The Quincy Institute: Arap devletleri İran saldırısına neden karşı çıkıyor?
On yıllardır İran'ı başlıca tehdit olarak gören bölge ülkeleri neden fikir değiştirdi? Arap devletleri, ABD ve İsrail'in İran'a saldırmasına neden karşı çıkıyor?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 26.01.2026 - 08:09
ABD merkezli düşünce kuruluşlarından The Quincy Institute'de, Körfez bölgesindeki birçok Arap devletinin sadece birkaç yıl önceye kadar İran'a karşı bir müdahaleye sıcak bakarken, sahadaki son gelişmelerin ardından değişen politikalarına dair değerlendirmelerin yapıldığı bir analiz yayınlandı.
On yıllardır İran'a derin bir şüpheyle yaklaşan ve bölgenin başlıca tehdidi olarak gören Arap ülkelerinin, İsrail'in son dönemdeki yayılmacı politikalarının ardından fikir değiştirmeye başladığı tespiti yapılan analizde; özellikle sürecin “Büyük İsrail” projesini gerçekleştirmek için sürdürülen bir projeye dönüşmesi sonrası, stratejilerini gözden geçirmeye başladıkları tespiti yapıldı.
Analizde ayrıca; Arap devletlerinin artık; İsrail'in “mutlak bölgesel hegemonyaya ulaşma hedefinin” hiç bu kadar net olmadığı ve ABD'den bu kadar net desteği hiç almadığı gerçeklik üzerinden hareket etmeye başladıkları tespiti yapıldı.
İşte The Quincy Institute'de yayınlanan analiz:
Sadece birkaç yıl önce, özellikle Körfez bölgesindeki birçok Arap devleti, ABD'nin İran'a yönelik bir rejim değişikliği saldırısını olumlu karşılayabilirdi.
Zira; on yıllardır İran'a derin bir şüpheyle yaklaşan bu ülkeler, İran'ı genellikle bölgenin başlıca tehdidi olarak görüyorlardı.
Ancak şimdi, ABD Başkanı Donald Trump'ın tam da böyle bir saldırıyı düşündüğü bildirilirken, uzun süredir Tahran ile anlaşmazlık içinde olan Körfez liderleri de dahil olmak üzere Arap liderler, ABD yönetimine İran'a saldırmaması için baskı yapıyorlar.
Arap liderler, 27 aydır İsrail'in, Irak'taki Fırat Nehri'nden Mısır'daki Nil Nehri'ne kadar uzanan bir bölgeyi kapsayan genişlemeci bir teolojik vizyonu olan “Büyük İsrail” projesini gerçekleştirmek için bölgede sürdürdüğü saldırıları izliyorlar.
Bu amaçla İsrail, Arap topraklarını yasadışı işgalini önemli ölçüde genişletti. İsrail sadece Gazze'de soykırım gerçekleştirmekle ve bu toprakları ele geçirme planlarını açıklamakla kalmadı, aynı zamanda Batı Şeria, Suriye ve Lübnan'daki hakimiyetini de derinleştirdi.
Arap liderler için belki de en endişe verici olan, Netanyahu'nun aylarca genişlemeci emellerini açıkça ilan etmesinin ardından, Eylül 2025'te İsrail'in ABD'nin müttefiki Katar'a yönelik eşi görülmemiş saldırısıydı.
Bu tırmanıştan sadece birkaç ay önce, Haziran ayında, İsrail, İran'ın nükleer programını yok etmek ve İsrail'in bölgenin tek nükleer gücü olmaya devam etmesini sağlamak amacıyla ABD'yi İran'ı bombalamaya ikna etmişti.
Kısacası, İsrail'in mutlak bölgesel hegemonyaya ulaşma hedefi hiç bu kadar net olmamıştı ve ABD'nin İran'a saldırması, hem İsrail'in saldırganlığının bir uzantısı hem de bölgesel gücünün genişlemesi anlamına gelecektir.
Bu, Arap dünyasının ABD ve İsrail'in İran'a olası bir saldırısına karşı çıkmasının temelinde yatan yapısal değişimdir.
İsrail'in yayılmacılığı
İsrail, ABD'nin İran'a olası bir saldırısından uzak durmaya çalışsa da kanıtlar, İsrail'in, ABD'nin son müdahalesini hızlandıran rejim karşıtı protestoları aktif olarak körüklediğini göstermektedir.
Bu ayın başlarında, hem eski ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo hem de mevcut İsrail Kültür Bakanı Amichai Eliyahu, İsrailli ajanların protesto hareketini ön saflardan körüklediğini açıkca ifade etti.
Bu arada, İsrail'in Kanal 14 yayın organo, İsrail'in muhalefet protestocularına silah sağladığını ima etti. Bu protestocuların, onlarca İranlı güvenlik görevlisini öldürdüğü bildiriliyor.
Bu haberler, İsrail'in on yıllardır ABD'yi İran'da bir rejim değişikliği operasyonu gerçekleştirmeye ikna etme çabaları ve Amerika'nın bölgedeki gizli rejim değişikliği ve kaos operasyonları tarihi bağlamında Arap liderler tarafından neredeyse kesin olarak okunacaktır.
Ancak İsrail'in bölgesel hegemonyaya yönelik çabaları, Arap devletlerinin İran ile ABD-İsrail ekseni arasındaki çatışmayı veya İran rejiminin olası çöküşünü nasıl değerlendirdiğini etkileyen tek faktör değildir.
Son dönemdeki bölgesel değişimler de önemli bir rol oynamaktadır.
2023'ten bu yana İran, ekonomisini felce uğratan yaptırımlar ve ülkenin askeri kapasitesini ve nükleer programını tehlikeye atan ABD ve İsrail'in doğrudan saldırıları nedeniyle ciddi şekilde zayıflamıştır.
Arap hükümetlerinin bakış açısına göre, İran'ın zayıflaması yeni bir saldırıyı gereksiz ve hatta ters etki yaratacak hale getirmiştir.
Gerçekten de, zayıf bir İran yönetilebilir ve hatta arzu edilebilir olsa da, İran devletinin tamamen çökmesinin maliyeti, olası faydalarından çok daha ağır basmaktadır.
Değişen tehdit haritası
Körfez ülkeleri, bölgesel güvenliği ve ekonomik çıkarlarını korumak için istikrara ihtiyaç duymaktadır ki; özellikle İran'a yapılacak bir saldırı ve İran'ın olası misillemesinin petrol ve doğal gaz fiyatlarına etkisinden endişe duymaktadırlar.
İran'ın misillemesi, hem doğal gaz hem de petrol nakliyesi için hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı'nı tehdit edebilir.
Nitekim Mısır da, İran'daki rejimin çöküşünün, Mısır ekonomisi için hayati önem taşıyan Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı'nda daha fazla istikrarsızlığa yol açabileceğinden korkuyor.
Arap devletlerinin son yıllarda diplomatik olarak İran'a yakınlaştığını da belirtmek gerekir. Bunun nedenlerinden biri İsrail'in saldırganlığı ve yayılmacılığıdır. Suudiler ve İranlılar 2023'te diplomatik ilişkilerini yeniden kurdular ve İsrail'in Eylül 2025'te Katar'a saldırmasının ardından daha da yakınlaştılar.
İran'ın Mısır ile ilişkileri de iyileşti.
Dahası, son zamanlarda yaşanan olaylar, özellikle de İsrail'in kontrolsüz saldırganlığı ve toprak genişlemesi, Arap devletlerinin bölgesel tehditleri değerlendirme biçiminde yapısal bir değişime yol açmıştır.
Suudi Arabistan'ın İran'ı en büyük düşmanı olarak gördüğü, Katar'ın Suudi Arabistan'ı başlıca tehdit olarak gördüğü veya Mısır'ın Katar'ı bölgesel istikrarsızlığın başlıca kaynağı olarak gördüğü günler, en azından şimdilik geride kalmıştır.
Belki BAE hariç, Arap rejimleri artık İsrail'i bölgenin en istikrarsızlaştırıcı gücü olarak görüyor.
İsrail'in yayılmacılığı, kabul görmüş uluslararası normları hiçe sayarak sınır ötesi saldırılar düzenleme istekliliği ve bölgesel hegemonyayı açıkça takip etmesi, Arap liderlerin riskleri değerlendirme biçimini temelden değiştirmiştir.
Arap liderler artık “Büyük İsrail” yolunda ilerliyor olmaktan ya da İsrail'in bir sonraki hedefi olmaktan korkuyor.
İronik olan ise, İsrail'in saldırganlığı, Arap devletleri için artık ortak çıkarlar temelinden tamamen çıkmış görünüyor.
Kaynak:
The Quincy InstituteGDH Digital Telegram kanalına abone olabilirsiniz.
İLGİLİ HABERLER
The Hill: Asya'daki “güç oyunu” nasıl şekillenecek?
The Conversation: Dünyada yeni bir emperyal çağ mı başlıyor?
Zelenskiy'den Rusya'nın saldırılarına karşı yardım talebi
İsrail'de İran'dan gelebilecek misillemeye hazırlanıyor
ABD'de kar fırtınası felaket getirdi: 5 evsiz soğuktan öldü
ABD'nin Maine eyaletinde 8 kişiyi taşıyan özel jet düştü
DİĞER HABERLER
Middle East Monitor: Yeni Suriye YPG'nin ayrılıkçı hayallerini nasıl sona erdirdi?
Middle East Eye: Trump ve İsrail küresel düzeni nasıl yıktı?
Newsweek: Trump'ın “Gazze Barış Kurulu” başarılı olabilir mi?
Gzero Media: Avrupa Trump'a karşı durabilecek mi?
Responsible Statecraft: Trump'ın ‘Barış Kurulu’ Netanyahu'yu devre dışı bıraktı
The Guardian: Trump Davos Zirvesi'ne nasıl damga vurdu?
The National Interest: Türkiye-Suud-Pakistan savunma paktı ve beklentiler
The European Conservative: ABD, Avrupa'yı artık bir “piyon” olarak görüyor
Asia Times: ABD sonrası dünya düzeni nasıl olacak?
Geopolitical Monitor: Küresel ittifaklar çöküyor mu?


