The Telegraph: Avrupa projesi nasıl öldü?
Avrupa hem içeride hem de dış politikada ciddi sorunlar yaşarken Davos “son perde mi” oldu? Yeniden şekillenen küresel düzende “Avrupa projesi” öldü mü?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 27.01.2026 - 00:06
İngiltere merkezli yayın organlarından The Telegraph'da, Avrupa'nın son dönemde hem içeride hem de başta ABD olmak üzere dış politikasında yaşadığı sorunların değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
Avrupa'nın içeride başta çiftçiler ve kamu çalışanları olmak üzere ciddi protestolarla uğraşırken, en büyük müttefiki ABD tarafından da büyük bir baskı altında olmasının, AB projesi için bir dönüm noktası haline geldiği belirtilen analizde, özellikle geçtiğimiz hafta Davos'da gerçekleşen zirvenin artık “son perde” olduğu ve “AB projesinin” öldüğü tespiti yapıldı.
Analizde ayrıca; Avrupa bölgesinin sadece jeopolitik olarak değil, kelimenin tam anlamıyla neredeyse her başlıkta felç olduğu belirtilerek, sürecin geleceğine dair değerlendirmeler yapıldı.
İşte The Telegraph'da yayınlanan analiz:
Avrupa projesi, en büyük müttefiki olan Amerika'nın elinde boğuldu. Avrupa liderleri Davos'ta sert bir tavır sergiledikten sonra Donald Trump'ın gümrük vergileri konusunda yaptığı U dönüşüyle rahat bir nefes almış olsalar da, bu zaferi kutlamıyorlar.
AB Projesi'nin son perdesi, geçtiğimiz hafta Davos ve Strazburg'da iki cephede sahnelendi.
Davos'ta, Emmanuel Macron ve Ursula von der Leyen sahneye çıktığında atmosfer gergin ve bir o kadar da umutsuzdu. İlki, kurallara dayalı düzenin sonunu ve Avrupa'nın gücün gerçek doğasını anlaması gerektiğini belirtirken, ikincisi ise Avrupa hayranlarını nostaljinin cazibesine karşı uyardı.
Strazburg'daki AB Parlamentosu'nda ise atmosfer; öfke, meydan okuma ve tiksinti ile özetlenecek bir noktadaydı.
Zira son dönemde, Avrupa bölgesi sadece jeopolitik olarak değil, kelimenin tam anlamıyla neredeyse her başlıkta felç oldu.
Traktör konvoyları AB'nin Latin Amerika ile yaptığı Mercosur ticaret anlaşmasına karşı protesto gösterileri düzenledi. Birçok ülkede kamu çalışanları greve gitti, ticari faaliyetler ve enflasyon konusunda kaygılar artıyor.
Diğer yandan AB Parlamentosu'ndaki felç edici bölünmeler de her şeyi anlatıyor.
Macarlar asi davranırken, Slovaklar Avrupa'yı “mutlak kaybedenler” olarak nitelendiriyor. Bir Litvanyalı milletvekili, Grönland'ın Amerikan kontrolü altında olması halinde Avrupa'nın daha güvenli olacağını öne sürdü.
Otomobil üreticileri lobisinin baskısı altında olan Almanlar düşük profilli davranırken, en eksantrik temsilcileri NATO'nun kaldırılmasını ve NordStream'in yeniden faaliyete geçirilmesini talep ediyor.
Koridorlarda İspanyollar, Danimarka'nın “hielo colonial”ını korumak için şarap ve zeytinyağı endüstrilerinin ateşe verildiğini İtalyanlara fısıldadı.
Trump'ın zirve sırasında Şubat ayında yürürlüğe girmesi planlanan Grönland tarifelerini ertelemesiyle AB liderleri bir nefes alsa da, birçoğu, eninde sonunda bu savaşı kaybedeceklerini düşünerek giderek daha fazla umutsuzlaşıyor.
Diğer bir ifade ile; AB'nin ABD'ye az da olsa zarar verebileceği, ancak ABD'nin AB'yi felce uğratabileceği gerçeği ortaya çıktı.
Hatta AB'nin bulut bilişim ve diğer önemli yazılımlar konusunda ABD'ye bağımlı olması, Washington'un Avrupa'da “ışıkları söndürebileceği” anlamına geliyor.
Nitekim, AB'nin son aylarda ABD ile yaptığı görüşmelerde zorlandığını, çünkü teknolojik ve askeri yatırımların eksikliği nedeniyle elinin ciddi şekilde zayıf olduğu görülüyor.
Sonuç
Gelinen noktada Brüksel, AB'yi ölümcül bir şekilde zayıflatan bir dizi tarihi hatanın sorumluluğunu üstlenmek zorunda.
Zira; AB'nin, yalnızca ekonomik gücüyle büyük bir küresel güç olabileceği yönündeki inancı, saf bir yanılsama olduğu ortaya çıktı. Avrupa, 21. yüzyılda ekonomik gücün rolünü değil, doğasını da yanlış anlamış görünüyor.
1990'ların hiper-küreselleşme heyecanının etkisiyle AB, düzenleyici bir süper güç olarak hüküm sürebileceğine inanma hatasının bedelini ödüyor.
Avrupa kurallarının kaçınılmaz olarak küresel standartlara dönüşmesini sağlayan “Brüksel Etkisi”, bir zamanlar küresel ekonominin yerçekimi kadar kaçınılmaz bir “doğa kanunu” olarak hayranlık uyandırıyordu; şimdi ise hiçbir anlam ifade etmiyor.
Kaynak:
The TelegraphGDH Digital NSosyal hesabını takip edebilirsiniz.
İLGİLİ HABERLER
The Conversation: Dünyada yeni bir emperyal çağ mı başlıyor?
The Hill: Asya'daki “güç oyunu” nasıl şekillenecek?
İran ile ABD Cenevre'de görüşecek: Masada neler var?
Kayıp anne vakasında üçüncü hafta: Epstein iddiaları gündemde
Rubio İran ile anlaşmanın zor olduğunu söyledi
Taliban'dan İran çıkışı: ABD saldırısına karşı desteğe hazırız
DİĞER HABERLER
Cato Institute: Avrupa'nın savunma bağımsızlığı mümkün mü?
Arab News: Esed sonrası yeni bölgesel ortaklıklar
Gulf State Analytics: İsrail ateşkesi nasıl bitirmeye çalışıyor?
The Hill: ABD, İran'da bataklığa mı saplanacak?
The National Interest: ABD İran'ı tekrar vuracak mı?
Middle East Monitor: “İsrail istisnacılığı” küresel düzeni nasıl yok etti?
The New Arab: “ABD-İran dizisinin yeni bölümünde” neler olacak?
The Guardian: İsrail'in Batı Şeria'da işgal adımları ve tepkiler
The European Conservative: Yeni küresel düzende Avrupa hayatta kalabilecek mi?
Middle East Eye: Türkiye ve Suudi Arabistan ortaklığının potansiyeli


