Türk siyasi tarihinin en çok tartışılan sorularından biri şudur: Cumhuriyet Halk Partisi, İttihat ve Terakki'nin devamı mıdır?
Bu soru özellikle son yıllarda siyasi tartışmaların merkezinde sıkça yer alsa da mesele yalnızca siyasetin değil, tarihçiliğin de önemli konularından biridir. Çünkü Osmanlı Devleti'nin son yıllarına damga vuran İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran kadrolar arasında hem belirgin bağlar hem de önemli kopuşlar bulunmaktadır.
Bu nedenle konuya sloganlar ve siyasi polemikler üzerinden değil, tarihî süreç üzerinden bakmak gerekir.
İttihat ve Terakki Neden Ortaya Çıktı?
İttihat ve Terakki'nin kökleri 1889 yılında Mekteb-i Tıbbiye'de kurulan gizli öğrenci örgütlerine kadar uzanır.
XIX. yüzyılın sonlarında Osmanlı Devleti ciddi bir kriz içindeydi. Balkanlar'da isyanlar sürüyor, Avrupalı devletlerin baskısı artıyor ve merkezi otorite giderek zayıflıyordu.
Bu ortamda ortaya çıkan genç aydınlar ve subaylar, devletin ancak anayasal yönetime dönülerek ve modernleşme hızlandırılarak kurtulabileceğine inanıyordu.
Bu hareket zamanla İttihat ve Terakki Cemiyeti adını aldı.
1908 yılında gerçekleştirilen ihtilal sonucunda II. Meşrutiyet yeniden ilan edildi ve Osmanlı siyasi hayatında yeni bir dönem başladı.
İttihatçı İktidarın Temel Özellikleri
1908-1918 arası dönem, İttihat ve Terakki'nin devlet üzerindeki etkisinin zirveye ulaştığı yıllardır.
Özellikle 1913 Babıali Baskını'ndan sonra cemiyet fiilen devlet yönetimini kontrol etmeye başladı.
Bu dönemin belirgin özellikleri şunlardı:
- Güçlü merkezi devlet anlayışı
- Bürokratik kadroların ön plana çıkması
- Ordu ile siyasetin yakın ilişkisi
- Hızlı modernleşme hedefi
- Milliyetçiliğin yükselişi
- Ekonomide millî burjuvazi oluşturma çabası
İttihatçılar kendilerini yalnızca bir siyasi hareket olarak değil, devleti kurtaracak öncü kadro olarak görüyorlardı.
Bu yaklaşım daha sonra Cumhuriyet dönemindeki devlet anlayışını anlamak açısından önemlidir.
Birinci Dünya Savaşı ve Çöküş
İttihat ve Terakki'nin kaderini belirleyen olay Birinci Dünya Savaşı oldu.
Osmanlı Devleti'nin Almanya yanında savaşa girmesi, başlangıçta kaybedilen toprakları geri alma fırsatı olarak görülüyordu.
Ancak savaşın sonunda imparatorluk ağır bir yenilgi aldı.
30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandı.
Birkaç gün sonra Talat Paşa hükümeti istifa etti.
Talat, Enver ve Cemal Paşalar başta olmak üzere birçok önde gelen İttihatçı ülkeyi terk etti.
Kasım 1918'de İttihat ve Terakki resmen kendisini feshetti.
Görünüşte her şey sona ermişti.
Ancak aslında yalnızca teşkilat dağılmıştı.
Kadrolar yerlerinde duruyordu.
İttihatçılar Nereye Gitti?
1918 sonrasında Osmanlı bürokrasisi, ordu ve yerel teşkilatlarda görev yapan binlerce kişi ortadan kaybolmadı.
Bu insanların önemli bir kısmı Anadolu'da başlayacak direniş hareketinin içinde yer aldı.
Milli Mücadele'nin kadroları incelendiğinde bunun izleri açıkça görülür.
Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Celal Bayar, Recep Peker, İsmail Canbolat ve daha birçok isim geçmişte İttihatçı çevrelerde bulunmuştu.
Elbette Anadolu hareketi yalnızca İttihatçılardan oluşmuyordu.
Eski İttihatçılara muhalif isimler de vardı.
Fakat örgütlenme tecrübesi, insan kaynağı ve siyasi kadro bakımından İttihatçı mirasın etkisi oldukça büyüktü.
Mustafa Kemal ve İttihatçılar
Bu noktada en kritik isim Mustafa Kemal Paşa'dır.
Mustafa Kemal genç subaylık yıllarında İttihat ve Terakki çevrelerinde bulunmuştu.
Ancak hiçbir zaman Talat-Enver-Cemal üçlüsünün oluşturduğu merkez kadronun bir üyesi olmadı.
Zaman zaman özellikle Enver Paşa ile ciddi görüş ayrılıkları yaşadı.
Nitekim Milli Mücadele sırasında Ankara hareketinin temel hedeflerinden biri de mücadelenin eski İttihatçı liderlerin kontrolüne girmesini önlemekti.
Buna rağmen Mustafa Kemal'in etrafındaki kadroların önemli bir kısmı İttihatçı geçmişe sahipti.
Bu durum tarihçilerin çoğunu ortak bir sonuca götürmektedir:
Milli Mücadele ne tamamen İttihatçı bir harekettir ne de İttihatçı mirastan bağımsızdır.
Müdafaa-i Hukuk'tan CHP'ye
Milli Mücadele sırasında Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde kurulan Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri direnişin temel örgütlenmesini oluşturdu.
Zaferden sonra bu yapı siyasi partiye dönüştürüldü.
9 Eylül 1923'te Halk Fırkası kuruldu.
Daha sonra parti Cumhuriyet Halk Fırkası ve nihayet Cumhuriyet Halk Partisi adını aldı.
Burada önemli olan nokta şudur:
CHP'nin kuruluşu hukuken İttihat ve Terakki ile bağlantılı değildir.
Yeni bir tüzük, yeni bir örgütlenme ve yeni bir siyasi program vardır.
Fakat parti kadroları incelendiğinde eski İttihatçıların ağırlığı dikkat çeker.
Bu nedenle bazı tarihçiler CHP'yi "İttihatçı kadroların yeni şartlara uyarlanmış siyasi organizasyonu" olarak tanımlar.
Devam Eden Fikirler
İttihat ve Terakki ile erken Cumhuriyet arasında dikkat çekici benzerlikler bulunmaktadır.
Merkeziyetçilik
Her iki dönemde de güçlü merkezi devlet anlayışı ön plandadır.
Yerel güç odakları yerine Ankara veya İstanbul merkezli güçlü bir idare tercih edilmiştir.
Modernleşme
Her iki yapı da modernleşmeyi devlet eliyle gerçekleştirmeyi hedeflemiştir.
Eğitim reformları, bürokratik dönüşüm ve ekonomik kalkınma bu anlayışın ürünüdür.
Bürokratik Elitler
Hem İttihatçılar hem de Cumhuriyet kadroları ülkenin dönüşümünü eğitimli devlet kadroları aracılığıyla gerçekleştirmeye çalışmıştır.
Devletçilik
Ekonomik bağımsızlık ve yerli sermaye oluşturma fikri her iki dönemde de güçlü şekilde görülmektedir.
Büyük Kopuşlar
Bununla birlikte CHP ile İttihat ve Terakki arasında önemli farklar da vardır.
İmparatorluktan Ulus Devlete
İttihatçılar Osmanlı İmparatorluğu'nu korumaya çalışıyordu.
Cumhuriyet kadroları ise yeni bir Türk ulus devleti kurdu.
Monarşiden Cumhuriyete
İttihatçılar teorik olarak padişahlık sistemini sürdürüyordu.
Cumhuriyet ise saltanatı kaldırdı.
Halifeliğin Kaldırılması
1924'te halifeliğin kaldırılması Osmanlı siyasi geleneğinden büyük bir kopuş anlamına geliyordu.
Laiklik
Cumhuriyet dönemindeki laiklik uygulamaları İttihatçı dönemin çok ötesine geçti.
Tarihçilerin Görüşü
Konu üzerine çalışan tarihçilerin büyük bölümü şu noktada birleşmektedir:
Cumhuriyet Halk Partisi, İttihat ve Terakki'nin doğrudan kurumsal devamı değildir.
Ancak Cumhuriyet'i kuran kadroların önemli bir kısmı İttihatçı tecrübeden gelmiştir.
Bu nedenle Cumhuriyet'in kuruluşunda İttihatçı mirasın etkisi inkâr edilemez.
Feroz Ahmad, Erik Jan Zürcher ve Şükrü Hanioğlu gibi araştırmacılar bu sürekliliklere dikkat çekerken, aynı zamanda Cumhuriyet'in yarattığı yeni siyasi düzenin de altını çizerler.
Sonuç
İttihat ve Terakki 1918 yılında tarihe karıştı.
Ancak onun yetiştirdiği subaylar, bürokratlar, siyasetçiler ve modernleşme anlayışı yaşamaya devam etti.
Cumhuriyet Halk Partisi, hukuken İttihat ve Terakki'nin devamı değildir.
Fakat Cumhuriyet'in kurucu kadroları arasında İttihatçı geçmişe sahip çok sayıda isim bulunması, iki dönem arasında güçlü bir tarihî köprü oluşturmuştur.
Bu nedenle doğru soru şudur:
"CHP, İttihat ve Terakki'nin devamı mıydı?"
yerine
"İttihatçı miras, Cumhuriyet'in kuruluşunu ve ilk yıllarını ne ölçüde şekillendirdi?"
Bu sorunun cevabı, Türkiye'nin modernleşme hikâyesini anlamanın da anahtarlarından biridir.



