İBB Yolsuzluk davalarının 9. oturumu başladı
İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 402 sanıklı İBB Davası, Silivri'de devam ediyor. Tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın da öğleden sonra savunma yapması bekleniyor. gdh olarak gelişmeleri salondan aktarmaya devam ediyoruz.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 24.03.2026 - 12:13
- Aralarında Ekrem İmamoğlu'nun da bulunduğu 402 sanıklı dev davanın duruşması, sanık yakınları ve çok sayıda CHP’li ismin katılımıyla sürüyor.
- CHP milletvekilleri Ali Mahir Başarır, Mahmut Tanal, Turan Taşkın Özer, Özgür Karabat ve Bahadır Erdem'in duruşma salonuna girişleri Başsavcılık kararıyla engellendi.
- Tutuklu sanıklardan Altan Ertürk, savunmasında iddianamedeki 143 eylemin sadece birinden sorumlu tutulduğunu ve aleyhindeki ifadenin görgü şahitliğine dayanmadığını belirtti.
Duruşmayı takip etmek amacıyla adliyeye gelen sanık yakınları ve ailelerin yanı sıra çok sayıda CHP’li siyasetçi salon önünde hazır bulundu.
Duruşmanın başlangıcında CHP Milletvekili Turan Taşkın Özer'in salona alınmadığı görülürken, ilerleyen saatlerde Ali Mahir Başarır, Mahmut Tanal, Özgür Karabat ve Bahadır Erdem’in de aralarında bulunduğu toplam beş milletvekilinin salona girişinin yasaklandığı bilgisi paylaşıldı.
Avukatların, seçilmiş milletvekillerinin neden duruşma salonuna alınmadığını sorması üzerine mahkeme başkanı tartışmalı bir yanıt verdi. Mahkeme başkanı, söz konusu giriş yasağının "Başsavcılığın takdiri" doğrultusunda uygulandığını ifade etti.
Altan Ertürk'ün savunmasına geçildi
Duruşma saat 11.35 sularında sanık savunmalarıyla devam etti. Sukas'ın avukatının beyanlarının ardından tutuklu sanıklardan Altan Ertürk savunma yapmak üzere kürsüye çıktı. Ertürk, hakkındaki suçlamaların zayıflığına dikkat çekerek hukuki durumunu eleştirdi.
İddianamede toplam 143 eylem yer almasına rağmen kendisinin sadece tek bir eylemden sorumlu tutulduğunu belirten Ertürk, avukatlarının kendisine "Sen 1 eylem bile değil, çeyrek eylemden tutuklusun" dediğini aktardı. Savunmasında ayrıca tutuklanmasına neden olan tanık ifadesine de değinen Ertürk, "Tutuklanmama sebep olan İlker Aydın’ın ifadesini okudum. Bana isnat edilen suça gözüyle şahitlik etmediğini söylemiş" diyerek tahliyesini talep etti.
Davanın seyri ve diğer sanıkların savunmalarıyla duruşma devam ediyor.
Mahkeme Başkanı: Sizin hakkınızda beyan veren şahıslarla herhangi bir husumetiniz var mı?
Altan Ertürk: Cem Erdinç'i eskiden beri tanırım. Geri kalanını tanımıyorum.
Mahkeme Başkanı: Cem Erdinç ile ilk tanışıklığınız nereden geliyor?
Altan Ertürk: Benim eski ortağımla Cem'in dayısı çok yakınlar. Tanışıklığımız 25 sene öncesine dayanıyor. Ancak biz ailece görüşmezdik. TUSES Vakfı Başkanı olduğum için bana gelmiş. Şişli Belediyesi'nde siyaset yapmışlığımız var. Engin Polat'ı tanımıyorum. Sadece randevu aldım.
Mahkeme Başkanı: Böyle büyük bir projede şahıslar neden sizden yardım alıyor?
Altan Ertürk: Firmanın böyle bir talebi yok. Cem Erdinç, İdari İşler Müdürü. Cem kariyeri için dahil olmak istiyor. Orada aklına ben geliyorum.
Mahkeme Başkanı: Daha önce bir aracılığım yok diyorsun, neden size geliyorlar? Savcılık ifadesinde "konuşulan paraları bilmekteyim" demişsiniz.
Altan Ertürk: Cem ile görüşmemizde, bana aracıların para istediğini söylemişti.
Mahkeme Başkanı: Cem'in sizi ilk aradığı tarihi hatırlıyor musunuz?
Altan Ertürk: 2023 Haziran ayı olabilir.
Mahkeme Başkanı: Nasıl bir görüşmeniz oldu?
Altan Ertürk: Yüz yüze de telefonla da görüştük. Konuştuğumuz tek konu bu değil. Cem'in kariyeri ve projeleri ile ilgili de konuştuk. Benim bir müzayede şirketim var. Kendisinin de antika araba merakı var. Tablo ve araba getirmeyi de teklif ediyordu.
Mahkeme Başkanı: Sarıyer'de yeriniz var mı?
Altan Ertürk: Müzayede evim var, üç katlı. Daha önce oraya gelmişti Cem. Bence Cem tutuklanma korkusu ile sorgularda bunları söyledi. İkincisi; Engin Polat'ın ölmüş olması nedeniyle muhtemelen bir isme ihtiyaçları vardı. Ya birini ya da kendilerini korumak için benim adımı verdiler.
Mahkeme Başkanı: Nezih Barut, İlker Aydın ve diğerleri de bu kurguyu yaptı, öyle mi?
Altan Ertürk: Evet.
Resul Emrah Şahan, sanık kürsüsünde.
Mahkeme Başkanı: İddianameyi tebliğ aldınız, içeriğini biliyorsunuz. İddianame kapsamında 13, 10, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45… Yani Şişli Belediyesi olarak geçen bölüm ve bir de ayrıca 13 No’lu eylem kapsamında hakkınızda suç isnadı var. Savunmanız da hazırsa başlayabilirsiniz…
Şahan: "Bu tutuklama ve operasyon, tam da ifade ettiğim şekilde Şişli halkının iradesine ve rızasına yönelik bir müdahale niteliğindedir Sayın Başkanım. Halkın iradesinin hiçe sayıldığı yerde hukukun yalnızca şekli kalır; meşruiyeti ise ortadan kalkar. Bu dosyada yöneltilen suçlamaların ve isnatların meşru olmadığını düşünüyorum. Bunu özellikle tekrar ediyorum; çünkü bir yıldır yaşanan tüm gelişmelere rağmen milletin bu iddialara inanmadığını görüyoruz.
Bugün gelinen noktada, toplum nezdinde meşruiyeti tartışmalı bir sürecin yaşandığı kanaati yaygındır. 19 Mart sonrasında Türkiye genelinde gerçekleştirilen gözaltı ve tutuklama işlemlerinin siyasi nitelik taşıdığı yönünde yurt dışında da güçlü bir algının oluştuğunu duyuyoruz. Bu yönde kamuoyu araştırmalarında %60–65 seviyelerinde değerlendirmeler yapıldığı ifade edilmektedir.
Çok uzağa gitmeye de gerek yok. Geçtiğimiz hafta Şişli’de yapılan ve bilimsel yöntemlerle gerçekleştirilen bir kamuoyu araştırmasının sonuçlarını heyetinize sunacağız. 1.060 kişiyle yapılan çalışmada, Şişli halkının %72’si bu davayı siyasi olarak değerlendirdiğini belirtmiştir. Araştırmaya katılanlar arasında farklı siyasi partilere mensup yurttaşlar bulunmaktadır. Yine katılımcıların %80’i, yöneltilen suçlamalara inanmadığını ifade etmiş; %85’i ise tutuklama tedbirine karşı olduğunu dile getirmiştir.
Ancak en çarpıcı sonuç, serbest yanıtlı bir soruda ortaya çıkmıştır. “19 Mart operasyonu sizde hangi duyguyu yarattı?” sorusuna katılımcıların %92’si üzüntü, şaşkınlık, öfke ve korku duygularını ifade etmiştir. Bu tablo, toplumun zaten mevcut olan gelecek kaygısının daha da derinleştiğini göstermektedir. 19 Mart sonrasında yalnızca Şişli’de değil, ülke genelinde oluşan ruh halini verilerle ortaya koymaya çalışıyoruz."
Resul Emrah Şahan: Sayın Başkan, sayın mahkeme heyeti; öncelikle heyetinizin, avukatlarımızın ve tüm yurttaşlarımızın geçmiş Ramazan Bayramı’nı kutlarım. Bu yıl Nevruz ve Ramazan Bayramı güzel bir çakışmayla birlikte kutlandı. İnşallah bahar; ülkemize demokrasi, adalet ve barışla gelir. Temennim budur. Bu salondan inşallah böyle çıkarız.
Sayın Başkan, sayın mahkeme heyeti; yaklaşık tam bir senelik tutukluluktan sonra karşınızdayım. Geçen sene bugün, benim tutukluluğumun birinci günüydü. Hakkımızda binlerce sayfadan oluşan iddianameler hazırlandı. Ne olduğunu bilmediğimiz yaratılmış suçlamalar, iddialar… Hepsine karşı milletin, yurttaşın, bu salondaki arkadaşlarımızın ve dışarıdakilerin bize olan inancıyla, desteğiyle bugüne kadar geldik. 12 metrekarelik hücremde; yüzlerce mektup, binlerce mesaj yarınlara ilişkin umudumuz oldu. Kendisini hiç tanımam, hiç bilmem; "Bu hikâye böyle bitmeyecek. Sizler bu ülkenin geleceği için oradasınız. Millet sizinle, dayanın oğlum" diye Erzurum'dan mektup yazan Hanife teyzenin direnciyle karşınızdayım. Tam bir senedir ya...
Önümüze konan kâğıtlar, sorgular bana "suçlusun" diyor. Dönüyorum diyorum ki: "Neyle suçluyum?". "Bilmiyorum, suçlusun, ispat et" diyor. Tam da bu boşluğa karşı savunma yapıyoruz. Tam bu boşluğa karşı! Düşmanca davranan bir yapının kurguladığı oyuna hep birlikte zorlanıyoruz. Ama başlamadan şunu söylüyorum: Burada onlarca evladı, anneyi, babayı, aileyi ayrı düşüren; suçsuz yere bizi evlatlarımızdan uzak tutan herkes, bu divanda değilse bile milletin vicdanında ama en önemlisi ulu divanda hesap verecektir. Beş buçuk yaşındaki kızımdan beni ayrı koyan her kul, bunu aklına koysun. Fakat aklı olanın imanıdır. Doğruyu yanlıştan ayırmak akıl kadar vicdan işidir. Benim devletimin mahkemelerinden beklentim tam da budur; doğruyu yanlıştan ayıran bir akıl ve vicdanla karar vermesidir.
Sayın Başkanım, değerli mahkeme heyeti; size süreç benim açımdan nasıl başladı anlatmak isterim. Terör örgütüne yardım suçlamasıyla, PKK'ya yardım suçlamasıyla gözaltına alındım. Şişli'nin seçilmiş, 11 aylık belediye başkanı olarak maruz kaldığım bu gözaltı ve tutuklama yöntemi ne akla, ne vicdana ne de hukuka sığar. Sadece ben değil; İstanbul'un seçilmiş belediye başkanı Ekrem İmamoğlu, bürokrat arkadaşlarımız, tüm belediye başkanı arkadaşlarım ve devlet koltuğunda oturan tüm bürokratlar için bu yöntem incitici ve onur kırıcıdır. Devlet adabından beklenen bu değildir.
Bakın Sayın Başkan; ben bürokrat kökenli bir belediye başkanıyım. Bunun önemini Şişli Belediye Başkanı'yken daha net gördüm. Kurumların, bürokrasinin birbiriyle olan diyaloğu esastır. Örneğin Şişli Belediyesi ile Çağlayan Adliyesi komşu kurumlardır, birbirinin külüne muhtaçtır. Simgesel bir örnek vereyim: Çağlayan Adliyesi'nin bulunduğu parsel aslında Şişli Belediyesi'nindir; zamanında hazineye belediye vermiştir. Benim başkanlık dönemimde de adliyeyle, savcılık makamlarıyla lojistik ihtiyaçlar dahil pek çok konuyu konuşuyorduk. Daha bir gün önce, 18 Mart günü, savcılıkla bunları konuştum. Çağırsalar gelirdim; bir kilometre uzaktayız. Sabahın kör saatinde, beş buçuk yaşındaki kızımın ve eşimin önünde beni almak, o makama saygısızlıktır. Benim bildiğim devlet bu değil Sayın Başkanım.
Kızım o gün kapıya "Bu eve polisler giremez" yazıp asmıştı. Bu, bugün devlet koltuğunda oturan herkese ders niteliğindedir. Devlet bu topraklarda "ana, baba" diye adlandırılır; toplumun kendini güvende hissettiği bir şefkat elidir. 19 Mart sabahı devletle toplum arasındaki güven bağına balta vurulmuştur.
Burada esas hikâye Şişli'nin iradesidir. Ben Şişli'de her 10 seçmenden yaklaşık 7'sinin oyunu almış, Şişli tarihinin en yüksek oyuyla seçilmiş başkanıyım. Bu tutuklama yurttaşların anayasal hakkına müdahaledir. Bugün benim koltuğumda kayyum oturuyor. 4 gün gözaltından sonra tutuklandığımız Çağlayan Adliyesi nerededir? Milli mücadelenin temellerinin atıldığı Abide-i Hürriyet Anıtı'nın yanındadır. Hürriyet Anıtı'nın yanında yurttaşların hürriyetine müdahale edilmiştir. Tarih kitapları bunu böyle yazacaktır.
Şişli sadece bir ilçe değil, bir İstanbul kesitidir. Kuştepe'deki yoksul Roman ailenin de, Nişantaşı'ndaki komşumuzun da evidir. Bu operasyon Şişli'nin iradesinedir. Halkın iradesinin hiçe sayıldığı yerde hukukun sadece şekli kalır, meşruiyeti ortadan kalkar. Bilimsel bir çalışma yaptık; Şişli halkının %72'si bu davaya "siyasi" diyor, %80'i suçlu olduğuma inanmıyor. En acısı, operasyonun yarattığı duygu sorulduğunda %92 oranında "üzüntü, şaşkınlık, öfke ve korku" yanıtı alınıyor.
Ben 19 Mart günü "kent uzlaşısı" davasından tutuklandım. Gerekçe; CHP'nin Türkiye İttifakı siyasetidir. Batı illerindeki Kürtlerin mecliste temsil edilmesini savunduğum için suçlanıyorum. Bu şehirde aynı derdi, sevinci paylaştığımız kardeşlerimizden bahsediyoruz. Ben bu siyasetin arkasındayım. Millet bu ittifakı kabullendi ve 2024 seçimlerinde CHP'yi birinci yaparak bunu tescilledi.
Süreçteki çelişkiler ortadadır: 19 Mart'ta kent uzlaşısından tutuklandım. Temmuzda Ahmet Özer Hoca tahliye oldu. Ağustos ayında "etkin pişmanlar" birden ismimi zikretmeye başladı. Eylül ayında İBB dosyasına eklendim. Şubat ayında ise kent uzlaşısı davasından 5 dakikada tahliye aldım. Yani bir davadan tahliye edilirken, dışarı çıkmamam için başka bir dosya ("yedek tutuklama") devreye sokuldu.
Sayın Başkan, 11 aylık görev süremde 150'ye yakın proje hayata geçirdik. Çocuğun, kadının, emeklinin yanında olduk. Biz Şişli'de kutuplaşma değil, hizmet ürettik. Beklentim; doğruyu yanlıştan ayıran bir akıl ve vicdanla, adaletle varılacak bir karardır.
Resul Emrah Şahan: Yine 94’te Sayın Cumhurbaşkanı, Belediye Başkanı olduğu dönemde danışmanı olan rahmetli Kadir Topbaş, önce Beyoğlu Belediye Başkanı sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı oldu. Erdoğan Bayraktar, o dönemin İBB Meclis Üyesiydi, KİPTAŞ Genel Müdürlüğü yaptı; daha sonra AK Parti hükümetlerinde TOKİ Başkanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı görevlerinde bulundu. Hayati Yazıcı, 94’te Sayın Cumhurbaşkanı'nın Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde hukuk müşaviriydi; sonrasında Devlet Bakanlığı, Başbakan Yardımcılığı ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığı yaptı. Bu örnekleri çoğaltabilirim Sayın Başkanım; yüzlerce isim sayabilirim.
Demek istediğim şu: İstanbul Büyükşehir Belediyesi, daha sonra kurulacak olan AK Parti için siyasi kadro yetiştirmiş, kurulacak hükümetlere bürokrat kazandırmış bir okuldur. Şimdi bakın, tamam, siyaseten ayrı çizgilerdeyiz ama Sayın Genel Başkan'ın dediği gibi; biz düşman değiliz. Ya bir sakin olalım. Rakibiz biz; vallahi düşman dışarıda! Bu siyasi özgeçmiş nasıl suç örgütü diye nitelendirilebilir?
Biraz önce anlattım; bizim yolculuğumuz demokratik siyaset ikliminin gereği olarak aynı ölçüde meşrudur ve hatta olması gerekenidir. Bir başka tarihi kesişmeden bahsetmek isterim: 9 Mart. Sayın Başkan, 9 Mart bu davanın başladığı gün. 9 Mart, Türkiye tarihine —kişisel fikrimce— çok önemli bir tarih kesişimi olarak geçecektir. 23 yıl önce, 9 Mart 2003'te, Siirt ara seçimlerinde Sayın Cumhurbaşkanı milletvekili oldu. Yargı yoluyla siyaset dışına itilme çabasına karşı, o dönemin Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı rahmetli Deniz Baykal'ın açtığı kapıyla, milletin iradesine duyduğu saygıyla Sayın Cumhurbaşkanı'nın vekil olmasının önü açıldı.
Milletin iradesinin önü, yargı yoluyla kapatılmak istenmişti; ancak o gün önü açıldı. Bugün yine bir 9 Mart. Cumhuriyet Halk Partisi'nin 15,5 milyon oyla seçilen Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun, İstanbul'un seçilmiş Belediye Başkanı’nın ve diğer seçilmiş belediye başkanı arkadaşlarımın; yani halkın iradesinin yargı eliyle siyaset dışına itilme çabasının en simgesel davasının ilk duruşma tarihidir. Sayın Başkanım, o gün Sayın Cumhurbaşkanı yaptığı konuşmada, "Millet iradesinin önüne geçemezsiniz, millet iradesinin önüne duvar öremezsiniz," dedi. Bakın bu dava, işte o örülmek istenen duvarın ta kendisidir. Örmeyin, o duvarı buraya koymayın. Bu duvar delik deşiktir Sayın Başkanım; bu duvarın altında hepimiz kalırız. Sizden tüm beklentim, ülkenin demokrasisinin önüne örülecek bu duvara karşı durmanızdır. Sayın Numan Kurtulmuş'un dediği gibi; gerçekten bu duvarın altında kalırız. Kalmayalım, hiçbirimiz kalmayalım, bu ülke kalmasın. Bu heyetten ve sizden beklentim budur Sayın Başkanım.
Şimdi isnat edilen konulara geleceğim. Öncelikle "Eylem 13" ile başlamak istiyorum. İddianamenin toplam mantığına ilişkin garipliğe en güzel örnek budur. Niye? Benim adımın ilk geçtiği yer Eylem 13. "Kişisel verileri başkasına verme, yayma ve ele geçirme" suçu isnat ediliyor. Sayın Başkan, bu konuda kimse benim ifademe başvurmadı. Ben "sürpriz" iddianame geldiğinde öğrendim. Yetmiş sayfalık eylem akışında en son sayfaya girmiş; "Emrah'ı bir şekilde ekleyelim" çabasıyla eklenmiş bir değerlendirme metni var. Hiçbir şüpheli ifadesinde, hiçbir tanık beyanında, hiçbir raporda, kolluk fezlekesinde, hatta şüpheli listesinde dahi adım yok! Ortada bir iddia var ama delil yok, tanık yok, ifade yok. Benden bu iddianın yanlış olduğunu ispatlamam bekleniyor. Tam da savunmanın başında dediğim gibi: "Suçlusun!" Neyle? Bilmiyorum. "Suçlusun, ispat et!"
Sayın Başkanım, suçlamada İstanbul Planlama Ajansı (İPA) Başkanı sıfatından hareket ediliyor. Sizlere İstanbul Planlama Ajansı'nın neler yaptığından bahsettim. Kaldı ki ben İPA Başkanlığı'ndan ayrılalı çok oldu. 2024’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki bu görevimi usule uygun sonlandırmak için BİMTAŞ Yönetim Kurulu Başkanlığı görevim vardı; o görevden de istifa etmiştim. Belediye başkanlığı için istifa etmişim yani. Ama İPA’daki çalışma arkadaşlarımız ve ben; 2023 Kasım sonu veya Aralık başında gerçekleştiği iddia edilen bir panel üzerinden suçlanıyoruz. Bu dönemde, istifa etmiş ve sahada kampanya yapan bir belediye başkan adayı olarak talimat verdiğim iddia ediliyor. İddianın temelsizliği zaten burada başlıyor; zaten fiilen mümkün değil. Kuruma dair bir talimat vermem mümkün değil.
İstanbul Planlama Ajansı'nın yapısını da anlattım; İBB içerisinde herhangi bir birime talimat verme gibi bir hiyerarşik mekanizması yok, öyle bir tüzel kişiliği yok. Bu eylemde, İPA'da çalışmış iki sosyolog ve gencecik bir şehir plancısı arkadaşımız yargılanıyor. Bu arkadaşlarımın hiçbirinin veri alanında yetkinliği yok; yani veri verseniz bilgisayarda nereye koyacaklarını bilmezler, meslek alanları ve uzmanlıkları bu değil. Hayata geçmemiş bir uygulamanın kurum akışına İPA davet edilmiş. Anladığım kadarıyla "Bu çalışma Sosyal Hizmetler Müdürlüğü'nün hizmet iyileştirmesine yardımcı olur mu?" denmiş. İddianameden okuyorum; "İBB Hanem" uygulamasını ilk defa burada duydum.
Sayın Başkanım, İBB içerisinde web sitesi ve yazılım yapan birimin daire başkanı bile "Bu uygulama hayata geçmedi," diyor. Hayata geçmedi diyor! Ben ve arkadaşlarım hayata geçmemiş bir uygulamadan dolayı sorgulanıyor ve tutukluyuz. Arkadaşlarım İPA’ya emek vermiş, özveriyle çalışmış yol arkadaşlarımdır; sırf benimle aynı dosyada adları geçsin diye tutuklandılar. Veri işini bilmeyen sosyologlar ve şehir plancıları... Çok yazık. Çalışma arkadaşlarım talimatla bir iş yapmadı; İstanbul'a daha iyi hizmet edilsin diye, her zaman olduğu gibi belediyenin başka birimine uzman görüşü vermişlerdir, bir yere davet edilmişlerdir. Yetkilendirmesi olmayan, kullanıma geçmemiş bir proje yüzünden tutuklandılar. Daha kariyerinin başındaki gencecik arkadaşlar, işlemeleri teknik olarak mümkün olmayan bir suç yüzünden yargılanıyorlar. Mümkün değil, yapamazlar; verseniz o veriyi işleyecek uzmanlıkları yok. Sırf adım geçsin diye kurgulanan bu eylemi ve isnat edilen suçlamaları kendim için de arkadaşlarım için de kesinlikle reddediyorum.
Kaynak:
GDH Haber
GDH Digital Telegram kanalına abone olabilirsiniz.
İLGİLİ HABERLER
Cedi Osman ve babasının Şişli'deki kiracılarıyla yaşadığı tahliye krizi çözüldü
Bakırköy Belediye Meclisi'nde ortak karar! İtirafçı Ertan Yıldız’ın üyeliği düşürüldü
Narin Güran davasında yeni karar! Cinayete yardımdan suçlu bulundu
İBB yolsuzluk davasında 'aç bırakıldık' iddiası! Başsavcılık yalanladı
Adalet Bakanlığı'ndan İmamoğlu suç örgütü davasındaki iddialara yalanlama
İnan Güney ve 'İmamoğlu suç örgütü' dosyaları birleşti
DİĞER HABERLER
İstanbul hava durumu | AKOM ile 16-22 Nisan İstanbul'da hava nasıl olacak, yağmur var mı?
İstanbul ve Kütahya'nın ardından MHP Eskişehir İl Teşkilatı da feshedildi
Kurban Bayramı ne zaman? Diyanet takvimiyle 2026 Kurban Bayramı kaç gün?
İOKBS giriş yerleri ne zaman açıklanacak, açıklandı mı? Bursluluk sınavı ne zaman, hangi tarihte?
İZSU kesintiler listesi | 16 Nisan İzmir'de su kesintisi var mı, nerelerde, ne zaman düzelecek?
81 ilde okullara 'güvenlik kalkanı': Denetimler artırıldı
MHP Kütahya İl Teşkilatı feshedildi
Kahramanmaraş saldırganının babasından dikkat çeken ifade: Birlikte poligona gittik
Narin Güran davasında yeni karar! Cinayete yardımdan suçlu bulundu
Son dakika deprem mi oldu, nerede, kaç şiddetinde? 16 Nisan Türkiye son depremler listesi


