gdh'de ara...

Rusya-Ukrayna krizinin uluslararası hukuk boyutu

1. resim

Sakarya Üniversitesi'nden Dr. Öğretim Üyesi Sezercan Bektaş ve Ar. Gör. Görkem Kayacık, Rusya'nın Ukrayna'ya askeri müdahalesini uluslararası hukuk açısından kaleme aldı.

Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, 21 Şubat'ta düzenlendiği basın toplantısında yaptığı açıklamalar, Ukrayna-Rusya krizini farklı bir boyuta taşıdı.

Uzun süren müzakerelerin ve ikili görüşmelerin sonuç vermemesi neticesinde Devlet Başkanı Putin, Duma’nın tek taraflı olarak bağımsızlıklarını ilan eden sözde Donetsk ve Luhansk Halk Cumhuriyetlerini tanıma kararını onayladığını açıkladı. Akabinde ise tanınan bu devletlerle yaptığı ortak savunma antlaşmalarına dayanarak Rus birliklerini Donetsk ve Luhansk bölgelerine konuşlandırdı.

Batı kanadı, Rusya’nın bu eylemlerinin uluslararası hukuka uygun olmadığını ifade ederken, Rusya eylemlerinin uluslararası hukuka uygun olduğunu savunuyor. Taraflar her ne kadar dış politikaları temelinde ekonomik, tarihsel ve kültürel birtakım gerekçelerle hareket etseler de eylemlerinin uluslararası hukuka uygunluğunu da savunarak meşru bir zemin yaratma amacındalar. Bu noktada hem Rusya’nın hem de Batı’nın elinde ne gibi argümanların olduğu ve ilerleyen süreçte uluslararası hukukun el verdiği hangi yasal yollara başvurabilecekleri krizin gelişiminde belirleyici olacaktır.

Donetsk ve Luhansk’ın tanınması ne anlama geliyor?

Tanıma, uluslararası hukukta belirli bir durumu veya bir iddiayı meşru olarak kabul etmeyi içeren tek taraflı bir açıklamadır. Bu kapsamda bir devletin başka bir devletin hukuken varlığını kabul etmesi de tanıma beyanıdır. Rusya da 21 Şubat akşamı yaptığı açıklamayla bariz bir şekilde Donetsk ve Lugansk Halk Cumhuriyetlerini devlet olarak tanımıştır. Rusya, tanıma beyanı ile evvelce siyasi anlamda teşkilatlanmamış bulunan bir topluluğu devlet olarak kabul etmek ve onunla hukuki ilişkiler tesis etme iradesini ortaya koymuştur. Fakat tanıma beyanı yalnızca taraflar arasında sonuç doğurduğundan tanınan devletin devlet olma vasfının varlığına etki etmez. Dolayısıyla Rusya’nın tanımasının Donetsk ve Luhansk Halk Cumhuriyetlerini bağımsız birer devlet olarak uluslararası topluma dahil edecek bir etkisi hukuken bulunmamaktadır.

Uluslararası hukukta devletlerin ülkesel bütünlüğüne saygı ilkesi Birleşmiş Milletler Şartı’nın 2/4.maddesinde belirtilmiş temel bir ilkedir. Donetsk ve Luhansk’ın, Ukrayna’dan ayrılmasına yönelik her faaliyet, uluslararası hukuka aykırılık teşkil edecek niteliktedir. Fakat Rusya, Donetsk ve Luhansk’ın bağımsızlığına yönelik faaliyetlerine hukuki dayanak olarak Donetsk ve Luhansk’ın self-determinasyon ilkesi olduğunu ve bölgedeki Rus nüfusa yöneldiğini iddia ettiği “soykırım” ve “şiddet eylemlerini” gerekçe göstermektedir.

Self-determinasyon ilkesi, devlet niteliği kazanmamış halkların bağımsız devlet kurmak dahil, dilediği devlete bağlı olmayı seçme hakkı olarak tanımlanmaktadır. Fakat self-determinasyon ilkesinin devletin bütünlüğü ilkesine aykırı bir biçimde kullanılmayacağı Birlemiş Milletler Genel Kurulu tarafından 24.10.1970 tarih ve 2625 (XXV) sayılı Bildirgesi'nde açıkça öngörülmektedir. Self-determinasyon ilkesi ile ülkesel bütünlüğün bozulması ancak olağandışı ve istisnai durumlarda kabul edilmektedir.

Kosova’nın Sırbistan’dan ayrılması konusunda Uluslararası Adalet Divanı’na Rusya tarafından sunulan yazılı görüşte, devletlerin self-determinasyon ilkesini kullanması ancak ve ancak ana devletten gelen bir silahlı saldırının mevcudiyeti veya self-determinasyona konu olan halkın varlığını tehdit eden hallerin bulunması halinde mümkün olduğu savunulmaktadır. Ukrayna krizinde de Rusya’ya Donetsk ve Luhansk’ın self-determinasyon ilkesini kullanabilmelerini Ukrayna tarafından Donetsk ve Luhansk’taki Rus etnik gruplara yönelik soykırıma varan şiddet eylemlerine dayandırdığı görülmektedir. Soykırıma ilişkin bu iddialar herhangi bir uluslararası örgüt tarafından tespit edilmemiş veya doğrulanmamış olsa da Rusya, Donetsk ve Luhansk’ın bağımsızlıklarını ilan etmesini bu gerekçe ile uluslararası hukukta meşru gösterme gayretindedir.

Rusya’nın Barış Gücü operasyonları

Rusya, 21 Şubat günü yaptığı açıklama ile self-determinasyon ilkesine dayanan bağımsızlıklarını tanıyarak Donetsk ve Luhansk ile ortak savunmaya dayanan birtakım uluslararası antlaşma akdetmiştir. Bu antlaşmalar ile Donetsk ve Luhansk’ın sınırlarının ortak olarak korunması ve buralarda askeri üslerin kullanımının önü açılmıştır. Böylece, Rus birlikleri bu bölgelerde barışı koruma misyonu altında faaliyet yürütebilecek ve buralara yönelen olası saldırılara karşı konuşlandırabilecektir.

Birleşmiş Milletler Antlaşması'nın 2/4. maddesi devletlerin başka bir devlet üzerinde, meşru müdafaa hali ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları doğrultusunda kullanılan kuvvet kullanma hali haricinde, kuvvet kullanmasını yasaklamıştır. Rusya, Ukrayna’ya muhtemel askeri müdahalesinin uluslararası hukuktaki dayanağı olarak Donetsk ve Luhansk ile Rusya’nın akdettiği askeri antlaşmaların varlığı, Donetsk ve Luhansk’ın Rus kuvvetlerini davet etmesi veya Rusya’nın Donetsk ve Luhansk’ta bulunan Rus vatandaşlarının koruma sorumluluğu gerekçelerinden bazılarını ileri süreceği yaptığı açıklamalardan anlaşılmaktadır.

Uluslararası toplum ne yapabilir?

Rusya’nın uluslararası hukukun meşru zeminine yerleştirmeye çalıştığı bu eylemlerine Ukrayna ve Batılı müttefikleri ise oldukça farklı bakıyorlar. Onlara göre Donetsk ve Luhansk’ın self-determinasyon haklarını kullanabilecekleri bir durum mevcut değildir ve bu devletlerin tek taraflı ilan ettikleri bağımsızlıkları devletlerin egemenliğini güvence altına alan uluslararası hukukun genel ilkelerine ve BM Şartına aykırılık teşkil etmektedir. Neticede söz konusu topraklar halen Ukrayna’nın bir parçası olarak egemenlik hakları Ukrayna’ya ait bölgelerdir. Dolayısıyla varlığı kabul edilmeyen bu devletler ile Rusya arasında yapılan uluslararası antlaşmaların da bir geçerliliği yoktur ve bu antlaşmalara dayanarak Rusya’nın bu bölgelerde icra etmesi muhtemel her türlü askeri eylem, Ukrayna’nın egemenliğine yönelen bir saldırı olarak kabul edilebilecek ve meşru müdafaa hakkı kapsamında karşılık verilmesi gündeme gelecektir.

Bunun yanı sıra uluslararası hukuka aykırı oldukları açık olan bu eylemleri tanımama noktasında üçüncü taraf ülkelerin de birtakım sorumluluklarının olduğundan bahsedilebilir. Birleşmiş Milletler Uluslararası Hukuk Komisyonu’nun 2001 tarihli Uluslararası Haksız Eylemlerden Devletlerin Sorumluluğuna ilişkin taslak metninde yer verdiği üzere taslak metnin 40. maddesi devletlerin uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediği hallerde uluslararası sorumluluğun söz konusu olduğunu ifade etmekte ve 41. maddede ise "…hiçbir devlet, 40. madde anlamında ciddi bir ihlalden kaynaklanan bir durumu yasal olarak kabul etmeyecek ve bu durumun sürdürülmesine yardım veya yardımda bulunmayacaktır…" ifadesiyle üçüncü taraf devletlere de bu noktada yükümlülükler yüklemektedir. Söz konusu maddeler her ne kadar taslak olsalar da Uluslararası Adalet Divanı İsrail ile Filistin arasındaki bir davada taslak metindeki hususları aynen tekrar etmiş ve devletlerin uluslararası hukuka aykırı eylemleri tanımama yükümlülüğünü kabul etmektedir. Netice olarak üçüncü devletlerin ve uluslararası örgütlerin hem fiili olarak hem de tek taraflı beyanlar yolu ile uluslararası hukuka aykırı olan bu eylemleri tanımadığını göstermeleri beklenecektir.