The Wall Street Journal: Rejimin çökmesi İran'da nasıl bir tablo ortaya çıkarır?
Irak, Afganistan ve Libya örneklerinde görülen kaos, İran'da da yaşanabilir mi? Rejimin çökmesi İran'da nasıl bir tablo ortaya çıkarır?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 21.02.2026 - 00:07
ABD'nin önde gelen yayın organlarından The Wall Street Journal'da, ABD'nin artık kaçınılmaz olarak görülen olası İran saldırısının sonuçlarına dair değerlendirmelerin yapıldığı bir analiz yayınlandı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran'da rejim değişikliği hedefinin ardından ortaya çıkacak olan senaryoların çok büyük bir risk taşıdığına dikakt çekilen analizde, özellikle Irak, Afganistan ve Libya örneklerinde görülen kaos süreçlerinin İran'da da yaşanabileceği ve bunun tüm bölgeyi etkileyebileceği tespiti yapıldı.
Analizde ayrıca; İran içerisinde muhaliflerin yapısı ve bölge ülkelerinin olası etkilerine dair değerlendirmelere yer verildi.
İşte The Wall Street Journal'da yayınlanan analiz:
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın dini lideri Ali Hamaney rejimine yönelik olası bir askeri saldırıyı değerlendirmesi, klasik rejim değişikliği senaryolarından çok daha karmaşık bir risk hesabını beraberinde getiriyor.
En temel sorun ise açık: Mevcut rejim çökerse İran'da masıl bir tablo ortaya çıkar?
İran’daki İslam Cumhuriyeti karşıtı muhalefet; siyasi olarak parçalanmış, örgütsel olarak zayıf ve ülke içi ile diaspora arasında bölünmüş durumda. Washington yönetimi, üst düzey liderleri hedef alarak daha “uyumlu” aktörlerin ortaya çıkacağını varsaysa bile, ortaya çıkacak yeni kadroların Hamaney’den daha ılımlı olacağının hiçbir garantisi bulunmuyor.
Eski İranlı yetkili ve muhalif aktivist Mohsen Sazegara’nın ifade ettiği gibi, böyle bir senaryonun en kritik sorusu “sonrasında ne olacak?” sorusu. Sazegara’ya göre İran’ın bir “başarısız devlet” haline gelmesi ihtimali göz ardı edilemez.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun da Kongre’de yaptığı açıklamalarda benzer bir belirsizliği kabul etmesi dikkat çekiyor. Rubio, ABD’nin karmaşık bir geçiş sürecinde çalışabileceği aktörler bulmayı “umut etmek” zorunda kalabileceğini ifade etti.
1979 devriminden farklı bir tablo
1979’da Şah rejimi devrilirken durum çok daha farklıydı. O dönemde İran toplumunun geniş kesimleri Ayetullah Humeyni liderliğinde birleşmiş, cami ağı ve dini yardım kuruluşları mobilizasyonun omurgasını oluşturmuştu.
Humeyni’nin sürgünden dönüşü adeta bir siyasi konsolidasyon anı yaratmıştı.
Bugün ise benzer karizmatik ve birleştirici bir lider bulunmuyor. Chatham House uzmanı Aniseh Bassiri Tabrizi’nin ifadesiyle seçenek yelpazesi son derece dar, hatta belki de yok. Bu durum, dış müdahale yoluyla rejim değişikliğinin stratejik riskini katlayan en önemli faktörlerden biri.
Sokak hareketleri ve liderlik boşluğu
İslam Cumhuriyeti için en büyük tehdit paradoksal biçimde dışarıdan değil içeriden geliyor. Son on yılda seçim tartışmaları (2009), kadın hakları protestoları (2022) ve ekonomik kriz (2025) gibi başlıklar altında geniş kitle hareketleri ortaya çıktı.
Rejim baskısı binlerce kişinin ölümüne yol açsa da yeni protesto dalgalarının kaçınılmaz olduğu değerlendiriliyor.
Ancak bu hareketlerin temel sorunu liderlik ve örgütlenme eksikliği. Öne çıkan isimler kısa sürede tutuklanıyor veya susturuluyor. Nobel ödüllü aktivist Nergis Muhammedi ve eski milletvekili Mustafa Tacizade bunun en güncel örnekleri.
Diaspora muhalefeti ise ayrı bir sorun alanı. Uzun yıllardır yurtdışında yaşayan bazı figürlerin ülke içindeki gerçeklikten koptuğu yönünde yaygın bir algı var.
Nobel ödüllü Şirin Ebadi’nin Hamaney’e yönelik hedefli ABD saldırısını desteklemesi, ülke içindeki birçok muhalif aktörle görüş ayrılığı yaşandığını gösteriyor.
Pehlevi faktörü ve muhalefetin bölünmüşlüğü
Sürgündeki Şah’ın oğlu Rıza Pehlevi, dış muhalefetin en görünür lideri konumunda. Son protestolarda sembolik destek görmesi ve kitlesel çağrılar yapabilmesi önemli bir siyasi sermaye sağladı.
Pehlevi, İran’ın laik demokrasiye geçişinde istikrar sağlayabilecek tek aktör olduğunu savunuyor.
Buna karşın Pehlevi son derece tartışmalı bir figür. Babasının otoriter yönetimi ve sosyal eşitsizlikler nedeniyle özellikle etnik azınlıklar arasında ciddi güvensizlik bulunuyor. Ayrıca muhalefet içinde monarşi tartışmalarının yeniden gündeme gelmesi birlik ihtimalini daha da zayıflatıyor.
2022 protestoları sonrası oluşturulmaya çalışılan geniş muhalefet ittifakının kişisel anlaşmazlıklar nedeniyle dağılması, İran muhalefetinin kronik örgütlenme sorununu açık biçimde ortaya koydu.
Rejim içi senaryolar ve güç mücadelesi
Bölgesel diplomatlar ve Avrupalı yetkililer, Hamaney’in ortadan kaldırılmasının otomatik olarak daha ılımlı bir yönetim doğurmayacağını vurguluyor. Aksine rejim, güvenlik bürokrasisine yakın isimler üzerinden yeniden konsolide olabilir.
Hamaney’in güvenlik aygıtı temsilcisi Ali Asgar Hicazi veya radikal din adamı Muhammed Mehdi Mirbağeri gibi isimler olası güç merkezleri arasında gösteriliyor.
Bazı analizlere göre mevcut Meclis Başkanı ve eski Devrim Muhafızları komutanı Muhammed Bakır Galibaf’ın liderliğinde daha sert bir yönetim bile ortaya çıkabilir.
Öte yandan reformist kanadın zaten sistematik biçimde tasfiye edildiği görülüyor. Son baskıları eleştiren reformist isimlerin tutuklanması, rejim içi evrim ihtimalinin daraldığını gösteriyor.
Bununla birlikte Sovyetler Birliği’ndeki perestroyka benzeri kontrollü bir dönüşüm ihtimali tamamen dışlanmış değil. Kurucu lider Humeyni’nin torunu Ali Humeyni’nin bazı ılımlı din adamlarıyla yakın ilişkisi nedeniyle olası bir geçiş figürü olabileceği konuşuluyor.
Stratejik sonuçlar: Belirsizlik caydırıcılığı
Tüm bu tablo, ABD açısından İran’a yönelik rejim hedefli askeri seçeneğin neden son derece yüksek stratejik risk içerdiğini gösteriyor. Irak ve Libya örneklerinde görülen “rejim yıkıldıktan sonra devlet çökmesi” senaryosunun İran gibi büyük, etnik açıdan çeşitli ve jeopolitik olarak kritik bir ülkede çok daha ağır sonuçlar doğurma ihtimali bulunuyor.
Dolayısıyla Washington’un karşı karşıya olduğu temel ikilem askeri başarı değil, siyasi sonuçtur. Rejim değişikliği gerçekleşse bile ortaya çıkacak güç boşluğu; iç savaş, parçalanma veya daha radikal bir yönetim riskini beraberinde getirebilir.
Bu nedenle İran dosyasında asıl caydırıcı unsur yalnızca askeri kapasite değil, belirsizliğin kendisi olarak öne çıkıyor.
Bu belirsizlik hem ABD karar alıcılarını hem de bölgesel aktörleri son derece temkinli davranmaya zorlayan temel stratejik faktör olmaya devam ediyor.
Kaynak:
The Wall Street JournalİLGİLİ HABERLER
The Conversation: Dünyada yeni bir emperyal çağ mı başlıyor?
The Hill: Asya'daki “güç oyunu” nasıl şekillenecek?
ABD Yüksek Mahkemesi'nden Trump'a gümrük engeli: Vergiler yasalara aykırı bulundu
Epstein dosyasından "Büyük İsrail haritası" çıktı
The New Arab: Oslo'dan günümüze İsrail Batı Şeria'daki ilhakı
İsrail Ramazan ayında da Gazze'deki ateşkes ihlallerini sürdürüyor
DİĞER HABERLER
The New Arab: Oslo'dan günümüze İsrail Batı Şeria'daki ilhakı
Newsweek: ABD, İran'da nasıl bir askeri senaryo hazırladı?
TIME: Trump'ın “Gazze Barış Kurulu” ve küresel düzene etkisi
Eurasia Review: Rusya-Ukrayna müzakereleri sonuca ulaşacak mı?
Axios: ABD ve İran büyük bir savaşa doğru ilerliyor
Middle East Monitor: Gazze nasıl ölüm laboratuvarına dönüştürüldü?
National Security Journal: Avrupa kendi Monroe Doktrini'ni mi ilan edecek?
Asia Times: Trump'ın İran yaklaşımı blöf mü savaş hazırlığı mı?
Eurasia Review: Epstein, İsrail ve cezasızlık düzeninin mimarisi
Cato Institute: Avrupa'nın savunma bağımsızlığı mümkün mü?


