: Rusya-Ukrayna müzakereleri sonuca ulaşacak mı?
Axios: ABD ve İran büyük bir savaşa doğru ilerliyor
Middle East Monitor: Gazze nasıl ölüm laboratuvarına dönüştürüldü?


