National Security Journal: Avrupa kendi Monroe Doktrini'ni mi ilan edecek?
Küresel sistemin yeniden şekillendiği dünyada Avrupa kritik eşiği nasıl aşacak? Avrupa kendi Monroe Doktrini'ni mi ilan edecek?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 18.02.2026 - 00:26
ABD merkezli düşünce kuruluşlarından National Security Journal'da, Avrupa'nın giderek artan güvenlik çıkmazının ve etki alanının geleceğinin değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
Küresel sistemin yeniden şekillendiği, etki alanlarının giderek daha belirgin hale geldiği bir dönemde Avrupa’nın ciddi bir kriz dönemi yaşadığı belirtilen analizde, Avrupa'nın özellikle ABD'nin olmadığı bir denklemde gerek güvenlik gerekse de etki alanını korumak adına yeni adımlar atması gerektiği tespiti yapıldı.
Analizde ayrıca; Avrupa'nın kendi Monroe Doktrini'ni ilan etmesi gerektiğine dair değerlendirmelere ve olası senaryolara yer verildi.
İşte National Security Journal'da yayınlanan analiz:
Küresel sistemin yeniden şekillendiği, etki alanlarının giderek daha belirgin hale geldiği bir dönemde Avrupa’nın da kendisine ait bir jeopolitik alan tanımlaması gerektiği tartışması giderek güç kazanıyor.
1930 yılı Büyük Buhran sonrası belirsizliklerin zirve yaptığı dönem olarak hatırlanırken, 2025 yılı da benzer şekilde küresel aktörlerin yaklaşan bir jeopolitik kırılmayı ertelemeye çalıştığı bir yıl olarak tarihe geçebilir.
2026’ya gelindiğinde ise Trump yönetiminin Venezuela üzerindeki baskı politikaları, devlet başkanı kaçırma girişimi iddiaları ve Grönland’ı satın alma arzusu artık yalnızca Batı Yarımküre’nin iç meselesi olarak değerlendirilemiyor.
Bu gelişmeler yalnızca endişe yaratmakla kalmıyor; aynı zamanda küresel güç dengelerinin temelini oluşturan karşılıklı güven mimarisinin çatladığını ve güç dengesinin kalıcı biçimde değişebileceğini gösteriyor.
Günümüzde rekabet yalnızca ABD ile Çin arasında değil, aynı zamanda Batı’nın iki versiyonu (ABD ve Avrupa) arasında da yaşanıyor.
Bu rekabetin Avrupa kıtasına ulaşması, ABD’nin NATO’dan kademeli kopuşu ve hatta Avrupa Birliği’nin varlığını tehdit edebilecek sonuçlar doğurma potansiyeli taşıyor.
Transatlantik kopuş ve NATO’nun geleceği
1949’da Soğuk Savaş şartlarında kurulan NATO’nun bugün anahronik göründüğüne dair tartışmalar artıyor. ABD açısından Baltık sınırlarını veya Ukrayna’nın bağımsızlığını korumak için kaynak harcamanın anlamı sorgulanırken, Washington yönetimi gerçek tehditlerin güneyden gelen göç dalgaları veya Latin Amerika’daki ekonomik meydan okumalar olduğunu savunuyor.
Bu yaklaşım, ABD’nin stratejik aşırı yayılım ve mali yük gerekçesiyle manevra alanı açmaya çalıştığını gösteriyor.
Olası kopuşun ilk aşaması askerî konuşlanmaların azaltılması olurken, süreç zamanla NATO komuta yapıları, ortak tatbikatlar ve istihbarat paylaşım ağlarını da etkileyebilir.
Transatlantik bağların zayıflaması ise Avrupa içinde yeni fay hatlarını tetikleyebilir. Fransa ve Almanya’nın daha bağımsız bir Avrupa ordusu çağrıları güç kazanırken, bu durum Avrupa Birliği içindeki görüş ayrılıklarını da görünür hale getiriyor.
Avrupa Birliği’nin kırılganlığı ve ekonomik gerilimler
2026 ABD Ulusal Savunma Stratejisi’nin Avrupa’nın küresel güç olma hedefi taşımaması gerektiği yönündeki yaklaşımı, kıtanın stratejik konumuna dair tartışmaları derinleştiriyor.
Brexit’in etkileri, Macaristan ve İtalya’daki popülist bölünmeler ve ABD’nin NATO güvenlik mimarisini zayıflatabilecek Monroe Doktrini benzeri yaklaşımları, AB’nin istikrarını daha da kırılgan hale getiriyor.
Transatlantik ticaret ilişkileri de baskı altında. ABD’nin yarımküre ittifaklarına odaklanması ve Amerikan Devletleri Örgütü’nü yeniden canlandırma ihtimali, Çin’in Latin Amerika’daki etkisini sınırlama amacı taşıyor.
Bu süreç Avrupa ihracatına yönelik ek gümrük tarifeleri riskini artırabilir. Aynı zamanda güney Avrupa ülkelerinin Akdeniz merkezli anlaşmalar arayışı, kuzey ülkelerinin ise Nordik-Baltık bloklarına yönelmesi, uzun vadede Avrupa tek pazarının bütünlüğünü tehdit edebilecek parçalanma eğilimlerine işaret ediyor.
Avrupa için Monroe Doktrini tartışması
Bu şartlar altında ABD’den kısmen kopmuş bir Avrupa’nın daha güçlü ve özerk hale gelmesi mümkün mü sorusu gündeme geliyor. Avrupa’nın araçlara sahip olduğu ancak siyasi irade eksikliği yaşadığı yönündeki değerlendirme öne çıkıyor.
Önerilen ilk adım, Avrupa’nın kendi Monroe Doktrini benzeri yaklaşımını benimsemesi. Bu doktrin; AB üyesi ülkeleri, Grönland gibi bağlantılı bölgeleri, denizaşırı toprakları, Batı Balkanlar’ı ve Doğu Ortaklığı ülkelerini kapsayan açık bir etki alanı tanımı içermeli. Böyle bir yaklaşım, Avrupa’nın stratejik sınırlarını netleştirebilir.
İkinci adım ise ABD’nin olası çekilmesi sonrası NATO’nun kalan unsurlarının AB Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası altında yeni bir Avrupa savunma birliğine dönüştürülmesi olabilir. Bu süreç Washington’a aşırı bağımlılığı azaltırken, Avrupa’nın kendi toprak savunmasını otonom biçimde yürüttüğü hibrit bir model ortaya çıkarabilir.
Ancak risk, yavaş bir çözülmenin mini ittifaklar üretmesi ve bunların dış güçlere açık hale gelmesidir. Tarihsel olarak ittifakların hızlı çözülmesi Avrupa’da büyük savaş riskini artırmıştır.
Küresel rekabet ve ekonomik güç unsuru
Üçüncü unsur Avrupa’nın birlik gösterebilmesi. 2014’te Kırım’ın ilhakı sonrası Rusya’ya uygulanan yaptırımlar buna örnek gösteriliyor. Benzer bir kararlılıkla Avrupa ordusu fikrinin hayata geçirilmesi gerektiği savunuluyor.
Dördüncü unsur ise Avrupa’nın ekonomik gücünü jeopolitik kaldıraç olarak kullanması. Monroe benzeri bir doktrin, AB’nin Anti-Coercion aracı veya karşılıklı tarifeler gibi mekanizmalarla ABD ve Çin’e karşı daha koordineli tepki vermesini sağlayabilir.
Bu yaklaşım, ABD’nin İran veya Rusya ile çalışan Avrupa şirketlerine uyguladığı yaptırımlar gibi dışsal baskıları caydırabilir ve dijital teknoloji ile savunma gibi kritik sektörleri koruyabilir.
Çin bağlamında ise Avrupa’nın nadir toprak elementlerine ve üretim kapasitesine bağımlılığı temel sorunlardan biri.
Elektrikli araçlar ve güneş enerjisi gibi sektörlerde devlet destekli kapasiteye karşı yabancı sübvansiyon düzenlemeleri ve karbon sınır mekanizması gibi araçlarla karşılıklılık sağlanabileceği değerlendiriliyor.
Olası senaryolar ve stratejik sonuçlar
Grönland krizi gibi başlıkların yeniden tırmanması halinde en olası senaryo, bölgesel krizleri yönetebilen ancak varoluşsal tehditlerde ABD’nin sınırlı desteğine ihtiyaç duyan yarı özerk bir Avrupa olabilir.
Ukrayna savunması gibi alanlarda devam edecek iş birliği, uzun vadede transatlantik bağları paradoksal biçimde güçlendirebilir; çünkü yük paylaşımı daha dengeli hale gelir.
Daha karanlık senaryoda ise Avrupa’nın kendi kaderini açık biçimde ilan edip savunması gerekecektir. Bu yalnızca söylem değişikliği değil, savunma harcamaları ve askerî kapasite inşasında birincil sorumluluğun üstlenilmesi anlamına gelir.
Avrupa’ya özgü bir Monroe Doktrini, kıtanın küresel güç konumuna savunmacı gerçekçilik kazandırabilir. Aksi halde Avrupa’nın, başkalarının yürüttüğü güç mücadelelerinde jeopolitik bir piyon haline gelme riski artacaktır.
Kaynak:
GDH Haber
GDH Digital NSosyal hesabını takip edebilirsiniz.
İLGİLİ HABERLER
The Conversation: Dünyada yeni bir emperyal çağ mı başlıyor?
The Hill: Asya'daki “güç oyunu” nasıl şekillenecek?
Rusya'da salatalıktaki artış ekonomik krizin sembolü oldu
Polonya’dan Türkiye’ye arabuluculuk rolü çağrısı
İran-ABD hattında kritik eşik: Temel ilkelerde uzlaşma sağlandı
Middle East Monitor: Gazze nasıl ölüm laboratuvarına dönüştürüldü?
DİĞER HABERLER
Middle East Monitor: Gazze nasıl ölüm laboratuvarına dönüştürüldü?
Asia Times: Trump'ın İran yaklaşımı blöf mü savaş hazırlığı mı?
Eurasia Review: Epstein, İsrail ve cezasızlık düzeninin mimarisi
Cato Institute: Avrupa'nın savunma bağımsızlığı mümkün mü?
Arab News: Esed sonrası yeni bölgesel ortaklıklar
Gulf State Analytics: İsrail ateşkesi nasıl bitirmeye çalışıyor?
The Hill: ABD, İran'da bataklığa mı saplanacak?
The National Interest: ABD İran'ı tekrar vuracak mı?
Middle East Monitor: “İsrail istisnacılığı” küresel düzeni nasıl yok etti?
The New Arab: “ABD-İran dizisinin yeni bölümünde” neler olacak?


