The New Arab: Oslo'dan günümüze İsrail Batı Şeria'daki ilhakı
Oslo Anlaşmaları, BM kararları, uluslararası hukuk ve işgalin meşrulaştırılması! İsrail, Gazze'nin ardından Batı Şeria'deki işgal sürecini nasıl hızlandırıyor?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 21.02.2026 - 00:07
İngiltere merkezli yayın organlarından The New Arab'da İsrail'in Gazze'deki soykırımın ardından Batı Şeria'da artan işgal adımlarının değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
İsrail'in son dönemde aldığı kararlar ile Batı Şeria’da statükoyu köklü biçimde değiştirmek için planlı bir süreç yürüttüğüne dikakt çekilen analizde, İsrail'in özellikle geçtiğimiz günlerde aldığı sözde “arazi kayıt süreci” ile Filistinlilerin topraklarının işgalini sözde resmileştirerek işgal etmeye başladığı belirtildi.
Analizde ayrıca; Oslo'dan günümüze kadar geride kalan süreçte, İsrail'in hem ikili anlaşmaları hem de uluslararası hukuku nasıl hiçe saydığına dair gelişmeler değerlendirildi.
İşte The New Arab'da yayınlanan analiz:
İsrail hükümetinin son dönemde aldığı kararlar, işgal altındaki Batı Şeria’da statükoyu köklü biçimde değiştirebilecek yeni bir aşamaya işaret ediyor.
Kabinenin geçtiğimiz günlerde aldığı kararla, 1967’den bu yana ilk kez Batı Şeria’da arazi kayıt sürecinin yeniden başlatılması onaylandı. Bu adım, mülkiyetini belgeleyemeyen Filistinlilerin topraklarının devlet tarafından talep edilmesinin önünü açıyor.
Bundan bir hafta önce, 8 Şubat’ta alınan başka bir kararla ise Filistin Yönetimi’nin idaresinde bulunan geniş alanlarda İsrail’in idari, hukuki ve icra yetkilerinin genişletilmesi kabul edilmişti.
Bu iki karar birlikte değerlendirildiğinde, yerleşim yetkilerinin artırılması ve planlama ile denetim mekanizmalarının Filistin kurumlarından İsrail organlarına devredilmesi yoluyla işgal altındaki topraklarda İsrail kontrolünün kurumsallaştırıldığı görülüyor.
Oslo düzeninin fiilen ortadan kaldırılması
Yeni düzenlemeler, Yahudi yerleşimcilerin Batı Şeria’da toprak edinmesini kolaylaştırmayı hedefliyor. Uzun süredir yürürlükte olan Filistin mülkiyetindeki arazilerin satın alınmasına yönelik kısıtlamaların kaldırılması ve yerel arazi kayıtlarının gizlilik statüsünün kaldırılması sayesinde yerleşimcilerin yalnızca Batı Şeria’nın yüzde 60’ını oluşturan C Bölgesi’nde değil, Oslo Anlaşmaları kapsamında Filistin sivil kontrolünde bulunan A ve B bölgelerinde de mülk satın alabilmesi veya el koyabilmesi mümkün hale gelebilecek.
Yeni sistem kapsamında El Halil Eski Şehir bölgesi ve Beytüllahim çevresindeki bazı alanlarda planlama ve inşaat izinleri İsrail askeri makamları ile yerleşimci bağlantılı kurumlar tarafından verilecek. Bu hukuki değişikliklerin, Filistin Yönetimi yetki alanındaki bölgelerde ev yıkımlarını da kolaylaştıracağı değerlendiriliyor.
Ayrıca El Halil’deki İbrahim Camii ve Beytüllahim’deki Rahel Türbesi gibi hassas dini ve kültürel alanlar üzerindeki kontrolün daha da sıkılaştırılması öngörülüyor. Çevre ve arkeoloji düzenlemeleri dahil olmak üzere birçok alanda denetim yetkisinin İsrail kurumlarına geçmesi planlanıyor.
İsrailli üst düzey yetkililerin açıklamaları da stratejik niyeti açık biçimde ortaya koyuyor. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Savunma Bakanı Israel Katz adımların Batı Şeria’nın ilhakını hedeflediğini ve “Filistin devleti fikrini öldürmeyi” amaçladığını açıkça dile getirdi. Enerji Bakanı Eli Cohen ise süreci “fiili egemenlik” olarak tanımladı.
Başbakan Binyamin Netanyahu’nun yaklaşan seçimler öncesinde Filistin devletine karşı güvenlik temelli söylemini sürdürmesi, iç siyaset ile saha politikaları arasındaki bağın güçlendiğini gösteriyor.
Fiili ilhak sürecinin hızlanması
Analistlere göre İsrail’in attığı adımlar Oslo Anlaşmaları ile kurulan bölgesel idari yapıya bilinçli bir kopuş anlamına geliyor. Batı Şeria’nın İsrail kontrolündeki ve Filistin özerk yönetimindeki alanlara bölünmesi üzerine kurulu sistem fiilen aşındırılırken, de facto ilhak süreci güçleniyor ve Filistin devletinin oluşma ihtimali daha da zayıflıyor.
ABD Başkanı Donald Trump geçmişte Batı Şeria’nın ilhakını açık biçimde desteklemediğini belirtmiş olsa da Washington yönetiminin hızlanan yerleşim faaliyetlerini durduracak somut adımlar atmaması dikkat çekiyor. Gazze’de sağlanan ateşkes anlaşmalarında Filistin devletine yönelik atıflar yer alsa da sahadaki gelişmeler bununla çelişen bir yön izliyor.
Bugün Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te 700 binden fazla İsrailli yerleşimci yaşıyor. Uluslararası hukuka göre yasa dışı kabul edilen yerleşim faaliyetleri Birleşmiş Milletler tarafından defalarca kınanmış olsa da pratikte durdurulamamış durumda.
Filistinli diplomasi çevrelerine göre İsrail hükümetlerinin tamamı tarihsel olarak Batı Şeria’yı ilhak etmeyi hedefliyordu; ancak önceki yönetimler bunu iki devletli çözüm ihtimalini koruyormuş gibi göstererek kademeli biçimde yürütüyordu. Mevcut hükümet ise artık “açık, tam ve hukuki ilhak” stratejisine geçmiş durumda.
Gazze savaşı da Batı Şeria’da toprak el koyma ve nüfusun yerinden edilmesi süreçlerini hızlandıran bir fırsat penceresi oluşturmuş görünüyor. Analist Kamel Hawwash’a göre süreç, Filistinlilerin daha küçük alanlara sıkıştırılması ve göçe zorlanması stratejisinin parçası.
Uluslararası hukuk ve tepki sorunu
Uluslararası Adalet Divanı’nın Temmuz 2024’te İsrail’in işgal, ilhak, yerleşim genişletme ve kaynak kullanımı politikalarını yasa dışı ilan etmesine rağmen sahada herhangi bir yaptırım mekanizmasının devreye girmemesi dikkat çekiyor.
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, yeni adımların Filistinlilerin mülksüzleştirilmesini hızlandıracağını, zorla yerinden etmeleri artıracağını ve hak kayıplarını derinleştireceğini belirtti. Ancak uluslararası toplumdan gelen tepkiler büyük ölçüde diplomatik açıklamalarla sınırlı kaldı.
Filistin Yönetimi’nin yetkilerinin daha da aşınması ise ayrı bir kriz başlığı. Zaten sınırlı olan otoritenin daha da zayıflaması, yönetimin siyasi meşruiyetini ve sürdürülebilirliğini tartışmalı hale getiriyor.
Stratejik sonuçlar ve bölgesel denklem
Son gelişmeler, İsrail-Filistin meselesinde iki devletli çözüm paradigmasının fiilen sona erdiğine dair görüşleri güçlendiriyor. Sahada ortaya çıkan yapı, ya tek devletli fakat eşitsiz haklara dayalı bir düzen ya da uzun süreli düşük yoğunluklu çatışma senaryolarını öne çıkarıyor.
Uluslararası toplumun etkili baskı mekanizmaları geliştirmemesi durumunda, İsrail’in mevcut politikalarını sürdürme konusunda daha da cesaretleneceği değerlendiriliyor. Bu durum yalnızca Filistin meselesini değil, kurallara dayalı uluslararası düzenin meşruiyetini de doğrudan etkileyen bir sınamaya dönüşmüş durumda.
Sonuç olarak Batı Şeria’da alınan kararlar, yalnızca idari düzenleme değil, bölgenin siyasi geleceğini yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyan jeopolitik bir kırılma olarak görülüyor. İsrail’in kontrolü kurumsallaştırma süreci hızlanırken Filistin kimliği, toprak bütünlüğü ve devletleşme ihtimali üzerindeki baskı da eş zamanlı olarak artıyor.
Kaynak:
The New ArabİLGİLİ HABERLER
The Conversation: Dünyada yeni bir emperyal çağ mı başlıyor?
The Hill: Asya'daki “güç oyunu” nasıl şekillenecek?
ABD Yüksek Mahkemesi'nden Trump'a gümrük engeli: Vergiler yasalara aykırı bulundu
The Wall Street Journal: Rejimin çökmesi İran'da nasıl bir tablo ortaya çıkarır?
Epstein dosyasından "Büyük İsrail haritası" çıktı
İsrail Ramazan ayında da Gazze'deki ateşkes ihlallerini sürdürüyor
DİĞER HABERLER
The Wall Street Journal: Rejimin çökmesi İran'da nasıl bir tablo ortaya çıkarır?
Newsweek: ABD, İran'da nasıl bir askeri senaryo hazırladı?
TIME: Trump'ın “Gazze Barış Kurulu” ve küresel düzene etkisi
Eurasia Review: Rusya-Ukrayna müzakereleri sonuca ulaşacak mı?
Axios: ABD ve İran büyük bir savaşa doğru ilerliyor
Middle East Monitor: Gazze nasıl ölüm laboratuvarına dönüştürüldü?
National Security Journal: Avrupa kendi Monroe Doktrini'ni mi ilan edecek?
Asia Times: Trump'ın İran yaklaşımı blöf mü savaş hazırlığı mı?
Eurasia Review: Epstein, İsrail ve cezasızlık düzeninin mimarisi
Cato Institute: Avrupa'nın savunma bağımsızlığı mümkün mü?


