gdh'de ara...

Orta Doğu NATO'su fikri, kurgudan gerçeğe mi gidiyor?

1. resim

ABD açısından, Tahran'ın büyük ölçekli uranyum zenginleştirmesi ve buna bağlı olarak nükleer tehdidin artması, bölgede artan bir askeri varlığı ve işbirliklerini de zorunlu hale getirdi.

Artan bölgesel gerilimler ve son Şanghay İşbirliği Örgütü toplantısı ışığında, bir Ortadoğu NATO'su fikri, giderek daha gerçekçi hale geliyor.

Joe Biden yönetimindeki ABD politikaları, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşı ve Çin ile ilişkiler gibi acil meselelere öncelik vermiş olsa da, Orta Doğu ve Asya, ABD'nin dış politika stratejisinin önemli bir yönü olmaya devam ediyor.

ABD'nin ve Biden yönetiminin, bu bölgedeki bir askeri ittifaka olan ilgisinin ilk olmadığını belirtmek gerekiyor. İki yıldan fazla bir süre önce, zamanın ABD Başkanı Donald Trump, "Arap NATO'su" olarak adlandırılan bir "Orta Doğu Stratejik İttifakı"nın kurulacağını duyurmuştu.

Washington liderliğindeki ittifak, bölgeyi İran yayılmacılığı ve cihatçı hareketlerin tehdidinden korumayı amaçlıyordu. Ancak bu plan sonuca ulaşamadı.

Aslında bu plan, 1955 yılındaki Bağdat Paktı'na kadar gidiyor. ABD o dönemde de, Orta Doğu'daki İran karşıtı ülkeleri gerçek bir ittifaka dönüştürmek için mücadele etti. 2011'de de Arap Baharı'nın ardından, bölgede ABD ve ABD'nin var olan Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) müttefikleri bir ittifak fikrini yeniden alevlendirdi.

Çok defa “Körfez Kalkanı” örgütünün oluşturulması önerilmesine rağmen bu konuda güçlü bir ittifak gerçekleşmedi.

Genel olarak bölgesel liderlerin farklı hırsları, Arap rejimleri arasındaki çelişkiler ve Orta Doğu'daki Amerikan dış politikasının genel belirsizliği, çok sayıda ittifak girişiminin başarısız olmasına neden oldu. Bununla birlikte, İran tehlikesinin artması ve bölgede Rusya ve Çin gibi aktörlerin etkisinin giderek daha belirgin hale gelmesiyle birlikte, bölgesel ittifakların resmi olmasa da geliştiğini söylemek de mümkün oldu.

Artan gerginlikler artan çaresizliğe yol açıyor

Birkaç cephede artan İran tehdidi öncelikle Körfez ülkeleri olmak üzere, bölgedeki birçok oyuncuyu müzakere masasına yaklaştırdı. Son yıllarda Suudi Arabistan ve BAE gibi bölgeninn güçlü aktörleri, ABD ve İsrail'in önceliğindeki bölgesel gelişmelerde müttefik haline geldi.

İran'ın ötesinde ABD, Ukrayna'daki savaşın Ortadoğu'daki Amerikan çıkarları üzerindeki etkisine karşı da temkinli bir politika izlemek istiyor. Rusya'nın bir sonraki hamlesinden emin olamayan ve Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi yoluyla bölgede artan nüfuzuyla mücadele eden ABD'nin, şimdi Ortadoğu'da her zamankinden daha fazla gerçek müttefiklere ve askeri etkiye ihtiyacı var.

Bu değişen manzaradaki bir diğer önemli faktör de İsrail ile bölgesel komşuları arasındaki siyasi ve ekonomik dinamiklerdir. Daha önce Arap dünyasında bir parya olarak görülse de, İsrail son yıllarda Ortadoğu'daki retoriği değiştiren kilit ilişkiler geliştirdi. İsrail, 2020'den başlayarak Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Fas, Umman ve Sudan ile topluca Abraham Anlaşmaları olarak adlandırılan normalleşme anlaşmaları imzalayarak ülkenin 1979'da Mısır ve 1994'te Ürdün ile daha önceki normalleşme başarılarına katkıda bulundu.

Benzer bir şekilde Türkiye de, bu Ağustos ayında İsrail ile tam diplomatik ilişkileri yeniden kurmayı kabul etti.

Tabii ki, hem İsrail'i hem Türkiye'yi hem de Arap ülkelerini içeren bölgesel bir askeri ittifak ihtimali çok zor görünüyor. Ancak, İsrail ve Arap komşularının yakınlaşmaları, kısa vadede olmasa da ufukta sadece bir “Arap NATO'su” hatta bir Orta Doğu NATO'sunun olabileceğini gösteriyor.

Orta Doğu Hava Savunma İttifakı (MEAD)

Yakın zamana kadar, çoğu Orta Doğu ülkesini askeri olarak birleştiren tek neden İsrail karşıtı duygulardı.

Ancak şimdi, İran'ın bölgede oluşturduğu tehdit, bu ulusların geçmişte İsrail'e karşı hissettikleri nefretten daha ağır basabilir. Zira hem dünyada hem de bölgedeartık kabul edilen gerçek, İran'ın bölgedeki radikal terörizmin önde gelen sponsoru olduğudur.

İran, bölgedeki vekillerine binlerce insansız hava aracı ve füze ihraç ediyor ve nükleer silah elde etmeye yakınbir ülke olarak Orta Doğu'daki tüm ülkeler için bir tehdit. Bu gerçek doğrultusunda, Orta Doğu'daki pek çok tarafın, ortak bir hava savunma ittifakı kurmaya hevesli olması şaşırtıcı değil.

Haziran ayında, İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz, böyle bir ittifakın kısa bir süre içerisinde olabileceğini duyurdu. Gantz, İsrail'in, bazı Arap ülkelerini de içeren ve ABD liderliğindeki bölgesel bir hava savunma ağı olan Ortadoğu Hava Savunma İttifakı'na (MEAD) katıldığını açıkladı.

Gantz yaptığı açıklamada, bu Arap ülkelerinin adını vermemiş olsa da, birçok gözlemci MEAD'in özellikle Mart ayındaki gizli askeri toplantının ardından BAE, Bahreyn, Katar, Mısır ve Ürdün'ü içereceğini tahmin ediyor.

MEAD'in varlığı henüz teyit edilmemiş olsa da, bölgesel kuruluşlardan ittifaka destek olduğuna dair kanıtlar var.

Örnek olarak; Ürdün Kralı Abdullah, 23 Haziran'da Birleşik Arap Emirlikleri'ne yaptığı ziyaretin ardından ABD kanalı CNBC'ye verdiği röportajda ülkesinin Ortadoğu'daki müttefik ülkeler arasında NATO benzeri bir askeri ittifaka katılacağını açıkladı.

Bu gelişmeler aslında "Arap NATO'su" fikrinin çoktan hayata geçmeye hazır olduğunu gösterse de, devam eden bölgesel tehditler ve değişen dinamikler, "Orta Doğu NATO"sunun da hayata geçebileceğini ortaya koyuyor.

Arap ülkeleri İsrail'e karşı birleşmek yerine İsrail'le birleşiyor gibi görünüyor.

Şimdi soru; bir Orta Doğu NATO'sunun mümkün olup olmadığı değil bu yapının içerisinde hamgi ülkelerin olacağıdır.

Washington Institute tarafından yayımlanan analiz gdh.digital tarafından çevrilmiştir.