Washington ile Tahran arasında Hürmüz Boğazı odaklı ateşkes görüşmeleri sürerken, dünyada sadece İsrail’in tanıdığı Somaliland’in Cumhurbaşkanı Abdirahman Mohamed Abdullahi (Cirro), 14 Haziran 2026’da Kudüs’e resmi bir devlet ziyareti gerçekleştirdi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’la Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik Pakistan aracılığıyla yürüttüğü müzakereler, müttefikler arasında strateji uyuşmazlığını da gündeme getirdi. Beyaz Saray’ın Tahran’la makro düzeyde bir uzlaşı aradığı ve bölgesel aktörleri yeni gerilimlerden kaçınmaları konusunda uyardığı bir süreçte, İsrail yönetimi sürpriz bir diplomatik hamle yaptı.
Somaliland’i tanımaya giden süreç
İsrail’in Kızıldeniz hamlesi 28 Şubat 2026’dan çok daha önceye dayanıyor. Husilerin Ekim 2023’ten bu yana Kızıldeniz’de İsrail bağlantılı gemilere yönelik kısıtlamaları ve Eilat Limanı’nı fiilen işlevsiz hale getirmesiyle Somaliland bir seçenek haline geldi. Eritre ile ilişkileri de bozulan Tel Aviv, güney deniz yollarındaki lojistik tıkanıklığa karşı alternatif arayışını hızlandırdı.
Bu çerçevede İsrail, 26 Aralık 2025 tarihinde Somaliland’i resmen tanıyan ilk Birleşmiş Milletler üyesi ülke oldu. Ancak asıl şaşırtıcı gelişme, bu tanıma kararından yaklaşık altı ay sonra gerçekleşen devlet ziyareti oldu.
Ziyaretin zamanlaması
14 Haziran 2026’daki ziyaret, Trump yönetiminin İran’la yürüttüğü Hürmüz görüşmelerinin sürdüğü döneme denk geldi. Netanyahu hükümetinin, olası bir ABD-İran anlaşmasının sahadaki mevcut dengeleri İsrail aleyhine değiştirmesinden endişelendiği biliniyor. Bu nedenle Berbera’daki askeri ve istihbarat altyapısına ilişkin planların, anlaşma masaya oturmadan önce somutlaştırılmak istendiği değerlendiriliyor.
Aynı dönemde Trump yönetiminin Mayıs 2026’da Washington’da Etiyopya ile yeni bir stratejik çerçeve anlaşması imzalaması da dikkat çekiciydi. Afrika Boynuzu’ndaki denge arayışını sürdüren ABD’nin bu hamlesi karşısında İsrail’in Somaliland kartını öne sürmesi, bölgedeki rekabetin çok katmanlı hale geldiğini gösteriyor.
Kudüs’teki ziyaret tartışmaların odağında
Somaliland Cumhurbaşkanı Cirro, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un ev sahipliğinde Kudüs’te ağırlandı. Devlet yemeğinin ardından büyükelçilik açılması yönünde adımlar atılacağı açıklandı. Cirro’nun sosyal medyada “Dünyaya sorduk, bizi görüyor musunuz? İsrail ilk cevap verdi” şeklinde paylaştığı mesaj, 35 yıllık uluslararası tanınma arayışının yarattığı diplomatik açlığı yansıtırken, ziyaretin Kudüs’te gerçekleştirilmesi özellikle İslam dünyasında geniş tepki topladı.
Nüfusunun tamamı Müslüman olan bir ülkenin liderinin, işgal altındaki Kudüs’te devlet protokolüyle ağırlanması ve ilerleyen dönemde büyükelçilik açma sözü verilmesi, birçok ülkede ve sosyal medyada sert eleştirilere neden oldu. Bu durum, İsrail’in tanıma ve askeri-teknolojik destek vaadi karşılığında Somaliland’den Kudüs’te büyükelçilik açmasını istediği yönündeki değerlendirmeleri güçlendirdi.
Somaliland yönetimi ise bu adımı, uzun yıllardır süren uluslararası izolasyona karşı pragmatik bir tercih olarak gördü. İsrail iç siyasetinde muhalif liderler Yair Lapid ve Benny Gantz’ın ziyarete yönelik sessizliği dikkat çekerken, ana akım medyanın olayı “tarihi başarı” olarak sunması ve İsrailli sağcı yorumcu Yinon Magal gibi isimlerin konuyu iç kamuoyunda “yeni kardeşlerimiz” şeklinde işlemesi, bu hamlenin iktidar kanadında geniş destek bulduğunu ortaya koyuyor.
Buna karşılık Somali Federal Hükümeti ziyareti “yasadışı” olarak nitelendirirken, Türkiye, Mısır ve Cibuti’nin sert açıklamaları Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde acil oturum taleplerine dönüştü.
Berbera Limanı ve bölgesel etkiler
Ziyaretin en önemli stratejik boyutu, BAE’nin DP World şirketi tarafından modernize edilen Berbera Limanı’nın İsrail’in Kızıldeniz stratejisindeki yeri oldu. Uzmanlar, limanın Aden Körfezi ve Babülmendep Boğazı’na yakın konumunun, İsrail’e Husilere karşı gözetleme ve müdahale kapasitesi kazandırabileceğini belirtiyor.
Bu gelişme, aynı zamanda Mogadişu’yu ve Somali’nin toprak bütünlüğünü destekleyen Türkiye-Mısır eksenine karşı yeni bir hat oluşturma anlamına geliyor. Ankara’nın Afrika Boynuzu’ndaki askeri ve diplomatik varlığı, Tel Aviv-Abu Dabi işbirliği açısından uzun süredir rahatsızlık kaynağı olarak görülüyor.
Sürecin ortaya çıkardığı temel dinamikler
Ziyaret, iki önemli hususu daha net ortaya koydu. Birincisi, Trump yönetiminin Pakistan üzerinden bölgesel bir ateşkes ve uzlaşı vizyonu aradığı bir dönemde, İsrail’in Washington’dan bağımsız olarak Kızıldeniz’in güneyinde fiziki bir askeri ve istihbarat varlığı oluşturma çabası, müttefikler arasındaki stratejik güven ilişkisinin zayıfladığını gösteriyor.
İkincisi ise Berbera Limanı ekseninde kurulan bu yeni hat, vekalet savaşlarının ve bölgesel rekabetin Afrika Boynuzu’na daha derinlemesine taşındığını ortaya koyuyor. Somaliland’in uluslararası tanınma arayışı, İsrail tarafından stratejik bir kaldıraç olarak kullanılırken, bu durum Somali’nin toprak bütünlüğü tartışmalarını da yeniden alevlendiriyor.
Kudüs’te sözde elçilik
Kudüs’teki devlet yemeği ve açılması planlanan büyükelçilik, İsrail’in kendi bölgesel güvenlik sorunlarını çözmek için Afrika Boynuzu’ndaki kırılgan yapıları ve ayrılıkçı oluşumları araçsallaştırdığını bir kez daha gözler önüne serdi. Kendi limanlarını Husilere karşı korumakta zorlanan Tel Aviv yönetimi, 35 yıldır uluslararası tanınmadan yoksun olan Somaliland’i hem askeri bir ileri karakol hem de Kudüs üzerinden meşruiyet sağlama aracı olarak kullanmayı tercih etti.
Bu strateji, Somaliland’in diplomatik yalnızlığını kendi çıkarları doğrultusunda değerlendirmekten öteye gitmiyor ve bölgedeki istikrarsızlığı derinleştirme riskini taşıyor.
Şimdi asıl soru, bu yeni denklem karşısında Ankara ve Mogadişu’nun nasıl bir diplomatik ve güvenlik pozisyonu alacağı. Bölgedeki güç mücadelesi ve denge arayışı, Berbera-Kudüs hattı üzerinden yeni bir evreye mi giriyor?



