The National Interest: Üçüncü Körfez Savaşı'nın sonuçları neleri değiştirecek?
İran’ın uranyum stokunun akıbeti, Körfez’deki yeni güvenlik mimarisi ve İran rejiminin geleceği. “Üçüncü Körfez Savaşı” ABD ve İsrail açısından stratejik hedeflerine ulaşacak mı?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 13.03.2026 - 04:38
ABD'nin önde gelen yayın organlarından The National Interest'de, artık ikinci haftasını doldurmak üzere olan ABD/İsrail-İran savaşının geleceğinin ve bölgeye etkilerinin değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
ABD/İsrail-İran savaşının artık “Üçüncü Körfez Savaşı” olarak adlandırılmaya başlandığına dikkat çekilen analizde, savaşın geleceğini İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun akıbeti, Körfez’de kurulacak yeni güvenlik mimarisi ve İran rejiminin iç baskı mekanizmalarının durumunun belirleyeceği tespiti yapıldı.
Analizde ayrıca, savaşın olası sonuçlarına dair değerlendirmelere yer verildi.
İşte The National Interest'de yayınlanan analiz:
ABD ile İran arasında yaşanan ve giderek “Üçüncü Körfez Savaşı” olarak adlandırılmaya başlanan çatışma ikinci haftasına girerken, uluslararası tartışmaların büyük bölümü ABD ve İsrail’in askeri operasyonları ile İran’ın sert misillemeleri üzerine yoğunlaşmış durumda.
Ancak savaşın gerçek yönünü belirleyecek meseleler yalnızca sahadaki askeri operasyonlarla sınırlı değil. Çatışmanın geleceğini ve İran ile bölgenin kaderini belirleyecek üç kritik değişken öne çıkıyor: İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun akıbeti, Körfez’de kurulacak yeni güvenlik mimarisi ve İran rejiminin iç baskı mekanizmalarının durumu.
İran’ın uranyum stokunun akıbeti
Savaşın askeri boyutunda ABD ve İsrail’in İran karşısında önemli bir üstünlük sağladığı açık. Ancak nükleer program bağlamında asıl mesele, vurulan tesislerden ziyade İran’ın elinde bulunan zenginleştirilmiş uranyum stokunun akıbeti.
Savaş öncesinde İran önemli miktarda zenginleştirilmiş uranyum biriktirmeyi başarmıştı ve bu stoklar geçen yaz yaşanan “12 Günlük Savaş” sırasında da tamamen ortadan kaldırılamadı.
Güvenilir tahminlere göre Tahran yönetiminin elinde hâlâ yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş yaklaşık 440 kilogram uranyum bulunuyor. Bu miktar daha ileri düzeyde zenginleştirilmesi halinde yaklaşık 10 nükleer silah üretimine yetecek kapasite anlamına geliyor.
Bu malzemenin tam olarak nerede bulunduğu henüz kesin biçimde doğrulanmış değil. Uluslararası otoriteler bazı güçlü tahminlere sahip olsa da söz konusu stok fiziksel olarak ele geçirilmediği veya güvence altına alınmadığı sürece İran’ın nükleer sorununun çözüldüğünü söylemek mümkün değil.
Ancak böyle bir hedefe ulaşmak yalnızca hava saldırılarıyla mümkün görünmüyor. Bu durum kaçınılmaz olarak sınırlı da olsa bir kara unsuru ihtimalini gündeme getiriyor.
Washington yönetimi, siyasi sonuçları nedeniyle İran topraklarına kara birlikleri konuşlandırma konusunda son derece temkinli davranıyor. Buna rağmen görev odaklı küçük çaplı özel kuvvet operasyonları ihtimal dahilinde değerlendiriliyor.
Alternatif olarak ABD’nin sahadaki bazı yerel aktörleri devreye sokma arayışı da dikkat çekiyor. Washington’un Kürt gruplar gibi bazı etnik unsurları silahlandırma seçeneğini gündeme alması da bu bağlamda yorumlanıyor. Ancak şu ana kadar ABD yönetimi bu soruna yönelik net ve uygulanabilir bir çözüm ortaya koyabilmiş değil.
Körfez için yeni güvenlik mimarisi ihtiyacı
Savaşın ikinci kritik boyutu ise bölgesel güvenlik düzeninin geleceği ile ilgili. Basra Körfezi ülkeleri mevcut çatışmayı son derece tedirgin biçimde izliyor. Bunun başlıca nedeni İran’ın savaşın kapsamını genişletme çabaları ve Körfez ülkelerini doğrudan hedef alan saldırıları.
Bunun yanı sıra bölge ülkeleri küresel enerji piyasalarındaki olası şoklardan da ciddi biçimde endişe duyuyor. Çünkü çatışmanın Hürmüz Boğazı’nın kapanması gibi bir senaryoya evrilmesi ihtimali bulunuyor. Dünya petrol ihracatının yaklaşık beşte biri bu dar su yolundan geçiyor.
Eğer savaş İran’ı caydırabilecek ve bölgedeki enerji akışını güvence altına alabilecek güvenilir bir bölgesel güvenlik mimarisi kurulmadan sona ererse, Tahran bölgesel siyasette ciddi bir baskı aracı elde etmiş olacak. Bu nedenle Pentagon planlamacılarının şimdiden yeni bir güvenlik mimarisinin nasıl şekilleneceği üzerine düşünmesi gerekiyor. Körfez’de entegre hava ve füze savunma sistemleri, genişletilmiş deniz güvenliği iş birlikleri ve çok taraflı askeri koordinasyon mekanizmaları bu çerçevenin temel unsurları olabilir.
İran rejiminin iç baskı mekanizması
Savaşın üçüncü ve belki de en kritik boyutu ise İran’ın iç siyasetinde yaşanabilecek gelişmeler. ABD Başkanı Donald Trump, “Epic Fury Operasyonu”nun başlangıcında yaptığı konuşmada İran halkına ülkelerini geri alma çağrısında bulunmuştu. Ancak sahadaki gerçeklik, bunun kısa vadede kolay gerçekleşmeyeceğini gösteriyor.
İran’da rejimin kontrolünü sağlayan temel unsurlar arasında Devrim Muhafızları (IRGC), Basij milisleri ve kapsamlı iç güvenlik–gözetim ağları bulunuyor. Bu yapıların varlığı rejimin toplumsal muhalefeti sert biçimde bastırabilmesine olanak sağlıyor.
Nitekim yılın başlarında İran’da gerçekleşen protestolar son derece sert biçimde bastırılmış ve rejim güçlerinin müdahalesi sonucunda on binlerce kişinin hayatını kaybettiği iddia edilmişti.
Bu nedenle mevcut savaş henüz İran toplumunda Washington’un beklediği ölçekte bir kitlesel mobilizasyon yaratmış değil. İranlıların yeniden sokaklara çıkabilmesi için başarı ihtimaline ve güvenliklerine dair çok daha güçlü bir güven duymaları gerekiyor.
Savaşın gerçek stratejik hedefi
Bu tablo, İran ile yaşanan çatışmanın yalnızca askeri başarıyla ölçülemeyeceğini ortaya koyuyor. ABD açısından askeri üstünlük büyük ölçüde sağlanmış olabilir; ancak stratejik sonuç bundan çok daha karmaşık bir denklem gerektiriyor.
Kalıcı bir değişim için üç koşulun aynı anda gerçekleşmesi gerekiyor: İran’ın nükleer kapasitesinin fiilen ortadan kaldırılması, Körfez’de istikrarlı bir güvenlik düzeninin kurulması ve İran rejiminin kendi toplumunu kontrol eden baskı mekanizmasının zayıflatılması.
Bu koşulların sağlanıp sağlanamayacağı ise yalnızca İran’ın değil, Orta Doğu’nun genel jeopolitik yönünü de belirleyecek temel faktörlerden biri olacak.
Kaynak:
GDH Haber
İLGİLİ HABERLER
The Conversation: Dünyada yeni bir emperyal çağ mı başlıyor?
The Hill: Asya'daki “güç oyunu” nasıl şekillenecek?
Bahçeli'den 'Terörsüz Türkiye' çıkışı: Karanlık senaryolar yazanların burnundan fitil fitil getireceğiz
İsrail’de tecavüz davasında skandal karar: Dosya tamamen kapatıldı
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan BM Genel Sekreteri Guterres'e Atatürk Uluslararası Barış Ödülü
Netanyahu’dan İran ve Lübnan’a açık tehdit: "Sürprizlerimiz olacak"
DİĞER HABERLER
Gulf State Analytics: Hürmüz krizinin küresel etkileri ne olacak?
The Spectator: İran'daki savaş Çin'i gerçekten zayıflatacak mı?
The Wall Street Journal: Hava gücüyle rejim değişikliği mümkün mü?
The National Interest: Mucteba Hamaney neleri değiştirecek?
Responsible Statecraft: İran Savaşı Batı ve Körfez'i nasıl yakınlaştırıyor?
Arab News: Türkiye, ABD ve İran'a hangi sinyalleri gönderdi?
Brussels Signal: Yeni küresel gerçeklikte Avrupa'ya yer yok mu?
Foreign Affairs: Çin, İran'a neden yardım etmiyor?
Arab News: İran savaşı ve Türkiye'nin pragmatik kriz yönetimi
The National Interest: İran'ın Körfez'e baskı stratejisi başarılı olacak mı?

