Newsweek: Küresel düzende dekolonizasyondan sömürüye dönüş
2. Dünya Savaşı’nın ardından kurulan ABD öncülüğündeki uluslararası düzen öldü! Dünya artık, dekolonizasyondan sonra açık bir sömürü düzenine mi sahne olacak?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 09.01.2026 - 00:28
ABD'nin önde gelen yayın organlarından Newsweek'de, Trump'ın Venezuela hamlesinin küresel düzene etkilerinin değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
2. Dünya Savaşı’nın ardından kurulan ABD öncülüğündeki uluslararası düzenin artık ortadan kalktığı tespiti yapılan analizde, Trump'ın 200 yıllık emperyalist bir planı narsist bir şekilde uyguladığı belirtildi.
Analizde ayrıca; dünyanın artık, dekolonizasyondan sonra açık bir sömürü düzenine doğru ilerleyeceği tespitine yer verildi.
İşte Newsweek'de yayınlanan analiz:
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından kurulan Amerikan öncülüğündeki uluslararası düzen ölmekte değil. O düzen artık öldü ve onu öldüren de bizzat Amerika’nın kendisi oldu.
Onun yerini almakta olan yapı ise yeni bir düzen olmaktan ziyade, geçmişin karanlık bir tekrarına benziyor: Güçlü olanın istediğini yaptığı, zayıf olanın ise kaderine razı olduğu bir dünya. Ortaya çıkan bu düzen, dünyayı daha yoksul, daha şiddet dolu hale getirecek ve Amerika’yı küresel bir liderden ziyade bölgesel bir güç konumuna itecek.
Venezuela saldırısı dönüm noktası oldu
Bu gidişatın aylar öncesinden işaretleri vardı. Ancak Trump’ın Venezuela’ya yönelik saldırısı ve ülkenin devlet başkanını ele geçirmesi, daha önce yalnızca saldırgan söylem olarak görülen şeyin artık inkâr edilemez bir fiiliyata dönüştüğünü ortaya koydu.
Tarihçiler, ABD’nin Venezuela’ya saldırısını bir dünya düzeninden diğerine geçişin kırılma noktası olarak değerlendirecek. Bunun nedeni yalnızca bu hamlenin, Birleşmiş Milletler Şartı’nın başka bir devletin toprak bütünlüğüne karşı güç kullanımını yasaklayan temel ilkesini açıkça ihlal etmesi değil; Trump’ın bu müdahalenin petrol için yapıldığını alenen dile getirmiş olmasıdır.
Dekolonizasyondan açık sömürüye
Savaş sonrası dünya düzeni, sistematik bir sömürgesizleşme süreciyle tanımlanmıştı. Oysa bugün ABD’nin resmî politikası, artık hiçbir örtüye ihtiyaç duymadan sömürgeci kaynak çıkarımına dayanan bir çizgiye kaymış durumda.
Trump, bu eylemleri “Donroe Doktrini” olarak adlandırdığı bir yaklaşımla meşrulaştırıyor. Bu doktrin, 200 yıllık emperyal bir politikanın narsistik bir yeniden yorumundan ibaret. Böylece Trump, yeni bir dünya inşa ettiğimiz yönündeki tüm iddiaları da ortadan kaldırmış oluyor. Aslında yaptığımız şey, geleceğe doğru geriye gitmek.
Trump yönetimi bu zihniyeti daha da ileri taşıyarak Kolombiya ve Meksika’ya karşı askerî müdahale tehdidinde bulundu. Latin Amerika ülkelerini ekonomik yaptırımlarla hizaya sokma çabaları başarısız olunca, Trump yalnızca Monroe Doktrini’ni değil, onun ayrılmaz parçası olan silah zoruyla diplomasi anlayışını da yeniden sahneye koymuş görünüyor.
Avrupa’ya yönelik tehditler
Trump’ın ABD’nin Grönland’ı satın alma yönündeki takıntısı, Washington’un artık Avrupa’daki müttefiklerine de cephe aldığını gösteriyor. Beyaz Saray Sözcüsü, “ABD ordusunun kullanılmasının her zaman bir seçenek olduğunu” açıkça ifade etti.
Daha da çarpıcı olan ise Beyaz Saray Başkan Yardımcısı Stephen Miller’ın sözleri oldu.
“Güçle yönetilen, kuvvetle yönetilen, iktidarla yönetilen bir dünyada yaşıyoruz.”
ABD’nin Grönland’ı askerî güçle ele geçirme ihtimali sorulduğunda ise şu cevabı verdi:
“Kimse Grönland’ın geleceği için ABD ile askerî olarak savaşmaz.”
Unutulmaması gereken nokta şu. Grönland, NATO üyesi Danimarka’nın bir parçası.
Yaşadığımız kurumsal çelişkinin boyutları neredeyse akıl almaz. Birleşmiş Milletler’in merkezi ABD’de bulunuyor ve ABD, örgütün kurucu şartını alenen ihlal ediyor. NATO’nun temel ilkesi kolektif savunma; ancak fiilî lideri, bir üye devleti işgal etmekle tehdit ediyor.
Bu koşullarda diğer ülkelerin bu kurumlar içinde faaliyet göstermeye devam etmesi, Titanik buzdağına çarptıktan sonra güvertede sandalyeleri düzeltmeye çalışmaya benziyor.
Avrupa’daki müttefikleri yabancılaştırırken Latin Amerika’ya tahakküm politikası izlemek, Amerika’nın etkileyebildiği dünyanın giderek küçülmesi anlamına geliyor. Eski müttefikler güçlendikçe ve ABD’ye karşı denge oluşturdukça, Washington giderek daha dar bir etki alanına hapsolacak.
Amerika zaten küresel bir güçten bölgesel bir güce doğru evriliyordu; Trump’ın tercihleri bu süreci hızlandırdı ve derinleştirdi.
Yeni değil, eski bir dünya
Amerikan liderliğindeki düzenin yerini alan şey yeni bir sistem değil. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları arasındaki eski dünya.
Bu sürecin geçici bir sapma olduğunu düşünenler, çok yakında yanıldıklarını görecek. Verilen zarar kalıcı ve savaş sonrası düzen, onu inşa edenler tarafından yakılmış bir köprüye benziyor.
Diğer yandan bu süreç Amerika’yı güçlendirmiyor, tam tersine görkemli bir jeopolitik intihara sürüklüyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası düzen, Amerika’ya düşük maliyetle eşi benzeri görülmemiş bir nüfuz sağlamıştı. İttifaklar güç çarpanıydı. Uluslararası hukuk, ABD’nin hamlelerini meşrulaştırırken rakiplerini sınırlıyordu.
Bugün ise tüm bunlar, Venezuelalı petrol üzerindeki geçici kontrol ve sembolik toprak kazanımı hayalleri uğruna feda ediliyor.
“Amerika’nın gücü”nü alkışlayanlar, ham kuvveti stratejik avantajla karıştırıyor. Amerika’nın rakipleri böyle bir sonucu tasarlasaydı, bundan daha iyisini kurgulayamazlardı.
Kaynak:
NewsweekİLGİLİ HABERLER
The Conversation: Dünyada yeni bir emperyal çağ mı başlıyor?
The Hill: Asya'daki “güç oyunu” nasıl şekillenecek?
Laricani’den İslam dünyasına sitem: "Bu nasıl bir Müslümanlıktır?"
Hürmüz krizinde Çin'in tutumu ve olası dengeler
Rusya’dan Telegram ve Apple’a para cezası
Arab News: İran savaşının Türkiye-Güney Kafkasya ilişkilerine olası etkileri
DİĞER HABERLER
Arab News: İran savaşının Türkiye-Güney Kafkasya ilişkilerine olası etkileri
The National Interest: Üçüncü Körfez Savaşı'nın sonuçları neleri değiştirecek?
Gulf State Analytics: Hürmüz krizinin küresel etkileri ne olacak?
The Spectator: İran'daki savaş Çin'i gerçekten zayıflatacak mı?
The Wall Street Journal: Hava gücüyle rejim değişikliği mümkün mü?
The National Interest: Mucteba Hamaney neleri değiştirecek?
Responsible Statecraft: İran Savaşı Batı ve Körfez'i nasıl yakınlaştırıyor?
Arab News: Türkiye, ABD ve İran'a hangi sinyalleri gönderdi?
Brussels Signal: Yeni küresel gerçeklikte Avrupa'ya yer yok mu?
Foreign Affairs: Çin, İran'a neden yardım etmiyor?


