The European Conservative: Yeni küresel düzende Avrupa hayatta kalabilecek mi?
Avrupa refahının istisnai dayanakları nasıl çöktü? Yeniden şekillenen küresel düzende Avrupa hayatta kalabilecek mi?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 11.02.2026 - 05:53
Brüksel merkezli düşünce kuruluşlarından The European Conservative'de, hızla değişen küresel düzende Avrupa'nın geleceğinin değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
Soğuk Savaş sonrası düzenin yıkıldığına dair gerçekliğin artık küresel arenada daha fazla kabul gördüğüne dikkat çekilen analizde, Soğuk Savaş sonrası şekillenen ekonomik ve jeopolitik düzenin yeniden dengelendiği ve Avrupa refahının istisnai dayanaklarının çöktüği tespiti yapıldı.
Analizde ayrıca; yeni küresel düzende Çin başta olmak üzere diğer aktörlerin ilerleyişene dair değerlendirmelere ve öngörülere yer verildi.
İşte The European Conservative'de yayınlanan analiz:
Soğuk Savaş sonrası düzenin yıkıldığına dair gerçekliği, giderek artan sayıda gözlemci kabul ediyor.
Zira dünyanın karşı karşıya olduğu tablo geçici bir durgunluk değil, Soğuk Savaş sonrası şekillenen ekonomik ve jeopolitik düzenin daha derin bir yeniden dengelenmesi ve “her şey sanki dağılıyormuş gibi” hissi de kolektif bir halüsinasyon değil.
Bu, maliyetleri, gücü ve fırsatları daha sert ve parçalı bir ortamda yeniden dağıtmak zorunda kalan bir sistemin görüntüsü.
Avrupa refahının istisnai dayanakları çöktü
Önceki düzen, bir dizi istisnai koşula dayanıyordu. Avrupa özelinde bu koşulların üçü sınırsız refah yanılsamasını besledi.
Bunlarda ilki, Çin’in dünyanın fabrikası rolünü üstlenmesiyle sağlanan ucuz iş gücüydü. İkincisi, Rusya'dan temin edilen ucuz enerji. Üçüncüsü ise, giderek üretkenliğin sonucu olmaktan çıkıp yerine ikame edilen bol kamu ve özel kredi borçlarıydı.
Yani Avrupa yıllarca, verimlilik adına her şeyi optimize etti, dayanıklılığı ise ikincil bir unsur olarak gördü. Bu tercih bir süre işe yaradı. Ancak gelinen noktada artık işlemez hale geldi.
Avrupa giderek kaybeden tarafta yer alıyor. Kısa sayılabilecek bir zaman diliminde fabrikalar kapandı, sanayi istihdamı geriledi ve enerji maliyetleri artık yapısal nitelik kazandı.
Aynı anda, bileşenler, hammaddeler ve teknoloji alanında dışa bağımlılık derinleşti.
Sorun artık başkalarının daha ucuza üretmesi değil; Avrupa'da üretmenin belirsiz, idari olarak ağır ve çoğu durumda cazip olmaktan çıkmış olması.
Çin’in ters yöndeki hamlesi
Çin ise tam tersine hareket etti. Avrupa, enerji dönüşümü ve ahlaki iddialar adına sanayi kapasitesini tasfiye ederken, Pekin imalat tabanını güçlendirdi, kritik hammaddeler üzerinde kontrol sağladı ve bugün “stratejik” olarak tanımlanan teknolojilerde vazgeçilmez bir tedarikçi konumuna yerleşti.
Güneş panelleri, bataryalar, elektronik bileşenler gibi, Avrupa’nın kendi politika hedeflerini tutturmak için ihtiyaç duyduğu pek çok unsur Çin fabrikalarından ithal ediliyor.
Üretim kapasitesi, istihdam ve ekonomik kaldıraç Avrupa’dan Asya’ya kayıyor ve bunu küreselleşmenin kaçınılmaz sonucu olarak sunmak yanıltıcı.
Zira piyasalar kendiliğinden bu noktaya gelmedi. Politik tercihler belirleyici oldu ve olmaya devam ediyor.
Üretimden yönetime geçiş
Zamanla Batı ekonomileri ağırlık merkezini üretimden süreç yönetimine kaydırdı. Daha az sanayi, daha az özerklik. Daha fazla aracılık, daha fazla uyum, azami verimlilik ve asgari esneklik üzerine kurulmuş tedarik zincirlerine artan bağımlılık.
Ekonomi giderek bir atölyeden ziyade idari bir aygıta benzemeye başladı. Üretimin yerini prosedür aldı. Risk, düzenleme yoluyla ötelenir hale geldi.
Bu dönüşüm çoğu zaman değer zincirinde yukarı çıkış olarak tanımlandı. Pratikte ise üretken kapasitenin aşınması ve aynı kısıtlara tabi olmayan aktörlere bağımlılığın artması anlamına geldi.
Düzenleyici karmaşıklık burada merkezi bir rol oynuyor. Büyük şirketler bu karmaşıklığı absorbe edebiliyor, yönetebiliyor ve hatta etkileyebiliyor. Küçük üreticiler ise edemiyor.
Her yeni düzenleme katmanı, onlar için daha yüksek sabit maliyet, hukuki belirsizlik ve yeni giriş engelleri demek. Büyüme zorlaşıyor, ayakta kalmak bile koşullu hale geliyor.
Tüm sektörler rekabetle yaşamayı bırakıp idari önceliklere göre konumlanıyor. Yenilik, deneme-yanılmadan değil, uyum mantığından besleniyor. İnsan kaynağı da buna göre şekilleniyor.
Güvenlikte ve siyasette körlük
Güvenlik alanı da benzer bir yol izledi. Savunmaya yıllarca yapılan yetersiz yatırımlar yalnızca bütçe disipliniyle açıklanamaz.
Bu, uluslararası düzenin istikrarlı, garantili ve başkalarının sorumluluğunda olduğu yönündeki daha derin bir kültürel varsayımın ifadesiydi. Bu varsayım, savaşın Avrupa’ya geri dönmesiyle birlikte çöktü.
Diğer yandan ise İklim politikası bu noktada ekonomik yeniden düzenlemenin aracı haline geldi. Enerji pahalanıyor. Sanayi daralıyor. Kaynaklar, piyasa keşfinden ziyade siyasi süreçlerle “yeşil” ilan edilen sektörlere aktarılıyor. Toplumsal maliyetler eşit dağılmıyor. Yüksek gelir grupları bunu absorbe edebiliyor, orta gelirli haneler edemiyor.
Almanya bu sorunu somut biçimde gösteriyor. Enerji dönüşümüne yapılan devasa yatırımlar ve nükleer santrallerin kapatılmasının ardından ülke kömüre ve giderek daha kırılgan enerji ithalatına geri döndü. Sanayi rekabet gücü zayıfladı, istihdam geriledi, dışa bağımlılık arttı. Küresel iklim dengesi ise kayda değer biçimde değişmedi.
Sonuç
Çin'in yükselişi çoğu zaman karşılaştırmalı üstünlükle açıklanıyor. Bu yanlış değil, ancak eksik. Verimli bir üreticiyle rekabet etmek başka, stratejik kapasiteyi jeopolitik bir rakibe devretmek başka bir şey.
Enerji sistemleri, telekomünikasyon, nadir topraklar, bataryalar, güneş enerjisi üretimi gibi başlıklarda bağımlılık listesi uzun. Batının karbonsuzlaşma stratejileri bu bağımlılıkları pekiştirdi ve üretimi, liderliği Batı düzenini zirve sonrası dönemde gören bir ülkede yoğunlaştırdı.
Tüm bu büyük yeniden dengelenme küreselleşmenin sonunu değil, yeniden yapılandırılmasını işaret ediyor.
Süreç şüphesiz olarak küresel arenada yeni kazananlar ve kaybedenler yaratacak.
Gelinen noktada ise artık asıl soru, Avrupa’nın buna, inancını yeniden inşa ederek mi, yoksa alışkanlık haline getirdiği şekilde başarısızlıklarını ötelemeye çalışarak mı cevam vereceği.
Kaynak:
The European ConservativeGDH Digital NSosyal hesabını takip edebilirsiniz.
etiketler
İLGİLİ HABERLER

The Guardian: İsrail'in oluşturduğu 'ölüm bölgeleri' ve itiraflar!
The Hill: Asya'daki “güç oyunu” nasıl şekillenecek?
Netanyahu'dan Beyaz Saray'da Türkiye hamlesi: "Türk tehlikesi" dosyası Trump'ın masasında
ABD–Azerbaycan hattında tarihi imza: İki ülke stratejik ortak oldu
ABD'de bir baba Donald Trump hakkında tartışma yaşadığı kızını öldürdü
Orban'dan AB'ye Ukrayna tepkisi: 2027 hedefi Macaristan'a karşı açık bir savaş ilanı
DİĞER HABERLER
Middle East Eye: Türkiye ve Suudi Arabistan ortaklığının potansiyeli
Politico: Avrupa’nın bağımsızlık arayışı dönüm noktasında
National Security Journal: Trump'ın İran politikası fiyasko mu olacak?
The Wall Street Journal: Yeni dünya düzeni ve orta güçlerin rolü
Arab News: Ankara ve Riyad hattında yeni dönem ve beklentiler
Brussels Signal: Yeni dünya düzeninin önündeki 4 senaryo ne?
Arab News: Türkiye ve Suudi Arabistan bölgenin denge unsuru haline geldi
The Telegraph: Tahran’ın “savaş planı” ne?
Chatham House: Müzakere mi savaş mı?
BRAC Institute: Uluslararası hukukun çöküşü ve küresel düzenin geleceği


