The New Arab: “ABD-İran dizisinin yeni bölümünde” neler olacak?
İsrail'in yayılmacılık hedefleri ABD-İran müzakere sürecini nasıl baltalıyor? “ABD-İran dizisinin yeni bölümünde” neler olacak?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 12.02.2026 - 05:59
İngiltere merkezli yayın organlarından The New Arab'da, İran ve ABD arasında devam eden görüşmelerin geleceğinin ve sürece İsrail'in etkisinin değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
Tarafların, yoğun spekülasyonlar ve birbirinden farklı projeksiyonlar eşliğinde görüşmeler sürdürdüğü tespiti yapılan analizde, Trump ile Netanyahu arasındaki bağlar ve Netanyahu’nun Ortadoğu’da kaosu yayma hedefi nedeniyle bir çatışmanın asla gözardı edilemediği belirtildi.
Analizde ayrıca; İsrail'in Filistin, Lübnan ve Suriye’de yürüttüğü genişlemeci stratejisini, nasıl İran'a yaymak istediğine dair de gelişmelere yer verildi.
İşte The New Arab'da yayınlanan analiz:
Amerikan-İran “dizisinin” bu sezonundaki yeni bölümü, son günlerde Umman’ın başkenti Maskat’ta sona erdi. Taraflar, yoğun spekülasyonlar ve birbirinden farklı projeksiyonlar eşliğinde bunun “olumlu” bir başlangıç olduğunu vurguladı.
Kimi çevreler, İsrail’in teşvikiyle yakın bir askeri hesaplaşma ihtimalini gündemde tutuyor. ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki güçlü bağ ve Netanyahu’nun Ortadoğu’da kaosu yayma ve parçalanmayı hızlandırma yönündeki arzusu dikkate alındığında bu ihtimal tamamen dışlanamaz.
Diğerleri ise, siyasi çözümleri ikili anlaşmalara indirgeme alışkanlığı bulunan iki başkent arasında yeni bir mutabakatı ihtimal dışı görmüyor. Hatırlanacağı üzere İran-ABD nükleer anlaşması, 2013-2015 yılları arasında Barack Obama döneminde yürütülen gizli müzakerelerin ardından (yine Maskat’ta) varılan bir uzlaşma sonrasında imzalanmıştı.
Elbette o günden bu yana çok şey değişti. En kritik kırılma, Trump’ın ilk başkanlık döneminde Washington’un anlaşmadan çekilmesi oldu. Trump, ikinci döneminde Tahran’a karşı daha da sert bir çizgi benimsedi.
İsrail cephesinde de bölgesel tablo değişti. Netanyahu, “en iyi savunma saldırıdır” ilkesini benimsedi ve bunu, hem güvenlik stratejisi hem de hakkında açılan yolsuzluk davalarına karşı siyasi bir kalkan olarak kullandı.
İsrail’in savaş stratejisi ve küresel zemin
Bazı İsrailli eleştirmenlere göre Netanyahu, İşgal Altındaki Topraklar, Lübnan ve Suriye’de yürütülen genişlemeci savaşlar üzerinden hem İsrail kamuoyunu susturdu hem de radikalleşme dalgasını arkasına aldı.
Bu savaşlar Gazze’de “geri dönüşü olmayan bir noktaya” ulaştı; ardından Batı Şeria ve Lübnan’da ikinci ve üçüncü cephelere, hatta muhtemelen Suriye’ye doğru genişleme potansiyeli taşıdı.
Bu savaşların görece kolay ilerlemesinde bir dizi faktör etkili oldu. Bunların başında Washington’un koşulsuz desteği geliyor. Bu destek; antisemitizm suçlamalarının bir diplomatik silah olarak kullanılmasından, İsrail savaş makinesinin planlarına sağlanan tam lojistik desteğe kadar farklı biçimlerde tezahür ediyor.
Bütün bunlar, İsrail sağının çıkarlarının Washington’un ilkeleri, felsefesi, dini kültürü ve stratejik çıkarlarıyla derin bağlar taşıdığı varsayımına dayanıyor.
İkinci olarak, Avrupa’da ve başka coğrafyalarda ırkçı ve faşist sağ hareketlerin artan etkisi dikkat çekiyor.
Gazze’deki soykırımın mağdurlarıyla milyonlarca insan dayanışma gösterse de, ABD ve Batı Avrupa’da güç merkezlerinde ve medyada bu sağ eğilimlerin etkisi açık biçimde hissediliyor.
Üçüncü faktör, Arap dayanışmasının gerilemesi ve Batı’da Araplara ve Müslümanlara yönelik artan düşmanlık. Bugün, bölgesel krizlerle başa çıkabilecek etkili ve birleşik bir Arap stratejisinin olmadığı açıkça görülüyor.
Dahası, Ortadoğu’daki İsrail hegemonyası Arap dünyasının önceliklerini saptırıyor; bu hegemonyanın maddi ve muhtemel sonuçlarıyla başa çıkacak yaklaşımların ortaya çıkmasını engelliyor.
Dördüncü olarak, İsrail’in genişlemeci sağını destekleyen çevrelerin özellikle iletişim teknolojileri, siber alan ve yapay zekâ gibi sektörlerdeki etkisi giderek daha görünür hale geliyor. Önümüzdeki aylarda ve yıllarda asıl tehdit unsurlarından biri bu olabilir. Veriyi toplamak, depolamak ve kullanmak amacıyla yürütülen savaşlar artık bir gerçeklik.
Bu alandaki başat aktörün, doğrudan ya da Amerikalı milyarderler, dev şirketler ve nüfuzlu ağlar üzerinden İsrail olduğu görülüyor.
Bölgesel kırılganlık ve hesaplaşma ihtimali
Tel Aviv’in desteğini arkasına alan Washington, bu zeminde Tahran’a karşı yeni bir baskı ve şantaj turu başlatmış durumda.
Bu tabloda bizler ise çoğu zaman elinde koz bulunmayan, hesap yapma kapasitesi sınırlı seyirciler gibiyiz.
Arap bölgesi, özellikle Körfez ülkeleri, son otuz yılda ağır bedeller ödedi. 2003’ten itibaren küresel hoşgörü ortamında İran liderliği güç kazandı; dünya, Tahran’ın nüfuz alanını genişletmesine ve daha büyük hedefler peşinde koşmasına fiilen göz yumdu.
Ancak İran’ın üst düzey kadroları içinde sağduyulu isimler Washington’u yakından tanıyor. Batı’nın pragmatik zihniyetini iyi biliyorlar. Bu zihniyet, duygusallık ya da dostluk yanılsamalarıyla değil, çıplak çıkar hesabıyla hareket eder. İran’ın da siyasi “takiyye”yi ustalıkla kullandığı, yüksek perdeli söylemlere rağmen kırmızı çizgileri aşmaktan kaçındığı görülüyor.
2003 Irak işgalinden sonra belirginleşen bu yaklaşım, bugün İsrail liderlerinin Washington-Tahran gerilimini mikro düzeyde yönetmeye çalıştığı bir siyasi zemin üretti. Şu aşamada İran’ın parçalanması Washington’un çıkarına olmayabilir. Bu durum, İran’ın hasımları dahil Arap kamuoyunun bazı kesimlerinde de karşılık buluyor; zira İran’ın çöküşünü kontrol altında tutmanın maliyeti son derece ağır olabilir.
Ancak Netanyahu ve onun bölgesel projesi açısından savaş – parçalanma ve kaosa yol açsa dahi – Arap dünyasına boyun eğdirmenin bir modeli ve aracı olarak görülebilir. İşte Maskat’taki “olumlu başlangıç” söyleminin arka planında, tam da bu çok katmanlı ve kırılgan güç mücadelesi yatıyor.
Kaynak:
The New ArabİLGİLİ HABERLER
The Conversation: Dünyada yeni bir emperyal çağ mı başlıyor?
The Hill: Asya'daki “güç oyunu” nasıl şekillenecek?
Bakan Fidan'dan İran müzakereleri için kritik uyarı
The Guardian: İsrail'in Batı Şeria'da işgal adımları ve tepkiler
İran'daki protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısı güncellendi
Beyaz Saray'da kritik zirve: Trump Netanyahu'ya müzakere kapısını işaret etti
DİĞER HABERLER
The Guardian: İsrail'in Batı Şeria'da işgal adımları ve tepkiler
The European Conservative: Yeni küresel düzende Avrupa hayatta kalabilecek mi?
Middle East Eye: Türkiye ve Suudi Arabistan ortaklığının potansiyeli
Politico: Avrupa’nın bağımsızlık arayışı dönüm noktasında
National Security Journal: Trump'ın İran politikası fiyasko mu olacak?
The Wall Street Journal: Yeni dünya düzeni ve orta güçlerin rolü
Arab News: Ankara ve Riyad hattında yeni dönem ve beklentiler
Brussels Signal: Yeni dünya düzeninin önündeki 4 senaryo ne?
Arab News: Türkiye ve Suudi Arabistan bölgenin denge unsuru haline geldi
The Telegraph: Tahran’ın “savaş planı” ne?


