İsrail'in saldırılarıyla yerinden edilen Lübnanlı aile, çadırda yaşıyor. / Beyrut- AA
Küresel diplomasinin ABD ve İran arasında varılan tarihi ateşkes çerçevesine kilitlendiği Haziran 2026'da, Lübnan'ı büyük bir diplomatik ve insani kördüğüm bekliyor. Çekilme şartı Tahran’ın mutabakat zaptındaki en temel taleplerinden biriyken, İsrail hükümetinin Litani Nehri’ne kadar uzanan yaklaşık 570 kilometrekarelik kontrol alanını süresiz olarak elinde tutma kararı, "Ateşkes Lübnan'a barış getirecek mi?" sorusunu büyük bir belirsizliğe gömüyor.
İsrail ordusu, sınırın ötesindeki varlığının tek amacının Hizbullah altyapısını temizlemek ve kuzey şehirlerini korumak olduğunu iddia ediyor. Ancak sahadaki askeri uygulamalar, "yerel sakinlerden arındırılan" bu bölgede sivil halkın geri dönüşünün engellendiğini ve ucu açık bir askeri kontrolün yerleştiğini gösteriyor. Üstelik bu durum yeni değil.
İsrail ordusu, Kasım 2024'te yürürlüğe giren plan uyarınca tahliyesi öngörülen güneydeki 5 kritik tepe bölgesinden geri çekilmeyi uygulamada reddetti.
26 Ocak 2025'te sınır hattındaki evlerine dönmeye çalışan silahsız Lübnanlı sivillere ateş açılması sonucu 26 kişi hayatını kaybetti, 147 kişi yaralandı.
Lübnan’da bilanço ağır
Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA), Dünya Bankası ve Lübnan Sağlık Bakanlığı verileri, "güvenlik tamponu" gerekçesiyle yürütülen operasyonların sivil yaşam alanlarını doğrudan vurduğunu ve ülkede toplam 14 milyar dolarlık fiziksel ve ekonomik kayba neden olduğunu belgeliyor.
- Human Rights Watch (HRW) ve Uluslararası Af Örgütü, İsrail’in Ekim 2023’den itibaren Güney Lübnan’daki 17 belediyede uluslararası hukukun yasakladığı beyaz fosfor bombası kullandığını raporladı.
- Çatışmalarda 4.000'den fazla insan hayatını kaybetti, 99.209 konut hasar gördü ve en az 37 köy tamamen haritadan silindi.
İsrail sağı çekilmemekte ısrarcı
Netanyahu Hükümetinin geri çekilmeyi reddeden tutumu, hem koalisyon ortaklarının tehditleri hem de muhalefetin eleştirileriyle İsrail iç siyasetini hareketlendirdi. Bu denkleme, Washington-Tel Aviv hattında basına sıklıkla yansıyan Trump-Netanyahu anlaşmazlığı da eşlik ediyor.
- Aşırı sağcı bakanlar Smotrich ve Ben Gvir, "Trump'ın anlaşması bizi bağlamaz" diyerek, Lübnan'dan çekilme halinde koalisyondan ayrılacaklarını ve hükümeti düşüreceklerini ilan etti.
- Muhalefet lideri Lapid, Netanyahu'yu ordu başarılarını masada satmakla suçlarken; ABD Başkanı Trump ise müzakereler sürerken Beyrut'un vurulmasını eleştirerek Netanyahu'nun "muhakeme yeteneği olmadığını" belirtti.
Şimdi Lübnan’a ne olacak?
Lübnan için en büyük bilinmezlik evlerine dönemeyen yüz binlerce sivilin geleceği üzerinde yoğunlaşıyor. Mevcut veriler, Lübnan halkının önünde duran insani tablonun ciddiyetini gözler önüne seriyor.
Yerinden edilen yaklaşık 1.4 milyon insandan yüz binlercesi halen evine dönememişken, yaz döneminin başlamasıyla 1.24 milyon kişinin akut gıda kriziyle karşı karşıya kalacak olması, bu insanların temel ihtiyaçlara erişimi ve toplumsal hayata yeniden entegrasyonu konusunda nasıl bir yol izleneceği sorusunu beraberinde getiriyor.
Geçici barınma merkezlerindeki çocukların %15'inin sadece sütle beslenebildiği ve kümülatif ekonomik küçülmenin %40'a ulaştığı bir ülkede, uluslararası yardımların mevcut ihtiyaçları karşılayıp karşılayamayacağı ve ülkenin fiziksel yeniden yapılanma sürecini nasıl başlatabileceği ise belirsizliğini koruyor.
ABD ve İran arasındaki ateşkes sürecinin İsrail’de karşılık bulmaması, bölgede silahların tamamen susmasını engellerken İsrail’in Lübnan üzerinde oluşturduğu güvenlik ve geçim baskısı ülkeyi belirsiz bir geleceğe sürüklüyor. Küresel diplomasi masası ile bölgedeki insani kriz arasındaki bu derin uçurum, Lübnan halkını barışın vaatleriyle çatışmanın gölgesi arasında zorlu bir bekleyişe mahkum ediyor.



