The European Council on Foreign Relations: Trump'ın saldırganlığı ve Avrupa için üç sonuç
Trump, Venezuela'nın ardından adeta savaş moduna geçti ve Avrupa bunu gözardı edemez! Peki Trump'ın saldırgan politikalarının Avrupa için sonuçları ne olacak?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 09.01.2026 - 00:28
İngiltere merkezli düşünce kuruluşlarından The European Council on Foreign Relations'da, ABD Başkanı Trump'ın Venezuela ve Grönland başta olmak üzere giderek artan saldırgan politikalarının Avrupa açısından değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
Trump'ın Venezuela ve Grönland başta olmak üzere giderek artan saldırgan politikalarının küresel etkilerinin yanısıra Batı yarımküreyi de derinden sarsan etkilerinin olduğuna dikakt çekilen analizde, Avrupa’nın güvenliği ve transatlantik ilişkilerin geleceği açısından krizlerin yaklaştığı tespiti yapıldı.
Analizde ayrıca, üç başlıkta Avrupa'yı bekleyen riskler ve beklentiler üzerine değerlendirmelere yer verildi.
İşte The European Council on Foreign Relations'da yayınlanan analiz:
3 Ocak 2026’da Donald Trump, askeri açıdan “başarılı” fakat siyasî olarak son derece tartışmalı bir Venezuela müdahalesi gerçekleştirdi.
Bu müdahalenin etkileri küresel olarak tartışılırken, Avrupalılar açısından ise üç sonuç özellikle öne çıkıyor.
1. Batı yarımkürede dengeler yeniden şekillenecek
Birincisi, ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde batı yarımkürenin önceliklendirilmesi artık gerçekten uygulanıyor. Bu değişim derin sonuçlar ortaya çıkarmaya başladı ve Trump’ın ikinci başkanlık döneminde Amerikan politikalarının büyük bölümünü şekillendirecek gibi görünüyor.
21.yüzyılın başında, Avrupa’nın güvenliği ve transatlantik ilişkinin gücü ABD’nin güvenlik kaygılarının merkezindeydi. Önce Sovyetler Birliği, ardından Rusya temel odak noktasıydı.
Ancak yaklaşık on yıl önce, Çin’in olağanüstü yükselişinin bir sonucu olarak ABD, Asya’ya yönelmeye başladı. Ancak buna rağmen Avrupa da gündemde kalmaya devam etti.
Şimdi ise batı yarımküre aniden belirgin bir öncelik haline geldi ve Avrupa, kaygı listesinde hızla gerilere düşüyor.
Bir zamanlar Avrupa güçlerini batı yarımküreden uzak tutmayı amaçlayan eski Monroe Doktrini, beklenmedik bir şekilde yeniden moda oldu. 19. yüzyılın ortalarında Fransa Meksika’ya askerî müdahalede bulunmuş, Britanya Kraliyet Donanması ise denizlere hakimdi.
Ancak 2026’da Trump’ın bizzat “Donroe Doktrini” olarak adlandırdığı bu yenilenmiş versiyon, esas olarak ABD’nin ekonomik ve ticari üstünlüğünü güvence altına almaya odaklanıyor. Dolaylı hedef ise bölgede hızla nüfuz kazanan Çin devleti.
Trump, ABD ordusunun Venezuela’ya girmesinin ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun yakalanmasının ardından basına yaptığı açıklamalarda, uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadeleden ziyade ülkenin petrolüne erişimin önemine daha fazla vurgu yaptı.
Ayrıca Trump, Rus ve Çin gemilerinin Grönland’ı kuşattığına inanıyor. Oysa gerçekte böyle bir durum yok. Rusya’nın kuzey limanlarından Kuzey Atlantik’e çıkışı zaten mümkün değil ve bu bölgeler Grönland’dan oldukça uzakta.
Coğrafi olarak Grönland’ın batı yarımkürede olduğu tartışmasız. Ancak aynı derecede açık olan bir başka gerçek de Grönland’ın Danimarka’nın bir parçası olduğudur. Üstelik bu bağ, Kaliforniya’nın ABD’ye katılmasından daha eskidir. Grönland halkı Avrupa Birliği vatandaşıdır.
Buna rağmen Avrupa, Trump ile Grönland üzerinden bir gerilim yaşamaya hazırlıklı olmalıdır.
Zira; Trump batı yarımküreye takıntılı ve konuya dair gerçekler konusunda son derece bilgisiz görünüyor. Ayrıca Trump, Venezuela’daki ilk başarının ardından adeta savaş moduna geçti ve Avrupa bunu gözardı edemez.
2. Devletlerin egemenlikleri korunmalı
İkincisi, Trump’a göre uluslararası hukukun ABD’nin dış ve güvenlik politikalarında herhangi bir rolü yok.
3 Ocak olaylarının ardından müdahalenin ABD iç hukuku ve anayasal teamüllerle uyumlu olup olmadığı konusunda hararetli bir tartışma yürütülüyor.
Avrupa için uluslararası hukuk, kıtanın kendisini güvende hissettiği bir küresel düzenin temel unsuru olarak görülür. 1999’daki Kosova müdahalesi bu ölçütlere göre hukuki değildi. Yine de bir koalisyon içinde gerçekleşmiş olması ve Birleşmiş Milletler çerçevesindeki daha geniş bir süreçle bağlantılı görülmesi nedeniyle meşru kabul edildi.
Genel olarak Avrupalı devletler, başka egemen devletlere yönelik silahlı müdahaleyi, makul tüm ölçütlere göre uluslararası hukukun ağır bir ihlali olarak görür. Devlet egemenliği, rejimin niteliğinden ya da yöneticilerinin karakterinden bağımsızdır.
İşte bu nedenle Venezuela’nın egemen bir devlet olduğu gerçeğini unutan Trump, benzer davranışları Batı Yarımküre'de tekrarlama yoluna gidebilir.
Zira; ABD’nin Venezuela kaynaklı suç aktörleri tarafından saldırıya uğradığı ve bu nedenle meşru müdafaa hakkını kullandığı iddiası ise ikna edici değil.
3. Savaş mı barış mı?
Üçüncüsü, Trump kendisini barışın savunucusu olarak tanımlayan bir figürden, hedeflerine ulaşmak ve kendi konumunu güçlendirmek için kuvvet kullanımına inanan saldırgan bir lidere dönüşmüştür.
Birçok “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” (MAGA) destekçisi, yabancı müdahalelere ve zorla rejim değişikliğine karşı kampanya yürütmüş, bunları önceki yönetimlerin temel günahları olarak görmüştür.
Trump muhtemelen hala ABD ordusunun geniş çaplı kara harekatlarına mesafeli. Ancak gizli bombardıman uçaklarını, seyir füzelerini ve özel kuvvetleri kullanarak gücünü göstermeye son derece istekli.
Eğer Nijerya’da Hristiyanların sözde DEAŞ tarafından tehdit edildiğini düşünürse, ülkenin kuzeybatısındaki bir araziye birkaç seyir füzesi fırlatmak onun çözümü olabilir.
İran’la nükleer dosya üzerindeki müzakereler fazla karmaşık hale gelirse, gizli bombardıman uçakları devreye girebilir ve hatta, Venezuela’ya ikinci bir saldırı yapabilir.
Saldırganlık, Trump’ın sevdiği gümrük tarifeleri kadar popüler bir araç haline geliyor ve bu, büyük olasılıkla devam edecek gibi görünüyor.
İLGİLİ HABERLER
The Hill: Asya'daki “güç oyunu” nasıl şekillenecek?
The Conversation: Dünyada yeni bir emperyal çağ mı başlıyor?
Kolombiya lideri Petro ABDnin olası askeri operasyonunu ciddi tehdit olarak gördüğünü söyledi
Avrupa Suriye’nin yeniden inşası için destek sözü verdi
Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier Trump'ın dış politikasını eleştirdi
Arakçi: "Savaş istemiyoruz ama hazırız"
DİĞER HABERLER
Newsweek: Küresel düzende dekolonizasyondan sömürüye dönüş
BRAC Institute: Trump'ın sıradaki kumarı İran mı?
TIME: 2026 küresel düzen için kırılma yılı mı olacak?
Cato Institute: ABD yeni bir Irak ve Afganistan mı yaratacak?
Asia Times: Trump'ın bir sonraki hedefi Küba mı olacak?
Arab News: İsrail'in Somaliland hamlesi neden başarısızlığa mahkum?
Politico: Venezuela'nın küresel etkileri ne olacak?
UnHerd: İran'da protestolar ve ABD'nin olası müdahalesi
Gulf State Analytics: 2026'da Ortadoğu'yu neler bekliyor?
Politico: Avrupa tek başına hayatta kalabilecek mi?


